logo

reklam

Ahlakî Bir Zaaf Olarak Haset

Ahlakî Bir Zaaf Olarak Haset

ahlaki-bir-zaaf-olarak-haset

 

Haset (kıskançlık) başkalarının elindeki nimeti çekememek, bu nimetin, o şahsın elinden alınmasını istemektir. Gıpta (imrenmek) ise başkasının sahip olduğu imkânları beğenmek, sevmek ve meşru yollardan o imkânlara kavuşmayı istemektir. Gıpta güzel bir haslettir. Haset, fertlerin gelişmesini önleyen, insanı içten içe yıkan, pek müzmin, pek çirkin bir huydur. Bunun için dinimizde haset, haram kılınmış ve ahlâk-ı rezîlelerden sayılmıştır. Gıpta, insanın başkalarından, ibret alarak başkalarının güzel hallerini kendisine örnek yaparak çalışması, gayret göstermesine imkân verdiği için pek güzel bir haslettir.

Gençlerin, gıpta damarlarını harekete geçirmek, haset damarlarını körletmek bir terbiye işidir ve son derece lüzumludur. Haset, ilim adamlarını da mahveder. Nice harika zekâlar, haset yüzünden, kendilerini yükseltme yerine, başkalarını alçaltmak için çalışmıştır. Nice imkânlar insanların ve cemiyetin hayrına kullanılma yerine, haset yüzünden ziyan edilmiş veya yıkıcılıkta harcanmıştır.

Hasetçi, eğeyi yalayan kedi gibi kendi kanını içtiğinin farkında bile olamaz. Evet, bir hadis-i şerifte de açıklandığı gibi, hasetçi başkalarına zarar verirken, kendisini de yer bitirir.

İnsan, doğuştan başkalarının saadetinden zevk alan, başkalarının iyiliği, hayrını kendi iyiliği ve hayrı bilen bir yaratılıştadır. Fakat hasetle bozulan, çözülen kimse hep başkalarının felâketinden hayvanî bir zevk duyacak hale gelir.

Haset öyle bir kurttur ki, genç-ihtiyar, âlim-cahil, hoca-talebe demeden herkesin içinde kendisine rahat bir barınak bulabilir. Musallat olduğu her bir ruhu kemirir durur. Bu tilki yapılı mahlûk, peygamber evladına bile söz geçirebilmiştir. Gizli şirk gibi bir şeydir bu. Başka başka çehreler göstermeğe ve masum tavırlar takınmaya da muvaffak olabilir. Tarihte nice âlimler, nice âbidler, nice kahramanlar, nice devlet adamları haset yüzünden âleme maskara olmuşlardır. Bunlardan hâlâ ibret almayanlara, ne demeli? Fakat unutmamalı; tarihte hasede metelik vermeyenler de yok değildir. Yoksa dünyamız bugüne kadar ayakta durabilir miydi?

Kardeşi kardeşe, arkadaşı arkadaşa, komşuyu komşuya, âlimi âlime, kaynanayı geline, gelini kaynanaya düşman yapan yine hep bu fitnedir. Birlik, beraberlik içinde görünen nice dostlar, bunun tekme tokatlarıyla nasıl da darmadağınık olmuşlardır. Araştırınız; tarihte birçok cinayetin asıl suçlusunun haset olduğunu anlayacaksınız. Ama nice masumlar, onun yerine suçlu sandalyesine oturmuş, hesap vermiştir. Bu, öyle kurnaz bir canidir ki, her cinayeti işler; fakat hiçbir zaman yakayı ele vermez. Onu suçlu olarak yakalayanlar bile onu asla cezalandıramaz. O her işin içinden sıyrılıp çıkmasını bilir. Ama hangi taşı kaldırırsanız altında onu bulursunuz.

Mikroplar, bedenen zayıf düşmüş insanlara musallat oldukları ve kendilerine yem olarak öylelerini buldukları gibi, haset mikrobu da ruhen fakir düşmüş, ruhen çökmüş insanlara musallat olur; bu suretle onların zaten yıkılmaya yüz tutmuş ruhlarında bir müddet saltanat kurar. Mikropla haset arasında ne de büyük benzerlik var. Leş kargaları gibi her ikisi de yıkılmış vücutların mirasına konuyorlar. Bu ahbap çavuşlar, birbirlerine o kadar sadakatle bağlıdırlar ki, birbirlerinin menfaatlerini gözetmede hiçbir ihmalleri olmaz. Çünkü mikrobun yerleştiği vücut zayıflayınca, hasede zemin haline gelen bir ruh tablosu ortaya çıkar. Hasedin, sahip çıkıp delik deşik ettiği ruh ise bedeni zayıf düşürür, onu mikropların yemliği haline sokar.

Haset, hırs ve kinle pek kolay dost olur, o ne yapıp yapıp hırslı ve kindar kimselerin ruhlarını hemen buluverir. Ve bu zavallı ruhların sağlam kalan taraflarını da bir güve gibi kemirmeye devam eder durur. Vücuda yerleşip vücutta şahlanan bazı mikropların, mikrobiyoloji uzmanlarını aciz bıraktığı gibi, haset de en yetişkin, en maharetli irşatçıları aciz bırakmış ve mağlup etmiştir.

Kim bilir belki de kimsenin haberi olmadan birbiri ile anlaşıp geri kalmış milletleri aralarında paylaştıkları ve sömürdükleri iddia edilen süper devletler gibi, bunlar da bizim hiç haberimiz olmadan varlığımızı aralarında paylaşmışlardır.

Sakın insanların haset damarlarını tahrik etmeye kalkışmayınız. Haset damarı tahrik olmuş bir insan şehvetine, şöhretine ve servetine mağrur ve mahkûm olmuşlar gibi pek gülünç durumlara düşmekte, neticede her yıkılıştan ayrı bir öfke ile doğrulup çevresini yakıp yıkmaktan geri durmayan bir dehşet, bir felaket kaynağı olmaktadır.

Bu davetsiz misafir, bizim kapımızı da çalabilir. Bizim içimizde de kendisine bir çevre bulabilir. Bunun için kendimizi bir “suje” yerine koyup deneyelim. Acaba arkadaşlarımızın başarı ve mutluluğunu kendi başarı ve mutluluğumuz bilip sevinebiliyor muyuz? Dostumuzun meşrû ticaretinden büyük kârlar elde etmesine dayanabiliyor muyuz? Hatta bundan büyük bir zevk alabiliyor muyuz? İşte bu sorunun cevabı, haset karşısındaki yerinizi tayin edecektir.

Komşumuzun, tanıdığımızın, çoluk çocuğuyla çok mesut bir aile hayatı sürdüğünü görünce “Ne güzel, Allah bunu herkese nasip eylesin” diyebiliyor muyuz? Çünkü bu da çok önemlidir; içimizden bir kimseye nasip olmuş bir saadetin herkes tarafından erişilmesini, paylaşılmasını arzu etmek bir ruh zenginliğinin işaretidir. Haset böyle ruhlara saldırmayı göze alamaz.

Haset ateşi içimizde alevlendiği zaman, hemen Cenâb-ı Mevlâmıza sığınalım. Bir taraftan da abdest alarak onu söndürmeye çalışalım. Hasedi en çok yıldıran şey kadere imandır. Haset, içimizde ne kadar şahlanırsa şahlansın, kadere imanımızı takviye ettiğimiz zaman, onun derhal dizlerinin feri kesilir. Hulâsa iman ve ibadet nurundan o çok yılar. Çünkü onun çok iyi bildiği gibi bu nur mutlaka onun belini kırar.

Hasetçinin de bize şerri dokunabilir; ama ondan korkumuz yoktur. Çünkü Felâk sûresinin son ayetinde, “Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah’a sığının” buyrulmaktadır. Dikkat ettiniz mi haset, hasetçi işte böyle ayetlere konu olmuştur, bunu hiç unutmayalım. Her şeyin dizgini Cenab-ı Hakk’ın elindedir. Allah dilemedikçe bize hiçbir fenalığın tesiri dokunmaz. O halde Rabbimizle dost olalım, her korkudan, her sıkıntıdan her felaketten, her musibetten böylece kurtulalım.

İnsanın hayatı dindar, namuslu, şerefli, faziletli, yüksek ilim ve irfan sahibi kimselere gıpta ile geçmeli, şuna buna haset ile heba olmamalıdır. Salih insanların ufak tefek kusurları katiyen nazar-ı dikkate alınmamalı. Her fırsatta onların kemalleri, gıpta edilecek örnek yönleri ortaya konmalıdır. Her cemiyetin en çok muhtaç olduğu şey, mihver insandır. Yeni nesillerin örnek alabileceği, kalıbına dökülebileceği insanlar her cemiyette sayılı ve sınırlıdır ve bunların şahsiyetlerini korumak için üzerlerine titremeli ve kendilerine gıpta etmeliyiz.

Netice itibariyle haset; ahlakî bir zaaf olup şeytanın amellerinden bir ameldir. Bu nedenle de biz müminler, şeytan işi olan bu kötü amelden Rabbimize sığınmalıyız. Gerçek mümin, kendisi için istediğini başkaları için de isteyen, kendisi için istemediğini başkaları için de istemeyen kimsedir.

Prof. Dr. Ahmet Coşkun
Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Emekli Öğretim Üyesi

Etiketler: » » »
Share
2907 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...