logo

reklam

Bir Tutam Huzur

Bir Tutam Huzur

Büyükşehrin keşmekeşi içinde koşuşturmaktan selamı, merhabayı, günaydını, hal hatır sormayı unutmuşuz. Yüzler asık, omuzlar düşük, herkesin alabildiğine acelesi var…

Gözlerden gereksiz bir öfke, yüreklerden anlamsız bir sıkıntı taşmakta… Her an gergin, her an tetikte, her an bir ters bakışa karşı kavgaya hazırız. Siyasi, ekonomik ve sosyal olaylar bu gerginliği sürekli besliyor. Sanki ateş üstündeyiz! Çoğumuz patlamaya hazır bir bomba!

Oysa biz huzur ve sükûn toplumuyduk bir zamanlar; insana saygı, sevgi ve hürmet olmazsa olmaz değerlerimizdi. Mayamız şefkatle karılmış, davranışlarımız saygıyla şekillenmiş, çatımız huzurla çatılmıştı. Medeniyetimiz bir sükûnet medeniyetiydi; toplumun bütün ilişkileri iyilikle, şefkatle ve merhametle ilmek ilmek işlenmişti asırlar boyunca. Bu sükûnetten gayrı Müslimler dahi payını alıyor, bu topraklar üzerinde son derece emin ve özgür şekilde bizlerle iç içe yaşıyorlardı.

Kaybolmaya yüz tutmuş bu ruhu, Anadolu’da hala hissetmek mümkünse de, Büyükşehirlerde çoktan tarihe karışmış durumda. Bakın güncel haberlere; adli vakalar, toplumu huzursuz edecek olaylar, tahammülsüzlükler, bireysel kavgalar hep Büyükşehirlerden… Siyasi ve ideolojik kavgaların, kitlesel eylemlerin ilk başladığı yerlerin Büyükşehirler olması da tesadüf değil. Bir kıvılcımla tutuşmaya meyyal bir zemini her zaman içinde barındırır büyük kalabalıklar.

Ancak, unutmayalım ki bu yumuşak zemini, bu güvenilmez ve gergin ortamı besleyen bizim tahammülsüzlüğümüz, gerginliğimiz, her an kuşku ve kaygı içinde olan ruh halimizdir!

Oysa istersek hem birey olarak kendimiz için, hem içinde yaşadığımız toplum için hayatı daha kolay, daha huzurlu hale getirebiliriz! Belki o eski sükûneti bulmak kolay olmayacak ama istersek daha yaşanabilir bir hayatı ikame edebilir, kendimiz için bir tutam huzur elde edebiliriz!

Evet, bunu yapabiliriz! Bu tamamıyla bizim elimizde! Kimsenin dikte etmesine, dayatmasına, emretmesine yahut yasak koymasına mahal vermeden biz bunu başarabiliriz!

Sadece sorunun kökenini tespit edip önceliklerimizi belirlememiz yeterlidir, arkası çorap söküğü gibi gelecektir. Bir kaç temel soru meseleyi çözmemize yardımcı olacaktır. Mesela; babalarımız/dedelerimiz kadar geçim sıkıntımız var mıdır bugün? 1980’ler ve 90’lardaki kadar gelecek endişesi taşıyor muyuz? Çocuklarımızın eğitiminden ve geleceğinden eskisi kadar endişeleniyor muyuz? Bu sorulara vereceğimiz sağlıklı cevaplar gösterecektir ki; yaşama ilişkin eskisi kadar şüphe ve kaygı içinde değiliz. Geçmişe nazaran daha seviyeli bir yaşam tarzımız var; gelir daha yüksek, iş bulma imkânı ve hayatı kolaylaştıran diğer imkânlar daha fazla vs.

Artık şüphe ve kaygılarımızın yönü değişmiştir; bir önceki nesle nazaran daha iyi imkânlara sahip olmanın verdiği rahatlıkla, şimdi “daha iyi” olanın peşindeyiz. İşin daha iyisi, evin daha iyisi, arabanın daha iyisi, yazlığın daha iyisi, hatta semtin daha iyisi…

İşte günümüz Büyükşehir insanında anksiyeteye (kaygı bozukluğuna) neden olan kök sebepler bunlar! Bundan dolayı sürekli tatminsiz, tahammülsüz ve öfkeliyiz!

Kendimizi aldatmayalım! İstersek hem endişelerimizi giderebilir, hem de sorunlarımızı önem sırasına göre çözümleyebiliriz!

Buyrun en basitinden yola çıkarak hep birlikte bir yerinden başlayalım;

-Sabah kalkıp güne başlayınca karşılaştığımız eşe dosta, konu komşuya, mesai arkadaşına günaydın diyerek, hatır sorarak öncelikle gönlümüzü baharlayalım.

-Sonrasında gittiğimiz, kaldığımız, oturduğumuz her yerde karşılaştığımız insanlara selamımızı esirgemeden birbirimize esenlik/barış/huzur dileyelim.

-Her sabah evden öfkemizi toprağa gömerek çıkalım, asık suratı ve o taciz dolu bakışları son baktığımız aynada bırakalım.

-Eğer araç kullanıyorsak yahut sürekli insanlarla kesişen bir iş yapıyorsak, karşımızdakine öncelik vermeyi, önce siz buyrun demeyi zillet saymadan kendimize nezaketler ısmarlayalım.

-Olur da gün içinde birileriyle gerilir, küfürleşme yahut kavga derecesine gelirsek yutkunalım, Esma-i Hüsna’dan dilimize en uygun düşeni vird ederek kendimizi sabrın sonsuz okyanusuna salıverelim; ya Sabır, ya Rahîm, ya Latîf, ya Vedûd. İlle de “La havle vela guvvete illa billah..”

-Ne kadar zor olsa da -yıllardır unuttuğumuz- akşam esenliklerini kendimize de, çevremizdekilere de çok görmeyelim; günü son bir tebessümle hayırlar, güzellikler, esenlikler dileyerek bitirelim.

-Gece sükûn limanına yaklaşırken, çevremizi günün kalan son coşkusuyla iyi akşamlar, iyi geceler, sabah görüşmek ümit ve dilekleriyle şenlendirelim.

Sizleri bu günden sonra; günaydınlar, selamlar, buyrunlar, lütfenler, efendimler, özürler, sabırlar, saygılar ve sevgilerle örülü bir hayatı yeşertmeye davet ediyorum. Kolaydır ve mümkündür!

Zaten bize ait olan, fakat kaybolmaya yüz tutmuş bu değerleri yeniden ihya edebilirsek, hayatın hepimiz için daha kolay ve daha huzurlu geçtiğini göreceğiz!

İhtiyacımız olan sadece bir tutam huzur…

Necdet Meşe

Etiketler: » » » » » » » » » » »
Share
361 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.