logo

reklam

Bazı “Köklü” Geleneklerimizin Kökü Kurusun

Bazı “Köklü” Geleneklerimizin Kökü Kurusun
bazi-koklu-geleneklerimizin-koku-kurusun

Yüzyıllardır Kuran ve Sünnet haritasına dâhil olan ana başlıkların en önemlileri birtakım uydurmalara katık edilmeye çalışılmış, din arkadan hançerlenmiştir. Hiç şüphesiz, bu uydurma tasavvurları her uygulayan kötü niyetle hareket etmek istememiştir. Ancak, cahilin dindarlığı arttıkça sapması da artıyor.

İslam Tarihi, uzak coğrafyalara yayılan bir medeniyetin oluşturduğu halk yığınlarının içinden gelen bir tarih. Hiç şüphesiz bu coğrafya halkları, İslam’dan önce de çeşitli inanışlara sahipti. Türkler Şamanizm’den, Farisiler Zerdüştlükten, Araplar putperestlikten gelen bir takım inanışlarını bırakmış olsalar da evvelden kalan masallarını, hikâyelerini, sözde kutsallarını sanki gerçekmiş gibi İslam’ın içine katma çabası yüzyıllardır devam etmekte. Hıristiyanlardan, Yahudilerden, Sabiilerden, Asurlardan, Sümerlerden gelen yalan yanlış bilgiler İslam’ın içine sokulmuş bir yılan gibi ince ince dini kemirmeye devam etmektedir.

Ülkemizde de yüzyıllarca evvel vefat etmiş, şehit düşmüş, nice âlimler, bilge insanların mezarları, türbeleri, cahil Müslümanların karargâh kurduğu evler haline getirilmiştir. Ellerine aldıkları otu, bulguru, kumaşı, cam kırıklarını, demir paraları, mumları götürüp bu mezarların üzerine bırakıp, yeni tapınma şekilleri icat etmişlerdir. Bir elinde Yasin-i Şerif kitapçığı, diğerinde birçok eşya. Efendi hazretlerini ziyarete giden teyzeler, ablalar, anneler, dedeler; mezarın başında bir Yasin okursam, bir de etrafında 7 kere dönersem, üstüne üstlük şu elimdeki kumaşı da bir kenarına bağlarsam eve gitmeden bu efendi sayesinde dileğim kabul olur diyenler hiçte az değil.

Hz. Ömer’in bakış açısı nedir birde ona bakalım; “İnsanlar gidip “Rıdvan bi’atı’nın yapıldığı “Rıdvan Ağacı–Şeceretürrıdvan” altında namaz kılıyorlardı. Bu haber Hz. Ömer’e bildirilince o da onları oradan uzaklaştırıp ağacın kesilmesi emrini vermiştir.

Ev sahibi olmak isteyenler, işleri kötü gidenler, huysuz çocuğunu huylu yapmaya çalışan anneler, çocuğu olmayanlar, hasta olanlar, başında cinler dolaşanlar, gece yolda giderken baykuş sesi duyanlar, tuttuğu takımın şampiyon olmasını isteyenler, gireceği sınavı önceden kazanmak isteyenler, ehliyet sınavından devamlı kalanlar, gözleri kızaranlar, yaş ilerledikçe yüzleri kırışanlar daha birçok sebepten dolayı maalesef günümüzün veya geçmişimizin mütedeyyin insanları bazen cahillikten, bazen biraz umuttan çareyi kutsal saydıkları mezarlarda yatan kişilerde ararlar. Sonra bir bakmışsınız ki yatırı bol ülkemizin yatır ticareti adı altında küçük esnaflar, kobiler ortaya çıkmış.

Birde efsaneler vardır. Benim memleketimde Hz. Ali’nin atının ayak izleri varmış mesela. Ufak bir araştırma yaptığımda Hz. Ali’nin hayatı boyunca memleketime gelmediğini öğrenmem zor olmadı. Babama bu inanış ne zamandan beri var diye sordum. Ben çocukluğumdan beri biliyorum dedi. En az 50 senedir böyle inanıyor hemşerilerim. Bu zatlara ait efsaneler o kadar yayılmıştır ki, siz yok öyle bir şey olmaz dediğinizde. Efendi hazretlerini kızdıran gruba girersiniz, kâfirlikle bile itham edilebilirsiniz.

Yalnızca senden yardım dilerim diyerek dua etmek bize yeter. Bir de hayrı gözetmek zorundayız. Allah’ım ne olursa olsun bana şunu ver demek yerine hayırlı ise ver demeyi ilke edinmemiz gerekiyor.

Sevgili dostlar bu yazıyı yazmamın sebebi bir yazarın şu tespitiydi. Türbe ziyaretlerinin sebeplerinin başında orada yatan kişinin vasıtasıyla, Allah’tan dilemenin Anadolu’da yaşayan güzel ve köklü bir gelenek olarak devam ettiğini söylüyor yazar. Köklü geleneklerimizin bazılarının kökleri kurumalı!

Her gün defalarca okuduğumuz Fatiha Suresinin dördüncü ayeti bizim söylemek istediğimiz her şeyi o kadar güzel anlatıyor ki; “Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz” Gerisini siz çoktan anlamışsınızdır, biz ne desek boş.

Selam ve Dua ile

Serdar Çil

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
800 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.