logo

reklam

Bu da Halkın Darbesi

Bu da Halkın Darbesi

Bu da Halkın Darbesi        

Artık tamamen geride kaldığına hepimizin emin olduğu eski bir kâbusumuz, ülkenin üzerine 15 Temmuz akşamı birden bire çöküverdi. Kurumların çalıştığı, ülkenin sanayiden teknolojiye büyüdüğü, yatırımların tam gaz sürdüğü ve her gün yeni bir açılışla hepimizin geleceğe dair beklentilerinin yükseldiği ortamda, bu sisteme kim çomak sokmak isteyebilirdi? Ülkesi büyüyüp gelişirken 17-25 Aralık 2013 operasyonlarına duyulan tepkiden sonra her geçen gün kuvvetini ve moralini kaybeden ve gittikçe de huzursuzluğu artan bir örgüt yapılanmasından başka hiç kimse.

Ülkenin tepe yöneticilerini oldubittiye getirip gözaltına aldırmaya, siyasetçilerin halk nezdinde itibarlarını bitirmeğe çalışanlar, AK Parti hükümetinin her gün tazyikini daha da artıran bir dozla üzerlerine gelmeleri karşısında, kesin bir hamle yaparak durumlarından kurtulmak istiyorlardı. Demokratik bir düzende bu mümkün görünmeyince örgütçüler için geriye tek kurtuluş yolu kalıyordu: Hukukun ve demokrasinin işleyişini devreden çıkaracak silahlı bir müdahale.

Yakın tarihimizde benzerlerini gördüğümüz silahlı kuvvetler hareketlerinde, aşamalı olarak gelişen vakalar zinciriyle halkı darbeye razı etmek için, şartları olgunlaştırma yoluna gidilmiştir. İnsanlarda memnuniyetsizliği kurgu yoluyla derinleştirerek ardından yapılacak darbeye bir meşruiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Güya herkes askeri müdahale ile rahat nefes alacak ve sivilleri devirenler de kendilerini bir kurtarıcı olarak takdim etme yoluna gideceklerdir. Darbeyle başa gelenlerin ağzından dökülen ilk cümle “Akan kardeş kanını durdurduk” şeklinde olmuştur her defasında.

Peki, 15 Temmuz 2016’ya gelirken Türkiye’de darbeye meşruiyet zemini oluşturacak neler cereyan etmişti? Kocaman bir hiç!

Öyle anlaşılıyor ki YAŞ 2016’da kendi adamları olan askeri savcılar başta olmak üzere, kurmay heyete de uzanacak büyük tasfiye hazırlığının farkına varıp, bir daha bulamayacakları bu şansı denemek için aslında sonraki bir tarih seçilmişken alelacele bir darbeye kalkıştılar. Her gün dökülen ifadelerden anlaşılıyor ki bu öne alınmış plan, o akşam birçoğumuzun sandığı gibi acemi ve çok küçük bir grubun hareketi değil, inceden inceye hesaplanmış ve gaddarca uygulamaya geçirilmiş son derece ustalıklı bir ihanet hareketiydi.

Cuntacıların hesapları sapmasa ve bu azınlığın hareketi gece yarısı 03.00’da yapılsa, Cumhurbaşkanımız halkla temas kurup sokağa çıkışlar yaşanmasa, onurlu askerlerimiz canları pahasına silah arkadaşları sandıkları bu cuntacılarla çatışmasa, polisimiz cansiperane merminin ve hainliğin üzerine gitmese 16 Temmuz sabahı yangın yerine dönmüş bir ülkeyi konuşuyor olacaktık. Uçurumun kıyısından selametin güvenli topraklarına 200’ü aşan şehitlerimizin mübarek kanları pahasına eriştik.

Ülkemizdeki özgürlükleri sorgulayanlar, niyet okuyuculuğuna girişenler, akıllarındaki söz dinleyen, aciz ülke yerine kendi iradesi ve menfaati neyi gerektiriyorsa ondan yana tavır alan, güçlü Türkiye’den son derece rahatsızlar. Darbe teşebbüsünün gecesinde demokrasi diyemeyenler, halkın iradesine saygısızlık yapan cunta hareketinin varlığına söz söyleyemeyenler, yarım ağız bir iki cümle edebilmek için, kuvvetlerimizin darbecileri tamamen bastırdıkları saatlerden çok sonrasını tercih ettiler. Çağdaş Avrupa ve Amerika tam da onlardan beklediğimiz gibi sonucu garanti görmeden, ülkemizde seçmenin iradesine saygıyı hatırlatan hiçbir beyanda bulunamadı.

Türkiye’nin sözde bahar rüzgârları estirilen hiçbir ülkeye benzemediği, halkımızın kendi seçtiklerine ve sistemine nasıl sahip çıktığı, hiçbir kısıtlama ve diktaya razı olmayacağı destansı biçimde herkese gösterildi o gece. Halkı sindirmek için füzeler, bombalar atanlar, uçakları insanların tepelerinden geçirerek milleti korkutmaya uğraşanlar, sabah olduğunda yaptıklarının hesabını vermek üzere ele geçirildiler.

Ülke, dünya tarihinde emsali görülmemiş bir mücadeleyi alnının akıyla tamamladı. Her gece mahşeri kalabalıklar, kumpasçılara bu vatanın gerçek sahibinin kim olduğunu göstermek için meydanları dolduruyor. Sinsi hücrelerinde ilmik ilmik ördükleri planların yürekli insanlar tarafından nasıl paçavraya dönüştürüldüğünü görenler şimdi verecekleri hesabın korkusu içinde bekleşiyorlar.

Milletin alın teriyle alınan ve yurt savunmasında kullanılması gereken silahı, mühimmatı utanmadan kendi insanına çevirenlerin uzun bir hesap verme süreci başlıyor önümüzdeki günlerde. Kırk yıldır Allah rızası denerek toplanan her kuruşun hesabı, muhasebesi oldukça uzun sürecek. Dinine ve milletine hizmet ettiğini zannederek kendi kursağından artırdığını bu örgütçülere teslim eden halkımızın dünyada ve ahirette elleri bu hainlerin yakalarında olacaktır.                                                       

Ahmet Çağan

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
494 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.