logo

Derin Hesaplaşma

Derin Hesaplaşma

Hiç şüphesiz ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmeler hepimizi yakından tedirgin ediyor. Nereye gidiyoruz?

Suriye, İsrail, Katar, Suud, Irak, İran, Mısır, Rusya ve ABD politikalarımız derin yaralar taşıyor. Satranç hamleleri gibi sabır yüklü ve düşündürücü…

Dünya yeniden şekilleniyor. Ancak bu sefer şekillenme biçimi Ortadoğu’dan insanlığın kalbinden yeni ve sancılı bir doğumu işaret ediyor gibi. Önceden belirlenmiş bir hedef için her ülkeden pay alınarak yeni bir devlet üretiliyor. Büyük İsrail imparatorluğu…

Bölgedeki bütün gelişmeler peşi sıra gelen olaylar, patlayan bombalar, kurulan örgütler, çözüm modunda gelen ancak işgal havasında iş yapan devletler tesadüflerle iş yapmıyor.

Suriye olayı pek çok analist tarafından Kuzey Batı Afrika’dan doğuya doğru gelen değişimin bir benzeriymiş gibi okundu.  

Hiç şüphesiz Türkiye ve Suriye bölge konusunda önemli bir ülke. Söylediği her şey, attığı her adım, tuttuğu her el yakından takip ediliyor ve büyük etkilere sebep oluyor. Ancak Türkiye duruma göre tavır belirleyen bir ülke. Hiçbir zaman kısa orta ve uzun vadede hedef belirleyen ve ona göre tavır alan bir ülke değil. Dün Maliki’ye; sen bizim Kürdistan’la yaptığımız ticaret anlaşmasına karışamazsın diyebiliyor, bugünde ayni güçlerle askeri tatbikat yapıyor Kürdistan’ın halk oylamasını gayrimeşru görebiliyoruz.

Bütün bu gelişmeleri detaylıca incelediğimizde; bizi bir yerlere yaklaştıranda oralardan uzaklaştıranda aynı merkez. 

Son süreçten bir hafta önce yapılan Kürdistan referandumu anlaşılması güç bir şekilde Türkiye-Kürdistan gerilimini zirveye taşıdı. Referandumdan hemen önce Kürt-İsrail bayrakları ve İsrail’in açıklamaları referanduma damgasını vurdu.

Kürdistan İsrail’in bir vilayetidir algısı Türkiye’nin sert bir şekilde tavır takınmasını sağladı. Oysaki bölgenin zaten doğal bir kavganın merkezinde olduğu aşikâr.

Bağımsızlık oylaması da bilinen bir sürecin sonucu değil mi?

Türkiye’nin tutumu; kapıların kapanması, ticaretin azaltılması, merkezi hükümetle flört edilmesi basit ve istenilen sonuca götürecek bir hamle değildir. Aksine her şeye rağmen bu tutum Türkiye’nin tek dostu gibi görünen Kürdistan’dan koparılma hamlesidir. Aslında İsrail’in bu tutumu on yıllardır bilinen Peşmerge üzerindeki derin hâkimiyetini ifşa ederek bir meydan okuma ve beklenen sürecin geldiğini ilan etmesiyle Türklerin apar topar bölgeden elini ayağını çektirmesidir şeklinde de okunabilir. Bugün İsrail, Türklerin bu sert tutumundan oldukça memnundur.

Türkiye iç siyasette bunu; “bir gece ansızın gelebiliriz” algısıyla kullansa da aslında işin hakikati; “bir gece ansızın gidebiliriz” modunda görünüyor. Sürekli değişken politikalarla tavır belirliyoruz. Nereye evirilip nereye devrildiğimiz belli değil. Belki de bizim göremediğimiz anlayamadığımız birçok şey var, buna itirazım yok. Ancak bir ülkenin sürekli değişen birden bire siyah beyaza dönen ve sonuç gelip çattığında hep zarar eden duruşu olmamalıdır. 

Kürdistan Büyük Ortadoğu Projesinin mihengi taşıdır. Bunu birazcık dünyayı okuyabilen herkes görebilir. Bizim oralardan elimizi çekmemiz bir planın neticesidir, bunu nasıl göremiyoruz. 

Nasıl oluyor da Erbil’in tüm inşaat faaliyetlerini yapmış Türkiye bunu okuyamıyor ya da son anda okuyor gibi görünüyor. Yine her zamanki gibi ihaneti uğradık diyebiliyor!?

Kürdistan, Suriye, ırak ve hiç bitmeyen PKK olayları patlayan her bomba büyük İsrail’le doğrudan bağlantılıdır. ABD’nin ırak işgali sadece para değildir. Suriye’deki DEAŞ basit bir örgüt değildir. 

Sonuç;

Suriye yumuşak lokma haline getirildi. Son tespitlere göre ülkedeki insan sayısı yaklaşık on milyon seviyelerinde. DEAŞ bahane edilerek yirmi beş ülkenin davet edildiği, ABD ve Rusya’nın çöktüğü, İran’ın tamamen devre dışı bırakıldığı Suriye topraklarının kaderi Rusya ve ABD’nin elinde görünüyor. Siyonizm’in en büyük ideali en büyük iki taşeron sayesinde inşa ediliyor.

Türkiye’ye sınırlı bölgelerde DEAŞ temizleme görevi verildi ve Türkiye, Suriye’yi sadece seyrediyor.

Suriye’nin Kuzeyinde dövüldüğü düşünülen Kürtler müthiş bir silahlanma süreciyle büyük Kürdistan hayalleriyle bezendiriliyor. Irak’taki Kürtler, yeni bir devlet olma hayalleriyle yeni baştan; asker, polis, güvenlik güçleri ve muazzam silahlarla donatıldı. 

Sırada Türkiye ile düşmanlık geliştirilecekti onu da Türkiye en ideal şekilde yapıyor. İsrail-Kürt kardeşliği kışkırtmalarıyla algı oluşturulup çok kolay bir şekilde istenilen şey sağlanmış oldu.

Mesele hiç şüphesiz büyük İsrail’dir. İran-Türkiye yakınlaşması bu süreci akamete uğratmak için son bir hamle görüntüsünde olsa da hiç şüphesiz ilerleyen günler çok şeylere gebe görünüyor. Bu süreç bir NATO ülkesi olan Türkiye’nin çok başını ağrıtacak gibi görünüyor.

Desem ki Türkiye, NATO güçleri tarafından işgal edilecek hatalara zorlanıyor buna kimse inanmaz.

Ben yine de söyleyeyim;

Türkiye-Rusya yakınlaşması NATO-Türkiye, kapıları kapatırsam aç kalırsın tehdidinin Kürt-Türk, Katar ambargosunun Türkiye-Suud gerilim hattının yeniden bir sürü planla vizyona sürüldüğü şeklinde okumak mümkün.

Batı Türkiye’den istediğini fazlasıyla almış görünüyor.

Bu süreç dünyayı büyük hesaplaşmaya doğru götürüyor. Birilerine çok ütopik gelse de önümüzdeki günlerde dünya çok şeylere gebe.

2018’de Kudüs başkent ilan edilecek. Bir de kimsenin görmek istemediği bir ülke var Kuzey Kore. Kuzey Kore tüm dünyayı tehdit eden açıklamalar yapıyor. Hidrojen bombasının en gelişmiş haline sahip olduğunu söylüyor ve milyonlarca insanın ölebileceği gelişmişliğe sahip olduğunu haykırıp duruyor. Üstüme gelmeyin yoksa yakarım diyor. Neden, niçin ve bu ülkenin sahibi kim?

Bana göre mesele Armegeddon’dur. Dünya nüfusunun yarıya yakınını yok etme çılgınlığıdır. 

Hidrojen bombası atıldığında bunun panzehiri ya da korunma kalkanı, kimin elinde olacak onu bilmiyoruz! Ancak Tevrat belirtiyor; “doğudan bir gaz gelecek Yahudi ırkı hariç herkesi öldürecek.” Çok ütopik geliyor bunlar bize. Ancak dünyadaki egemen şebekeyi yakından incelediğimizde insanın tüyleri ürperiyor.

Kanı donmuş ve şeytanın emrine girmiş bu zihniyet elbette yenilecektir. Onların sapık fikirlerinin kaynağı olan Tevrat’a Kuran-ı Kerim şöyle cevap veriyor; “Şüphesiz yenilecek ve cehenneme sürgün edileceksiniz…”

Bu süreç bir şekilde mutlaka akamete uğrayacaktır. Hiç şüphesiz ki Allah plan kuranların ve intikam alanların en hayırlısıdır.

Muhakkak ki ALLAH doğruyu söyler.

Fatih Alim Daşpınar 

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
654 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...