logo

reklam

ABD Ziyaretinin Hatırlattıkları

ABD Ziyaretinin Hatırlattıkları

Suriye ve Irak’ta Türkiye olmadan DAEŞ’e karşı mücadelenin ne denli sıkıntılı olduğunu bilecek çapta bir ülke ABD. Aynı zamanda Baba Bush döneminden bu yana bölgede sürekli kendi kara gücü gibi kullandığı YPG yapılanmasının Türkiye için manasını biliyor.

Ülkemizi tehdit eden, topraklarımızda bağımsız bir Kürt devleti kuracağını düşünen ve bunu da KCK sözleşmesine yazmaktan geri durmayan oluşuma karşı Türkiye meşru müdafaa hakkını kullanıyor. Bu noktada ABD iki tarafı da idare edecek cıvık bir politikayla, sınırın iki tarafında iki farklı şapkayla ortaya çıkan örgütün bir ayağını terörist, diğerini müttefiki sayıyor. Tansiyonu daha da artıran gelişme, Erdoğan’ın ziyaretinin ayrıntılarını hazırlamak için Washington’da bulunan ekiple planlama yapılırken diğer bir salonda YPG’ye ağır silahlar verilmesini onaylayan belgeler imzalanıyor.  

Muhalefetin de öfkesini çeken ve “ziyareti iptal et” çıkışıyla kendini gösteren çağrılara rağmen Erdoğan Amerika’ya gitti ve ilk elden Trump’un niyetini ve hedefini kendi görmek istedi. Tahmin edileceği gibi ülkemizi önemsiyor gibi görülen, ortaklıklara işaret edilen bir değerlendirme geldi ABD tarafından. YPG ile devam eden ilişkisinin taktiksel mahiyette olduğu ve uzun ömürlü olmayabileceği gibi imaları içeren bir açıklama çıktı ortaya.

YPG uzun zamandır dünyanın süper gücü ABD’nin desteğiyle ayakta duruyor. Rusya tarafıysa zaten PKK’yı terör örgütü olarak bile kabul etmiyor. Bu haliyle YPG, birçok ülkenin kaybeden olduğu bu kriz ortamında maharetle iki tarafın da desteğini alarak uluslararası sahada meşruiyetini daha da pekiştirme imkânı buldu. TSK’nın en son Sincar ve Karaçok bölgesine, YPG unsurlarına yaptığı saldırı sonrasındaki manzara gösteriyor ki askerlerimizin bu tarz bir saldırı yapmaması için gerekli yerleri YPG’nin elinden alarak kendi bölgeleriymiş gibi davranacaklar.

PKK’yı terör örgütü olarak kabul ettiğini söylese de ABD’nin Türkiye’nin kendi coğrafyasındaki bu meselesinde esaslı bir yardımı olduğunu hatırlamıyoruz. TSK ile istihbarat paylaşımında bile son derece çekingen bir tavrı olduğunu hatırda tutmak gerekiyor. Buna rağmen yakın döneme kadar YPG’ye silah desteğiyle ilgili iddiaları reddediyorlardı. Şimdiyse ağır silah vereceğini ilan ediyor, hatta bu silahlar verilmeye başlandı bile.

ABD‘ye karşı sonraki davranışımız bir ültimatom vermek mi olmalı? Ya onlar ya biz deyip resti çekmezsek eğer olan bitene ses çıkarmayarak bu tavrı sineye mi çekeceğiz. Seçenekler içinde bir kesimin yüksek sesle dillendirdiği, açıkça düşmanımızı silahlandıran ABD’ye, İncirlik üssünü kapatarak canını acıtacak bir karşılık vermek de var. Evet, bu kati tutum yeterince sert olur fakat sonucunda ülkemize geçici bir milli gurur tatmininden öteye ne kazandıracak?

2003 Mart Tezkeresi’nde Irak’a yapacağı müdahale için kuzeyden kara birliği sokmaya çalışan Amerika’nın talebine hayır denmesinin intikamını, YPG ile ittifak kurarak aldığını düşünen geniş bir kesim var ülkemizde. İsrail’in uzun zamandır istediği parçalı Orta Doğu görüntüsünü Trump gibi bir başkanın eliyle mutlaka sonuçlandırmak istediğini, dolayısıyla Barzani’nin yanında bir Kürt devleti daha kurulması için hazırlıkların tamam olduğunu savunanlar var. Türkiye, gözünün önünde bir oldubittiye izin vermeyeceğini Fırat Kalkanı’yla göstermiş oldu. Sonrasında atacağımız adımlarsa gayet ince hesaplanmalı. Çünkü sahada vakalar her dakika değişiklik gösteriyor ve adeta bütün dünya çeşitli aktörleri üzerinden bir vesayet savaşı yürütüyor bölgede. En sert kozumuzu oynamak için en güçlü olduğumuz anı beklememiz gerekiyor. 15 Temmuz sonrası siyasi arenada iyice yalnızlaşan ülkemizin aleyhinde yapılan yayınlar, otoriterleşme iddialara bölgenin yükselen yıldızı sayılan Türkiye’ye bakışın ne ölçüde değiştiğini gösteriyor.

Amerika’nın son günlerde Türkiye’nin gönlünü alma çabaları DAEŞ’le mücadelede ülkemiz olmadan işinin ne kadar zor olduğunu görmesinden geliyor. Elbette iş son aşamaya geldiğinde Türkiye’nin en sert çıkışları yapıp masayı devirme hakkı da gücü de var. Ama en son Rusya krizinde olduğu gibi kendimizi bölgede ve dünyada yalnızlaştıran bir ülke haline getirmek, düşmanlarımızın en çok arayıp da bulamadıkları fırsat olacaktır. Oysa yakın döneme kadar liberal, demokrat, ülkemizin Müslüman kimliğinden rahatsızlık duymayan bir entelektüel ve siyasi çevre Avrupa’da ve dünyada daima vardı.

Siyasi düzlemde ve STK’lar aracılığıyla bir yandan kendimizi anlatmaya öte yandan ABD ile ipleri koparmadan, sıkı pazarlık yaparak sonuna kadar müzakere edilen ülke olmak zorundayız. YPG’ye verilen silahların PKK’nın ülkemizde asla kullanamayacağı silahlar olmasını sağlayarak işe başlayabiliriz. Sonrası ise oturup kalem kalem tüm safahatın hesaplanmasına kalıyor.                                                                                                                                               

Ahmet Çağan

Etiketler: » » » » » » » » » »
Share
408 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.