logo

reklam
26 Haziran 2017

Anayasanın Mahiyeti

Anayasanın Mahiyeti


Anayasalar, uzun bir tarihî tekâmülün ve siyasi gelişmelerin içinden süzülüp, hem mevcut şartlara hem de gelecekteki temennilere cevap vermesi için konulan temel kanunlardır. Toplumda meydana gelmiş birtakım çalkantılardan sonra vazedildiği için kaynağına göre de anlam verilebilir. Bir şahsın veya bir meclisin düşüncesinden çıkan gelişigüzel konulmuş kanunlar değildir.

Tarihî ve sosyal şartların meydana getirdiği ve millî bir kimliği bulunan topluluğun, belli bir toprak üzerinde siyasi teşkilatlanmasını ifade eden devlette, bir ana kuruluş düzeni vardır. (*** Kubalı; a.g.e. s.1) Bu düzenin olmaması halinde, topluluğa kargaşa hâkim olur ve devlet var sayılamaz. Yeryüzünde, böyle bir devlet, böyle bir topluluk düşünülemez. Bu anlamdaki bir uzlaşma, devletin temel hukuki yapısı, bir toplumu devlet olarak kuran ve idare eden temel kanunların bütünüdür.

Ana kuruluş ile anayasanın, birbirine bağlı, fakat farklı anlamları vardır. Batı dillerinde yer alan constitution terimi, geniş anlamda ana kuruluşu, dar anlamdaysa anayasayı ifade eder. Geniş anlamda constitution, bir topluluğun sosyolojik ve tarihî bakımdan temel yapısını gösterir. Bu anlamdaki ana kuruluş, toplumun ihtiyaçlarına göre, daha çok kendiliğinden meydana gelir ve şartlara göre de değişebilir. Bir de insanların akıl ve irade yolu ile planlı bir şekilde kurduğu hukuki ve siyasi bir ana kuruluş daha vardır. Birincisi, devletin sosyal ana kuruluşunu veya teşkilatını, ikincisi ise hukuki ve siyasi ana kuruluşunu ya da anayasasını meydana getirir. (*** Kubalı; a.g.e. s.78,). Vattel gibi tabii hukukçular, anayasayı bir içtimai mukavele, toplumun ortak sözleşmesi olarak ele alırlar. (*** Arsel; a.g.e. s. 239) Esmeine ve Duverger ise şekle ve devlet organlarına önem verirler. (*** Esen; a.g.e. s. 14) Bu düşünürler, anayasayı, devlet hayatının ve bunun içinde yaşayan insanların temel hukuku olarak değerlendirirler. Anayasa hukuku esas itibariyle devletin ve hükümetin yapısını, görevlerini ve vatandaşları ile münasebetlerini inceleyen hukuk koludur. (*** Arsel; a.g.e. s.8; Kubalı; a.g.e. s.3)

Burada hükümet tabiri en geniş manası ile ele alınmıştır. Bu yaklaşıma genel anlamda kamu işlerinin görülmesini temin edecek teşkilatın tesis ve idaresine yönelik kurallar olarak bakılabilir. Devletin en yüksek organlarını inceleyen hukuk koludur)

Bu açıklamadan sonra anayasanın tarifini kısaca üç yönden yapmak mümkündür:

a. Özü bakımından: Devlette siyasi rejimin, yani merkezî organ ve müesseseleriyle bunlardan her birinin teşekkülünü, işlemesini, temel hak ve hürriyetlerini tayin eden kural ve prensiplerin toplamıdır.

b. Değeri bakımından: Bir devlette uygulanan hukuk kurallarının, kuvvet ve önem bakımından başta gelen ve bütün kurallara temel teşkil eden prensip kaideleridir.

c. Şekli bakımından: Anayasayı meydana getiren kurallar, öteki hukuk kurallarından ayrı olarak birtakım şart, şekil ve törenle vazolunur. Anayasalar diğer kanunların yapılışından esaslı bir şekilde ayrılır. (*** Başgil, Ali Fuad; Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul 1960, s.50;) 1791 Fransız Anayasası, alelade kanunlarla anayasa arasında ayrım yapmış ve kanunları hazırlamakla görevli meclisin, anayasayı değiştiremeyeceğini, anayasanın ancak sırf bu değiştirme işini yapmak üzere özel bir şekilde seçilecek meclis eliyle yeniden düzenleneceğini hükme bağlamıştır. Bu sistem çok geniş bir uygulama alanı bulamamıştır. İngiltere hariç öteki Avrupa ülkelerinde anayasayı değiştirmek özel kurallara bağlandı. (Daha geniş bilgi için bakınız. Arsel; a.g.e. s.235)

Tarihin en eski dönemlerinde görülen devletlerin teşkilatı ve idaresiyle ilgili esaslar, uzun bir geçmişi olan örf ve âdet kurallarına göre düzenlenmişti. Cromwell zamanında kabul edilen Instrument of Government adlı belge, günümüzde, ilk yazılı anayasa niteliğindeki belge olarak kabul edilmektedir. (***Arsel; a.g.e. s.234–235; 1215 tarihli Manga Carta ise asillerle İngiltere Kralı arasında imzalanan ve hükümdarın yetkilerini sınırlayan bir belgedir) Ancak bu belge hiçbir zaman uygulanamamıştır.

17. ve 18. yüzyıl filozofları, yazılı metin haline gelmiş hukuk kurallarının, yazılı olmayanlara göre daha üstün kuvvette olduğunu savunuyorlardı. Filozofların bu görüşü, kamuoyunda giderek destek bulmaya başladı. 18. yüzyılın sonlarına gelinceye kadar hemen hemen hiçbir ülkede devletin siyasi teşkilatını tam olarak düzenleyen yazılı kanunların olmayışının da etkisiyle, toplumlarda yeni arayışlar belirdi. İlk olarak 1781 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Konfederasyonu Anayasası ortaya çıktı. Bunu 1787 yılında Federal Devlet Anayasası ve 1791’de de Fransa Anayasası izledi. (*** Arsel; a.g.e. s.235)

18. yüzyıl sonlarından itibaren yazılı anayasalar sistemine geçilmesi, Anayasa Hukuku kavramına şeklî ve maddi unsurların da ilave edilmesini sağladı. (*** Kubalı; a.g.e. s. 79,) Daha sonra da bütün ülkelerde yazılı anayasalar yapılmaya başladı.

Necati Yüzüak

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
505 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.