logo

reklam

İmam-Hatip Okullarının Misyonu

İmam-Hatip Okullarının Misyonu

Kağıthane Kaymakamı İmam-Hatip Lisesi

İmam-hatip Okullarının ülkemizdeki geçmişi 1950 yılına dayanır. O tarihte ilk açılan Vefa semtindeki imam hatip okulunun kaydolan ilk öğrencilerinin yarısından fazlasının hafız oldukları söylenir. Bu, önemli bir gerçeğin de itirafıdır. Zira bu çocuklar hafızlık eğitimini Devlete ait herhangi bir okulda almış değillerdi. O tarihe kadar, devlet okullarının tamamında uygulanan müfredat, içerik itibariyle “tek tip insan” yetiştirme hedefinin bir gereği olarak, Anadolu insanının öz kültürüne, maneviyatına, aksakallı dedesinin dizleri dibinde otururken dinlediklerine pek de benzemediği için, Darwin’in teorisiyle kafası iyice bunalan Anadolu insanını bu okullardan uzak tutmuş, okula başlama yaşı itibariyle ergenlik çağına yakın kız çocukları için de, muhafazakâr beklentilerden uzak eğitim koşullarının mevcudiyeti gibi nedenlerin varlığı; söz konusu yöneticilerin pek de umurunda olmadığı için, sonuç itibariyle, insanımızı “mektepsiz eğitime” itmişti. “Bari dinini, diyanetini öğrensin, Kur’anı bellesin”  niyetiyle köyünde, kasabasında çoğu zaman gizli gizli çocuk eğitme yolunu seçmek zorunda bırakılmıştı. 1950’de rahmeti Adnan Menderes’in talimatlarıyla açılan imam-hatip okulları ve akabinde Yüksek İslam Enstitüsü, çok sayıda mütedeyyin Anadolu insanının okulla tanışmasının kapısını açmıştır. O günlerde imam-hatip ortaaokuluyla tanışan nesil, bugün önemli yerlere gelmiş nispeten muhafazakar olarak tanımlanabilecek duayen bürokrat ve akademisyenlerin de bir bölümünü teşkil etmektedir.

28 Şubat döneminde ise, bu okullar üzerinde sistematik olarak uygulamaya konulan bitirme, devre dışı bırakma, cazibesiz kılma politikası ciddi anlamda etkili sonuçlar vermiş ve ‘ağacın yaş iken eğildiği’ atasözünü haklı çıkaran bir niyet ve gayretle, hem bu okulların orta kısımları ve hem de Diyanete bağlı Kur’an kurslarının aynı yaş gurubuna hitap eden sınıfları kapatılmış, liselerden mezun olanların başka bir meslek seçme fırsatları da katsayı engeliyle imkansız hale getirilmişti.

Ancak, eşyanın tabiatına aykırı her zorlama iş gibi, bu çabanın da kalıcı iz bırakması ve devam etmesi mümkün değildi, olamadı da. Eğitim öğretim hakkı en temel insan hakkı olarak, anayasalarda teminatı bulunan ve “Oku!”  ilahi emrine matuf bir hak olarak, mutlaka elde edilir. Hangi amaçla olursa olsun, bireysel özgürlüğe zincir vuran bu tür gayretler; gün gelir, duvara toslar. Bu nedenle, sorumluluğumuz ve mevkiimiz ne olursa olsun; dünyayı ve dünyadaki gelişmeleri iyi okumak ve uygulamak zorundayız.

Bugün, geçmiş dönemlerde hakları elinden alınan çocuklar ve gençler, bu haklara bütünüyle kavuşmuş durumdalar. Hatta açılan okulların sayısında nisbi olarak bir patlama yaşandığı bile söylenebilir. Bu gelişmeler, dayandığı gerekçelerin ışığında gerek sosyolojik açıdan ve gerekse ilm-i siyaset açısından ve de adaletin tesisi açısından fevkalade olumlu, gerekli ve takdire değerdir. Ancak, eğitim ve öğretimin kalitesi ve milli-manevi değerlere bağlı şuurlu bir nesil yetiştirme vizyonu açısından her şey demek değildir.

Asıl hedef, “iyi insan” yetiştirme olmalıdır. İyi insan yetiştirmek için ise, ana kucağından aldığınız çocuğu okul öncesi eğitimle okula hazırlamak zorundasınız. Adı ister imam-hatip okulu olsun, ister başka bir okul; 4-5 yaşındaki çocuğun bilinç altına güzel ahlaka dair sağlam bir kodlama yapamadıysanız, daha sonra hangi okulda okursa okusun, işiniz şansa kalır. 11-12 yaşındaki çocuğun ahlakî ve inanca dair kodlama süreci biteli 6 yıl olmuştur. Bu saatten sonra yapacağınız katkı, sadece bilgi yüklemekten ibarettir;  bilginin davranış haline gelmesi ise, bilinçaltındaki o kodların refleks olarak ortaya çıkması ile mümkündür. Okul, belli bir yaştan sonra sadece bilgi verir; davranış, ise içgüdüsel bir eylem olarak, sadece akıldan değil, kalpten de emir alır. Vicdanlı insan, iyi insandır. Yalan söylememeyi,  emanete hıyanet etmemeyi, büyüğe saygıyı, yaratılan her şeye sevgi nazarıyla bakmayı, merhamet etmeyi, dürüstlüğü, vs. onun kalbine kodlamak, ancak çocuk yaşlarda mümkündür. Ana,  baba, dede, nene kendine güveniyor ve bu konuda sorumluluk üstleniyorsa ne âlâ… Değilse, anaokulu tek çaredir.

Anaokulları ve anasınıfları, bugün bakıcı anne rolünü üstlenen veya kendilerine böyle rol biçilen yerler konumundadır. Çocuklar orada mutlaka bir şeyler öğreniyor, eğleniyor; ama davranış eğitiminin yoğunluğu ve kalitesi ve özellikle  “değerler eğitimi” konusunda eksiklerin olduğu muhakkak. Her aile çocuğunu anaokuluna verebilecek bir imkâna da sahip değil, zira bunun da bir maliyeti var.

Önerimiz şudur:

Okul öncesi eğitim zorunlu olmalıdır. Devlet tarafından desteklenmelidir.

4+4+4 sistemi,  2+4+4+4 sistemine revize edilmelidir.

Her çocuk 4 yaşından itibaren 2 yıl anaokuluna gitmelidir.

Anaokullarının fiziksel kapasiteleri artırılmalıdır.

Derslik başına çocuk sayısı 15-20 sayısını geçmemelidir.

Günde e az 2 saat değerler eğitimi verilmelidir.

Ebeveynin isteğiyle, çocuğa Kur’an dersleri de verilebilmelidir. Bunu tercih etmeyen ebeveyne ise, tercihi doğrultusunda imkân sunulabilmelidir.

Eğitimde bu yeni modelin, imam hatip okullarına bir alternatif olmamakla beraber, misyon olarak imam-hatip okullarının amaç ve hedefini erken yaşta yakalayabileceğini söylersek, hata etmiş olmayız. Bakalım ve görelim derim.

Ahmed Akın VARICIER
Kağıthane Kaymakamı
Ordu Vali Yardımcısı

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
1849 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...