logo

reklam

Dillere Destan Bir Şehit Şerife Bacı

Dillere Destan Bir Şehit Şerife Bacı

serife bacı

Anadolu; geçmişinden bugüne millî duyguları yoğun yaşayan insanların ülkesi olmuş, gerek erkeği, gerekse kadınıyla hep aynı duygu ve inancı yüklenmiştir. Erkeği cephede dini, vatanı ve namusu için çarpışırken, analar boş durmamış, bu büyük mücadeleye tepkisiz kalmamıştır.

Kurtuluş Savaşı’nın cepheleri genişledikçe cephane ihtiyacı artıyor, cephelerden Milli Savunma Bakanlığı’na, kumandanların gözyaşları ile yazılmış acı telgraflar çekiliyor, yalvaran dille yazılmış cephane talepleri birbirini kovalıyordu. Bu arada İstanbul’da, düşman işgali altındaki depolardan kaçırılan silâh ve cephane, geceleri motorlarla İnebolu’ya çıkarılıyor, sonra da Kastamonu üzerinden Ankara’ya gönderiliyordu.

Şerife Bacı’yı 16 yaşında evlendirmişlerdi. Altı ay sonra da Çanakkale’den kocasının ölüm tezkeresi geldi. Kimsesizdi, hiçbir geliri yoktu. ‘Bu tazeliğiyle yapayalnız durması yakışık almaz’ diyen köyün yaşlıları, onu sakata ayrılmış bir asker gazisiyle, Topal Yusuf’la evlendirdiler. Üç yıl sonra Şerife Gelin’in bir kızı oldu. Ona Elif adını koydular. Evdeki işlerle birlikte dışarı işlerini de Şerife gelin yapardı. Öküzlerle çift sürmek, merkeple dağdan odun getirmek, orakla ekin biçmek, döven sürmek hepsi onun eline bakıyordu. Kocası Topal Yusuf’un sadece adı vardı. Savaşta sol bacağı kopmuş, yakınında patlayan bomba bir gözünü kör etmişti… Günlük hizmetini bile Şerife Gelin yapıyordu. Bir akşam üzeri köyde tellal bağırdı.

‘Ey ahali, duyduk duymadık demeyin! Cuma günü her haneden bir kağnı, İnebolu’ya yük taşımaya gidecek!’ O akşam köy bekçisi gelmeyenlerin evlerini tek tek dolaşıp, yola ne zaman ve nasıl çıkılacağını bildirdi. Bunlar arasında Şerife Gelin de vardı.

Cuma sabahı şafak vakti, sıra ile cephaneler yüklendi ve yola çıkıldı. Şerife Gelin, köyde bakacak kimsesi olmadığı için Elif’i de yanına almıştı. Kağnısına top mermileri yüklenince, o da yola çıktı. Şerife Gelin, İnebolu çıkışında kağnıyı durdurdu. Oraya kadar sırtında taşıdığı Elif için top mermilerinin arasında bir yer hazırladı. Tek varlığı olan yün yorganını top mermilerini ve kızını yağıştan korusun diye, kağnının üzerine örttü. Sonra ‘Bismillah’ diyerek öküzleri sürmeye başladı.

Kar durmaksızın yağıyor, Şerife Gelin ise öküzleri çekmeye devam ediyordu. Kağnı tekerleri çamurlu yollarda gıcırtıyla ilerliyordu… Karnı açtı, lâkin dert etmiyordu. Biricik Elif’i aklına geldi, onu azıcık da olsa emzirmeyi düşündü. Ama Elif uyuyordu; zaten uyansa da bu soğuk havada çocuğu emziremezdi. Kendi kendine mırıldandı: ‘Elif uyanmadan Kastamonu’ya varmalıyım, ha gayret!’ Göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Soğuktan donmak üzere olan elleri titriyor, iki de bir üvendireyi düşürüyordu. Kağnıdaki küçük Elif’in ağlaması duyuldu birden. Yavaş giden kağnıyı durdurmadan, düşe kalka telaş içinde arabanın ardına koştu. Yorganı açıp, el yordamıyla kuru otları karıştırdı. Zavallı yavrucak orada, otların arasındaydı. Boğuk boğuk hıçkırıyordu. Soğuk dondurucu bir hal almıştı. Tekrar kağnının önüne geçip, öküzleri çekmeye başladı. Fakat öküzler çok yorulmuştu, kağnı uzun molalardan sonra güçlükle yol alıyordu…  Çok üşümüştü, çene kemikleri birbirine vuruyor, bütün azaları titriyordu. Tipi o kadar artmıştı ki, ilerleyemiyorlardı. Durmanın ölüm olduğunu bildiğinden ilerlemeye çalışıyor, fakat elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissediyordu. Tatlı bir uykunun etkisine girmişti, bedeninin varlığını hissetmiyordu. Öküzlere kısık bir sesle, son bir defa bağırdı. Sonunda bütün ışıklar söndü, her şey karanlığa gömüldü.

Sabaha karşı Kastamonu’nun kapısı sayılan kışla önündeki kule nöbetçileri, alaca beyaz karanlıkta belli belirsiz bir kağnı gördüler. Kağnının yanına ulaşan çavuşlar dehşet içinde ürperdiler. Kağnının arkasındaki genç kadın, arabasındaki kıymetli yükü korumak için, üstüne yorganını örtmüş, kendisi de elinde üvendiresi olduğu halde kollarını açarak yorganın üzerine abanmıştı. Oysa yorgana kendi sarınsaydı donmaktan kurtulacaktı.

Cemil Çavuş şehidin üzerindeki karları süpürdü. Sonra birlikte, gözyaşları içinde şehidi kaldırırlarken, buz kesmiş yorganın altından, çığlığı basıp ağlayan bir çocuk sesi yükseldi. Şehit anayı yana çekip, hemen yorganı kaldırdılar. Gözlerine inanamamışlardı. Çullar içine kundaklanıp, otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş olan bebek, çevresindeki sesler üzerine uyanıp meme için ağlamaya başlamıştı. Şehit ana, ölene kadar bedeninin sıcaklığını yavrusuna vererek onu donmaktan kurtarmıştı. Genç kadının kimliği tespit edilerek Seydiler’in Satı köyüne, bebek ise kışla yakınlarında oturan, emzikli bir kadının evine gönderildi.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
5308 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...