logo

reklam

Biz Uhud’u Severiz, Uhud da Bizi Sever!

Biz Uhud’u Severiz, Uhud da Bizi Sever!

Mekke’de müşrik bir sabah vakti…

11 Mart 625

Mekke’den bir ordu yola çıkar, develerinin üzerinde taşıdıkları şarap fıçıları gibi kin doluydu içleri, 200 atlı süvari, 3000 Mekkeli müşrik, tefler, davullar eşliğinde yola düştüler, savaş naraları atıp İslam’ın nurunu bu sefer söndüreceğiz diye yeminler ediyorlardı.

MEDİNE…

Hz. Peygamber’e bir mektup ulaşır: “Mekke’den kalkan kin, sizi yok etmek için geliyor” diye.

Rasulullah haberi alır almaz savaş konseyini toplar. İlk olarak gözcüleri çıkartır yola. İlk söz hakkını yaşlılara verir, onlar düşmanı Medine’de karşılamak isterler, Rasullah’ta aynı fikirdedir, gençleri dinler daha sonra. Gençler: “Biz korkak mıyız? Medine’nin hurmalıkları telef olmasın” derler. Konu istişare edilir ve sabah namazından sonra ordu Uhud’a doğru yola çıkar. Yaşlılar gençlere kızgındır. “Siz Rasullulah’tan daha mı iyi biliyorsunuz?” diye serzenişte bulunurlar.

Medine’nin münafık başı Abdullah-bin Selul 300 kişilik arkadaş grubuyla birlikte terk ederler Müslümanları. 700 kişilik İslam Ordusu Uhud’da yerlerini alır. Rasulullah, Okçular Tepesine 50 okçu yerleştirir ve tarihi nasihatini yapar: Düşman leşleri üzerinde, akbabaları dahi görseniz, yerinizden ayrılmayacaksınız.

Biraz ordudan bahsetmek istiyorum sizlere: Bu ordunun bir hemşiresi vardı: Ümmü Umara, kendisi eldeki tüm tedavi seçenekleriyle yola çıkmıştı. Gazilere, yaralananlara, hastalananlara ilk yardımı yapacaktı.

Ümmü Süleym, aşçı idi, yemekten kalan vaktini de yaralılara ayıracaktı. Muhayyip diye bir haham da vardı içlerinde, çok zengin bir Yahudi idi. Savaş başlamak üzereyken geldi. Şehadet getirdi, Müslüman oldu ve Hz.Peygamber’e: “Ölürsem bütün malım vakf olsun, istediğin gibi dağıt” dedi. Savaşta şehit düştü.

Yolda savaşa çıkmış ordudan 8 kişinin 14 yaşın altında olduğu fark edildi. 6 tanesini geri gönderdiler, 2 çocuğun iyi kılıç kullandığını ve iyi güreştiğini bildiklerinden onları savaşa götürdüler. Tıpkı Çanakkale Savaşı’ndaki çocuklar gibiydi Uhud yolundaki çocuklar.

Savaşın başlamasını, Hind’in kışkırtmalarını, Vahşi’nin görevini, okçuların ganimetleri görünce mevzilerini bırakmalarını, müminlerin dağılmaya başlamasını Çağrı filminden beri biliyoruz.

Hz. Talha bu karışıklıkta Rasulullah’a atılan bir kılıca elini uzatır ve o günden sonra bir ömür parmaksız yaşar.

Hz. Ömer, halifeliği zamanında kolu bir savaşta kopmuş bir sahabeyi görünce; aramızda bir parçası cennette olan bir sen varsın diye hürmet etmişti ya, o geldi aklıma birden.

O kılıç öyle şiddetle atılmıştı ki, gitti Hz.Peygamberin zırhını deldi, Rasulullah’ın yüzü delindi ve dişi kırıldı.

Sağdan soldan saldırıyordu müşrikler.

Bir kâfirin çığlığı inananları şok etti: Muhammed öldü! Muhammed öldü!

Müslümanların aklı başına geldi bir anda… Hızla toparlandılar… Savaş bitti. Müslümanlardan 74 şehit vardı meydanda.

Hz. Hamza -zor zamanlarda Rasulullah’a kol kanat geren amca- şehitti.

Hz. Musab -Mekke’nin en zengin ailelerinden birinin çocuğu- o sokağa çıktı mı kızlar camlara dökülürdü onu görmek için, Medine’nin ilk öğretmeni şehitti.

Hz.Hanzala dün gece evlenmişti. Uhud’da meleklerin yıkadığı şehitti.

Ebu Ducane’nin vücudundaki kılıç darbeleri sayılamayacak kadar çoktu.

Uhud şehitleri Peygamberimizi ağlattı. Hangi yürek dayanırdı ki buna?

Hz.Hamza’nın vücudu paramparçaydı. Kardeşi Safiyye -Efendimizin halası- onu görmek istedi.

Rasulullah Safiyye’nin oğluna: Anneni buradan götür, görmesin amcamı dedi. Kendi de ağlıyordu.

Safiyye: Kardeşimi göreceğim dedi ve okşadı olmayan başını kardeşinin.

Rasulullah: “Amca, cennette buluşuruz” dedi.

O gün Musab’ı mezara indirdiklerinde gömleği üst tarafını örtüyor, alt tarafı açıkta kalıyordu, gömleği aşağı çektiklerinde üst tarafı açılıyordu. Mekke’nin zengini Musab’ı örtecek bir elbisesi bile yoktu ordan buldukları çalı çırpıyla kapattılar üstünü İbni Dahdah şehit olmuştu. ”Rabbim bana cennette bir bahçe verir inşallah” diyerek bahçesini bir yetime veren sahabe.

Meydanda bir şehit yatıyordu, tanıyan kimse yoktu. Gelmişti cihada katılmıştı ve şehit olmuştu. Rasulullah kimsesinin olmadığını görünce: “Bu benim şehidim” dedi. Başını okşadı: “Ya Rabbi ben bundan razıyım sende razı ol” diye dua etti.

Uhud Savaşı’ndan bize yansıyanların bir kısmı böyle sevgili okurlar. Müslümanlar nasıl Bedir’i yaşadılarsa Uhud’u da yaşadılar. Bir gün kazandığınızda olacaktır, kaybettiğinizde…

Al-i İmran 139.ayette bize Rabbimiz şöyle diyor: “Gevşemeyin, üzülmeyin eğer gerçekten inanıyorsanız üstün geleceksiniz”

Medine’de ekmek pişiren bir hanım efendi orduyu karşılamak üzere yola çıkar. Yolda ona ”Başın sağ olsun, kocan öldü” derler. Cevabı çok kavidir: Ne mutlu ona! Bana Rasulullah’ı gösterin der. Arkadan devam ederler: Oğlun ve kardeşin de şehit oldu derler. Aynı cevabı verir: Ne mutlu onlara! Bana Rasulullah’ı gösterin der. Rasulullah’ı görür sonunda ve: “Elhamdülillah, sen sağ olduktan sonra her felaket hiç gelir” der.

Rasullullah sevgisini görmek için Sümeyra Hatun’a bakın ey dostlar! Bizim gibi kuru kuruya mı sevmiş Rasulullah’ı?

Uhud; pisi, temizden ayıran bir savaştır ve münafıkların gerçek yüzü ortaya çıkmıştır. Uhud, kâfirin kininin Müslüman’ın cesedine yaptığı zulmü gösteren bir savaştır. Uhud, İslam’ın inşa ettiği kadının; hayata, kocaya, oğula ve kardeşe bakış açısını gösteren bir savaştır.

Ve Uhud…

Rasulullah buyurdu ki: “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!”

Meçhul sonumuz mübarek olsun.

Serdar Çil

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
433 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...