logo

reklam

Bu Onursuz Yürüyüş, Nereye Kadar?

Bu Onursuz Yürüyüş, Nereye Kadar?

Bu Onursuz Yürüyüş, Nereye Kadar

Bazen bir söz ile anlatırsın meramını, bazen ise bin söz kifayet etmez serencamı izaha. Hani hep deriz ya; “Kula bela gelmez Hak yazmayınca, Hak bela yazmaz kul azmayınca!.” Her dönemin imtihanı, aynı zamanda fitnesini de bünyesinde barındırır. Her çağın mücadele alanı da bu fitne ile olur. Son yüzyılda cinsellik üzerinden can evimizden vuruluyoruz. Cinselliği hayatın merkezine koyan bu azgın eğilim, bir tık ötesinde “doyum” adı verilen son kerteyi de zorlayınca fıtratı devreden çıkaran ilişkiler olarak karşımıza çıkıyor. Yaratanın birbirine ihtiyaçlı var ettiği erkek ve kadının yerine -veya yanına- ne erkek ne de kadın olmayan bir “cinsiyet garabeti” çıkarıveriyor bu azgınlık.

Hayatta hiçbir şey yeni değildir. Mutlaka onun bir benzeri önceden tecrübe edilmiştir. Bugünlerde janjanlı adıyla -ki bu filmi daha önce görmüştük- LGBT, bugünün üretilmiş azgınlığı, fıtrata ve dolayısıyla tüm kutsal değerlere başkaldıran bu edepsiz anlayış, dün de yaşanmıştı. Hazreti Lut (a.s.)’ın kavminde ortaya çıkan bu azgın güruh, peygamberin  evine gelen erkek misafirlere kadar uzanan bir “esfeli safilin” derekesinde tavır ortaya koymuştu gelenlerin kendilerini yerle yeksan edecek melekler olduğunu bilmeden!.. ve bugün biz hâlâ iğrenç kokusunu Lut Gölü’nün derinliklerinde hissediyoruz bu lanetli necasetin…

Bugün topyekün insanlığı tehdit eden yeni dalga bir “kavmi Lut hastalığı”  ile karşı karşıyayız. Hiçbir şeyin masum olmadığını bilecek kadar tecrübe sahibi isek bilmeliyiz ki bedeni sarma eğiliminde olan bu ur, doğal seleksiyon içerisinde ortaya çıkan bir hastalık değil laboratuvar ortamlarında üretilen adı bazen SARS, bazen Kuş Gribi ve bazen ise AIDS gibi bir virüstür.

Birtakım fonlardan beslenen ve yoksul insanlara şartlı yardım konusu olarak ortaya konan, son günlerin sıklıkla karşılaştığımız “İnsandan Tanrıların(!)” peydahladığı bir cinsiyet/sapkınlık ihracıdır. Kimi sendikalar- ki Türkiye’de buna teşne KESK ve Eğitim-Sen’dir-ve odakların ülkemize de servis etmeye çalıştığı bu habis ur ile amaçlanan neslin korunaklı kalesi aile kurumunun yıkılarak cinselliği hazcılığa eviren ve bunda da sınır tanımayan bir azgınlıktır LGBT..

Ne diyordu şair; “Bize bir nazar oldu, cumamız pazar oldu/Ne olduysa hep bize azar azar oldu.” Bugün onursuz bir yürüyüşle yüzleştiğimiz bu azgınlık, tam da Şair’in dediği gibi yavaş yavaş sirayet etti bünyemize. Meşruiyet zemini tırtıklandı önce ve ambalajı güzel gayrimeşruluklar ile başladı her şey; zinanın adı yasak aşk oldu, evliliğin yerine “birlikte yaşamak” moda oldu. Böylece bugün yüzleştiğimiz çıkmaz sokak kaçınılmaz oldu. Birlikte yaşayan erkek ve kadın, sınır tanımayan haz arayışında “erkek erkeğe / kadın kadına” birlikte yaşamaya dönüştürdü sapkınlığını. Sonra ne hikmetse yeniden evlilik devreye sokuldu. Bu sefer proje belliydi; erkek erkeğe, kadın kadına evlilik!…

Her şey gözlerimizin önünde oluyordu ve biz “Bana dokunmayan yılan…” olarak bakıyorduk bu çirkinliğe. Ne zaman ki bu azgınlık, bizi de sarmalayabilecek bir tehdit olarak sokağımıza indi; o zaman anladık durumun vahametini… Ortada bir gerçek var ki; ne Lut (a.s.)’ın kavminin başına gelenler ne de Pompei halkının başına gelenler bu azgın güruha ders olacak gibi görünmüyor. Eğer fıtrata razı olan bizler için olup bitenler mesaj olarak anlaşılacaksa bu edepsizliği kör ve sağır kalanların da cumartesi yasağını kör ve sağır kalanların yaşadığı toplumsal yok oluş ile karşı karşıya olduğumuzu hatırlatmak isterim. O halde bu nesli tehdit eden ve fıtrata başkaldıran onursuz yürüyüşe dur diyecek onurlu bir tavır ve duruş ortaya koymalıyız topyekün!.. Zira tehlike çok uzağımızda değil ve geliyorum diyen bir musibet ve bela ile karşı karşıyayız..

Öyle ya; Kula bela gelmez hak yazmayınca, Hak bela yazmaz kul azmayınca!..

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
4792 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.