logo

reklam

İstikamet ve Sendikal Tavır

İstikamet ve Sendikal Tavır

İstikamet ve Sendikal Tavır

 

Yaşamın adı, “haya” ile kuşanmış bir yaşamayı öğrendiğimizde hayat olur. “Haya imandandır” sözüne belki bu yönüyle de bakmak gerekir. Yaşamaya anlam kattığımızda, nefes alış-verişimizi bir ideale kilitlediğimizde, yaşamak bir hayat, hayatı dünyadan ibaret değil de dünyayı hayat için bir imkan gördüğümüzde istikamet olur.

Hz. Peygamber, ‘mü’min mü’minin aynasıdır’ diyor. “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle düzeltin, buna güç yetiremiyorsanız dilinizle düzeltin, buna da güç yetiremiyorsanız kalbinizle buğz edin ki bu imanın en zayıf derecesidir” ifadesinde bu durumu daha net anlayabiliyoruz.

Toplumu değiştirmek ve istikamet üzere bir hayata evrilmesini sağlamanın ne kadar önemli olduğuna bugünlerde daha bir anlamış olmamız gerekiyor. Bir gencin Liseli yıllarında bir Anadolu insanı kimliği ile biliniyorken sonra nasıl da -kökü dışarıda- terör örgütlerinin tetikçisi olabilecek kadar canavarlaşabildiğine şahit olduk. Gezi olaylarında kendi çocuklarımızın bile mahalle baskısıyla eylemlere katıldığına tanık olduk. Öyleyse yapılacak çok iş var ve bu her türden makamdan daha önemli bir sevdayı gerektiriyor.

Sendikal zemine 1992 yılında ‘vira bismillah’ derken biz bir iddia ile yola çıktık. Medeniyet sendikacılığı üst başlığı ve “iyilikleri çoğaltmak kötülükleri azaltmak” misyonu ile diğerlerinden farkımızı ortaya koyduk. Bizim sendikal anlayışımız tam da bu merkezde, bizim gibi olduklarına inandıklarımızı –hata yaptıklarında- uyarmak, medeniyet değerlerimizden uzak olanları ise doğru olana davet etmek esasına dayanır.

Biz, sendikal muhalefet dilini kullanırken, referans olarak elbette medeniyet tarihimize bakarak tavır belirleyeceğiz. Dün bizimle aynı çizgide bulunan ve hatta sendikacılık yapıyorken bugün masanın diğer tarafına geçen arkadaşlarımız, bizden gelen eleştirileri bu bakış açısıyla değerlendirmelidir. Hz. Ebubekir (r.a) bir hutbesinde “Şayet eğrildiğimi ve hata yaptığımı görürseniz ne yaparsınız” demişti. Zayıf ve çelimsiz bir sahabe kılıcını kınından çekerek “şu eğri kılıçlarımızla düzeltiniz” diye cevap verince Hz. Ebu Bekir r.a, “Allahım! Sana hamdolsun ki Resulünün halifesi yanlışa düştüğünde onu kılıçlarıyla düzeltecek kulların var.”

Hz. Ebu Bekir’in (r.a) bu tepkisi bize bu anlamda yeterince yol gösterici değil midir? Ancak bunu söylerken Harun Reşit’in kendisini hışımla uyaran adama verdiği örneği de unutmayacağız.

Ne diyordu Harun Reşit, kendisini dövercesine eleştiren adama; “-Ne sen Musa kadar kıymetli bir adamsın ne de ben Firavun kadar zalim bir kimseyim. Buna rağmen Allah (c.c) Resulü Musa’yı Firavun’u uyarmaya gönderirken ‘yumuşak bir dil kullan’ diyordu.” Biz elbette hataya göz yummayacak ve yanlışa sessiz kalmayacağız ancak diğerleri gibi de olmayacak “kavli leyn” ile uyaracak bir ayna vazifesi görmek suretiyle yanlışı gösterecek, gerektiğinde bize yakışan bir vakarla tepkimizi ortaya koyacağız.

Aynalar yalan söylemez. Aynalar, olanı olduğu gibi yansıtarak kendimizi düzeltmek için bize bir uyarıcı oluyorsa “mü’minin mü’mine ayna olması”nı da böyle anlamamız gerekiyor kuşkusuz. “İyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmak” olan asli görevimizi, sendikal farklılığımız olduğunu bilecek ve ona göre davranacağız.

Adem a.s. ‘ı farklı kılan hatasını fark ettiğinde tövbe etmesidir. Bir pişmanlık emaresi olarak “Ya Rabbi! Kuşkusuz ben nefsime zulmettim. Eğer sen bağışlamazsan doğrusu kaybedenlerden olurum” cümlesi Yeni Türkiye’nin yönetici kadrosunu farklı kılan-bir Adem (a.s) gibi- Sivil Toplum Örgütlerinin ya da çevrelerin tuttuğu aynayı dikkate almak ve ‘kaybedenlerden olmamak’ için gayret etmesidir.

Bizim iddiamız, istikametimiz oranında karşılık bulacaktır. Burada sendikal istikamet, dilimizin ve iş tutuş biçimimizin kendi değerler dünyamızla örtüşmesidir. Bizim sendikal dilimizin duayenlerinden- Diyanet Sen eski Genel Başkanı-merhum Ahmet Yıldız “Hılful fudul” ile başlatır sendikal serüvenimizi. Kurucu Genel Başkanımız Merhum M.Akif İnan, “hangi düşünceden olursa olsun, hangi fikir kampından olursa olsun ..” diyerek hak sahibine hakkını verme mücadelesi olarak tanımlar bu zemine dair bakışımızı.”Medeniyet sendikacılığı” olarak yürüdüğümüz bu kutlu yolun işaret taşı yada istikamet göstergesi tam da budur. Biz birilerinin kirli sicillerinde olduğu ve bizi yaftalamak istedikleri gibi yönetenleri yönetmek gibi bir yanlışa düşmeyiz. Bizim vazifemiz bir ayna olmak ve yönetenlerin artı ve eksilerini görmelerini sağlamaktır. Bilinmelidir ki ayna olmak, ne bir tecessüstür ne de günahı deşifre. Bir hatırlatma ve uyarıdır, gerçekle yüzleşmeyi sağlamaktır. Ayıpları örten ve düzeltilmesi için yol gösteren bir ufukla uyarıdır ayna olmak. Uyarıya riayet ise bu bağlamda öncelikle bizi yanlıştan koruma adına uyarıda bulunan çevreleri, Sivil Toplum Örgütlerini ayna bilmekle başlar.

Aynadan korkmak; hatadan saklanmak, hatayı savunur olmaktır. Hatasız elbette kul olmaz. Ancak hatada ısrar etmeyi nasıl izah edebiliriz. Aynaları, bizden hiçbir şey saklamadığı için sevmenin adı cesaret ise, bir erdem örneği ortaya koyarak bize ayna olanı da ayna tutanı da dost bilmemiz gerekir.

İdris Şekerci

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » »
Share
1124 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...