logo

reklam

Kültür ve Sanata Destek

Kültür ve Sanata Destek

Kültür ve sanat hayatımız epeyce zamandır son derece kabız ve renksiz seyretmekteydi. Zaten belli (seküler) bir kesimin elinde; kendi medeniyet mirasımızdan kopuk, tamamen Batıyı takliden ortaya konmuş eserler ve ürünlerin renklendirdiği kültür sanat ortamı, halktan kopuk bir şekilde senelerce yoluna devam etti. Ne yazık ki halkımızın hem kültür ve sanata fazla önem vermeyişi, hem o belli kesimin halkına yabancı çabaları sonucunda iyice tıkanma noktasına gelmişti.

Sinema, tiyatro, resim, heykel gibi çağdaş görsel sanatlardaki gerilik başta olmak üzere, ilgisizlikten yok olmanın eşiğine gelmiş birçok geleneksel sanatımız Devletin ilgisine ve desteğine muhtaç duruma düştü. Aydın kesim -tuhaf bir şekilde- bu desteği adeta doğal bir hak olarak gördüğünden yıllarca yazıp çizmekten geri durmadı. “Sanata destek ve sanatçıların korunması” taleplerinden asla vazgeçmedi. Bu feryatlar sonucunda, geçmişte ve hala, bazı sanat dallarına, kültür projelerine sınırlı da olsa destek verilmekte ve aydınlarımız bundan asla rahatsızlık duymamaktadır.

Şahsen Devletin veya Belediyelerin kültür ve sanat adı altında her alanı desteklemesini uygun bulmuyorum. Elbette kültür ve sanatta “hamilik” bir yere kadar olacaktır, kültür ve sanat adamının özgürlüğünü ortadan kaldırmadığı müddetçe makul de karşılanabilir. Ülkeyi ilgilendiren, içerde ve dışarda medeniyetimizi/geleneklerimizi tanıtma iddiası olan bazı özel projeler dışında yahut yok olmanın eşiğindeki geleneksel sanatları korumak amacı dışında; Devlet/Devlete bağlı Kamu Kurumlarının, Belediyelerin sanata ve sanatçıya desteği doğru değildir. Bu türden “hamilikler”, sanat ve sanatçıda özgür düşünme ve üretmeyi ortadan kaldıracak riskler içerir.

Ancak sıraladığımız sebepler göz önüne alındığında “hamilik müessesesi” mazur görülebilir;

  1. Bugüne kadar seküler kesimin elinde olan ve halkımıza yabancı kaynaklardan beslenen ve ilgi çekmeyen, ciddi bir varlık gösteremeyen kültür-sanat anlayışının hâkimiyeti.
  2. Bu verimsiz ve bünyemize yabancı seküler/pozitivist/batıcı kültür-sanat anlayışı uğrunda imkânların ve yılların heba edilmesi.
  3. Halkımızın hem bu kendine yabancı seküler-batıcı sanat anlayışına, hem de genel olarak kültür ve sanat faaliyetlerine olan sıkıntılı mesafesi.
  4. Bir milletin ancak kendi kültür ve medeniyet birikiminden kaynaklanan sağlam kültür-sanat eserleri ortaya koyarak gelişebileceği, gelecek vizyonu kazanabileceği gerçeği.
  5. Genç neslin ülkesini geleceğe, ancak kendi medeniyet değerlerine basan kültür ve sanat ikliminden geçerek taşıyabileceği, sadece böyle kalıcı olabileceği
  6. Bir milletin özgün varlığını, uluslararası arenada diğer milletler nezdinde ancak kültür ve sanatla tahkim ettiği sağlam bir duruşla ispat edebileceği.

Güzel olan şu ki, her türlü eksiğine ve zaaflarına rağmen bu olumsuz durum artık tersine dönmektedir! Kendi değerlerimizden kaynaklanan bir kültür-sanat ortamı henüz emekleme safhasında olsa da neşv ü nema bulmaya başlamıştır. “Hamiliğe” ilişkin ne söylenirse söylensin, olumlu manada bunun itici gücü de, itiraf etmeli ki iktidarın, özellikle yerel düzeyde kültür ve sanata verdiği destek, sağladığı imkânlardır.

Kültür ve sanat hayatımız geçmişte Refah Partili Belediyelerin değerli ve öncü çabaları, sonrasında AK Parti iktidarının değerli katkılarıyla son yıllarda ümit verecek kadar neşelenmiş, çeşitlenmiş ve gelişmiştir. Asıl bundan sonra verilecek destek çok önemli, çünkü 15 yıldır bin bir emekle atılan tohumların yavaş yavaş meyve verme zamanı gelmiştir. Kültür ve sanat adına ciddi manada ne olacaksa, bundan sonra olacaktır. Böylece bu alandaki hatalarımızı ve eksiklerimizi tespit etme ve üstüne gitme imkânını da bulmuş olacağız.

Benim bakışım ve tespitlerim elbette işin uzmanı bir kültür ve sanat adamı seviyesinde olmayacaktır. Daha dışardan, bir katılımcı/ziyaretçi bakışıyla bunları söylüyorum.

Bu noktada Belediyeleri, Kültür ve Sanata destek vereceğim derken işi ayağa düşürmemeleri hususunda uyarmayı görev addediyorum. Hamilik müessesini sempatizan kazanma amacıyla kullanmamaları ve her kesimi kapsayıcı olmaları gerektiğini akıldan çıkarmamalıdırlar.

Yine gönülden ve fedakârca destek verdikleri kültür-sanat programlarında (sunumlarda, sergilerde, icralarda) Yönetici kişinin öne çıkmaları da doğru değildir! Zira kültür ve sanat her ne kadar “hamiye” muhtaç ise de, bu tür sahiplenmeleri asla kaldırmaz! Belediye Başkanları, Başkan Yardımcıları, Kültür Müdürleri, hatta zaman zaman Tapu Müdürlerinin bile bilvesile sahne aldıkları bu programlar, puan toplamaktan ziyade itici, bıktırıcı bir hal almakta. Hele konuşmacılara yer verilen bazı organizasyonlar, kültür-sanat programı olmaktan ziyade, politikacıların ve Belediye bürokratlarının gövde gösterisine dönüşerek, katılımcıları irrite etmekte, dahası uzun konuşmalar bu programlara katılmaktan insanımızı alıkoymaktadır. Özellikle o an orada olması gereken değerli kültür ve sanat adamları bu tür politize olmuş programlara katılmamayı tercih etmektedirler. Oysa orada bulunmaları o kültür-sanat dalına destek için elzem bir durum arz etmektedir.

Aynı şekilde, programlara katılan kültür ve sanat ehlinin de, yerel yönetici ve bürokratlara sınırsız övgüler düzmesi, makamın yüksekliğine göre övgülerin mersiyeye dönüşmesi de bunca güzel çalışmaya zarar verecek niteliktedir.

Tevazu ve mahfiyet duygusunun da kültürümüzün bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Kültür ve sanatla birlikte yaşatmamız gereken değerlerimizden biri de tevazu olmalıdır! Sonuçta, yöneticiler bu sponsorlukları, destekleri kendi ceplerinden sağlamıyorlar, hepsi kamu imkânıdır ve halk için seferber edilmiştir/edilmelidir.

Hamiler de, kültür-sanat ehli de meseleye bu bilinçle yaklaşmalıdır.

Necdet Meşe

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
637 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.