logo

reklam

Kurumların Vesayetinden Halkın İktidarına…

KURUMLARIN VESAYETİNDEN HALKIN İKTİDARINA…


Strateji ve İstihbarat Uzmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile Yeni Anayasa Değişikliği ve Başkanlık Sistemini ve yeni çıkan “Türk Tipi CumhurBaşkanlığı” kitabını konuştuk…

Muhammed Taha Gergerlioğlu Kimdir?

Somuncu Baba’nın 17. kuşaktan torunu olan ve 1956 yılında babasının yedek subaylığı esnasında yine birçok Peygambere ve Veliyullaha ev sahipliği yapmış olan Urfa’da dünyaya gelir Muhammed Taha Gergerlioğlu.

Memur bir ailenin oğlu olarak ilkokul, ortaokul ve liseyi Türkiye’nin çeşitli illerinde okuyarak tamamlar. Lise yıllarının son demlerini ise 1974 yılında Antalya’da İmam Hatip Lisesinde tamamlar. Aynı yıl Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ile başladığı yükseköğrenimini 1978 yılında tamamlar.

Devletin ebet müddet varlığını devam ettirmesi için atalarının gittiği yoldan gitmeyi kendisine şiar edinmiş bir tavırla eğitim serüveninin hiçbir anını boş geçirmez siyasi hayatın içerisine atılır ve 1974 yılında Milli Selamet Partisi (MSP) Gençlik Kolları Başkanlığı yapar. 1976 yılında Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) kuruluşunda ve teşkilatlanmasında çalışır. 1977 yılında Akıncılar Teşkilatı kuruluşunda görev alır.

Daha sonraları Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk tohumlarının atıldığı dönemlerde fiili olarak bu yapının içinde bulunur.

Birçok özel kuruluşta danışmanlık dönemleri 2002 yılında sosyometri danışmanlığı ile kamuya da taşınmış oldu. Sırası ile Halk Bankası İcra Kurulu Başkan Danışmanlığı, TMSF İştiraki Denetim Kurulu Üyeliği, Kamu Sosyometri Danışmanlığı görevleri birbirinin peşi sıra gelir.

Uluslararası finans konusunda yurtiçinde ve yurt dışında aldığı eğitimler seminerler sonucunda Yüksek Finans Yönetiminde uzman/yönetici olan Muhammed Taha Gergerlioğlu, üniversite, kamu ve özel sektöre bu konuda danışmanlık hizmeti vermeye ve çeşitli firmalarda yönetim kurulu üyeliği görevlerine devam ediyor.

Gergerlioğlu kültürel anlamda donanımına Fransızca, Arapça ve Farsça dillerini de eklemiştir. Aile hayatının toplumun temelini oluşturduğunu bilen ve buna inanan Gergerlioğlu evli ve dört çocuk babasıdır.

Şimdiye kadar kaç eser çıkardınız?

“TÜRK TİPİ CUMHURBAŞKANLIĞI-Kurumların Vesayetinden Halkın İktidarına” İlk kitabımdır.

Türk Tipi Cumhurbaşkanlığı kitabınızda en kritik üç soru nedir?

Kitabımızdaki en kritik üç soru; “Rejim mi değişiyor? Sistem mi geliyor? Ülkemiz nasıl daha iyi yönetilecek?” bana göre en kritik sorulardır. Zira halkımızı bu üç soru üzerinden kafa karışıklığına sevk etmek istiyorlar. Ben de bu kitap ile bir nebzede olsa bu soruların karşılığının gerçekte ne olduğunu anlatmaya gayret ettim.

Peki, Türkiye’de Vesayetin Kısa Tarihi nedir?

Bu tarihi serüveni birkaç satıra sığdırmak oldukça zor lakin Abdülhamit’in tahttan indirilmesi sonrasında İttihat Terakki’nin iktidarıyla başlayan süreç çok sancılı geçti. I. Dünya Savaşı sonunda devletin merkezi çökmüş oldu. Kurtuluş Savaşı’nın zaferle neticelenmesinin ardından devleti yeniden yapılandırmak gerekiyordu. Fakat kurulan yeni merkez, ideolojik olarak topluma yabancı bir kimlik dayattı. Bu, toplumda “eski” ile “yeni” arasında sosyolojik, kültürel ve ideolojik bir kutuplaşmaya sebep oldu ve ayrıca devlet-millet yabancılaşmasını körükledi.

Toplumsal meşruiyeti sınırlı olan bürokratik elit, siyasetin merkezini devleti toplumdan koruma ve kollama amacı taşıyan vesayetçi bir Parlamenter Sistem üzerinden düzenledi. Böylece siyasetin merkezi devlet-millet etkileşimini sağlayacak ve otorite üretecek bir yönetim mekanizması kuramadı. Bu otoriter zihniyetin şekillendirdiği kurumsallaşma, devlet-millet bağını kurmaktan ziyade devleti toplumdan koruyan vesayetçi bir yapı ortaya koymuştur.

Parlamenter Sistem ve Başkanlık Sistemi Nedir?

Devletin kuvvetlerinin ayrılma derecesine ve ayrılan kuvvetler arasındaki ilişkilerin niteliğine göre, farklı hükümet sistemleri ortaya çıkar. Kuvvetlerin sert ayrılmasına “Başkanlık Sistemi”, kuvvetlerin yumuşak ayrılmasına ise “Parlamenter Sistem” deniyor.

“Her millet kendi karakteristik özelliğine göre sistemi bulur ve bünyesinde onu işletir. Toplumda birleştirici bir rol oynayacak ve yönetimi değişen dünyaya uyumlu, hızlı karar alabilen bir yapıya kavuşturacak Başkanlık Sistemi’ne geçilmesi zorunludur”

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne Geçiş Neden Zorunlu?

Neredeyse yüz yıldır Parlamenter Sistem ile yolumuza devam etmeye çalışıyoruz. Bir türlü istediğimiz atakları gerçekleştiremedik. Neredeyse her on yılda bir darbeye maruz kaldık. Çok basit bir mantıkla ben size sormak isterim. Parlamenter Sistemi denedik olmadı peki neden değişmesin ki? Yeni bir sistemi denemekle bu ülke ne kaybedecek? Zaten bedelini ödediğimiz ve her kesimin gönülden bağlı olduğu ve kabul ettiği bir rejimizin var bizim. Cumhuriyet bizim omurgamızdır. Bu omurga ayaktadır. Ve bu omurgaya tutunarak biz kendimize en uygun sistemi bulabiliriz. Yüz yıldır işlemeyen ve bizi geri götüren bir sisteme körü körüne yapışmanın bir anlamı yoktur. Batı dünyasına bakın birçok ülkede bunun örneğini göreceksiniz. Her millet kendi karakteristik özelliğine göre sistemi bulur ve bünyesinde onu işletir. Toplumda birleştirici bir rol oynayacak ve yönetimi değişen dünyaya uyumlu, hızlı karar alabilen bir yapıya kavuşturacak Başkanlık Sistemi’ne geçilmesi zorunludur.

Anayasa Değişikliği Neleri İçeriyor?

Bu anayasal değişiklikler oldukça uzun anlatılabilir lakin bana göre en önemli değişiklik; Yürütme organında yetkileri başkanda toplayarak yürütmede çift-başlılıktan doğan yetki karmaşası ve yetki-sorumluluk dengesizliğini ortadan kaldıracak olmasıdır. Ayrıca darbe anayasalarıyla tahkim edilmiş vesayetçi bürokratik yapının tasfiye edilecek olması ve halkın doğrudan siyaseti belirlemesi anayasa içerisinde yapılabilecek en önemli değişikliklerdendir diyebiliriz.

Peki, Rejim mi değişiyor? Sistem mi geliyor?

Hep anlattık hep söyledik. Bu ülke insanının fıtratına en uygun rejim Cumhuriyettir. Bu rejimi kimse bu halkın elinden alamaz. Bu millet bu rejime canıyla bedel ödeyerek sahip oldu. Bu ülkede rejimi değiştirmek kimsenin haddi değildir. Ancak rejimin alt yapısındaki mekanizmayı değiştirebilirsiniz ki rejim daha özgür hareket edebilsin hantallıklarından kurtulsun.

“Kuvvetler Ayrılığı”: Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde Cumhurbaşkanının Yetki ve Sorumlulukları Nelerdir?

Konuyla alakalı olarak bir kere en önemlilerinden birisi; Cumhurbaşkanının “sorumsuzluğu” ortadan kalkıyor, “yetkili ama sorumsuz” olmaktan çıkıyor. Denetim ve cezai sorumluluk geliyor. Cumhurbaşkanı soruşturulabiliyor ve gerek görülürse Yüce Divan’a yollanıyor. Soruşturma açılan cumhurbaşkanı erken seçim kararı alamıyor. Yüce divan’da mahkûm olursa, cumhurbaşkanlığı görevi sona eriyor. Yani yeni sistemle halka hesap verecek ve yaptığımdan sorumlu olacak bir makam ortaya çıkıyor.

“Bugüne kadar kurduğumuz devletlerde de en temel mesele adalettir. İşte adaleti tevzi etmenin, Kızıl Elma’ya yürümenin en temel koşulu önce evin içini düzene sokmak, sistemli ve her açıdan organize bir toplum meydana getirmektir”

Yeni Sistemde Cumhurbaşkanının Siyasi Sorumluluğu ve Yetkileri nelerdir?

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin getirdiği en önemli değişiklik, cumhurbaşkanının tam anlamıyla siyaseten de sorumlu kılınmasıdır. Seçilebilmek için halkın desteğini isteyen cumhurbaşkanının, seçilemediği takdirde, egemenliğin sahibi halk tarafından sandık yoluyla düşürülebilmesi cumhurbaşkanına siyaseten bir sorumluluk yüklemektedir. Cumhurbaşkanının icraatları ve yetkilerinden dolayı işlediği fiilleri cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesiyle halkın onayı ve denetimine açık hale gelmektedir.

Yeni sistemde Cumhurbaşkanlığı halka doğrudan hesap verebilir hale getirildiği gibi, halkın temsilcileri olan TBMM’ne karşı da sorumlu tutulmakta, hesap verebilir bir konuma getirilmektedir. Yani istediğini yaparak oturacağı bir makam olmaktan çıkmaktadır.

Kısaca yetkilerinden bahsetmek gerekirse; Seçimleri Karşılıklı Yenileme Yetkisi, Cumhurbaşkanının Kararname Yetkisi, Bütçe Hazırlama Yetkisi, OHAL Yetkisi gibi yetkileri de cumhurbaşkanına veriyor.

Ülkemiz nasıl daha iyi yönetilecek?

Bunun cevabı çok nettir. Kendi karakter ve kimliğine uygun bir sistem ile yönetildiğinde.

Yeni Anayasa ve Yeni Sistemle Türkiye Halkının Kazanımları neler olacaktır?

Öncelikle; Çift -başlılıktan doğan yetki karmaşası ve yetki- sorumluluk dengesizliğini ortadan kaldıracak. Halkın doğrudan siyaseti belirlemesi garanti altına alacak. Vesayetçi düzenin toplumsal muhalefeti konjonktürel ve lider odaklı siyasete mahkûm etmesinin önüne geçerek demokratik siyasetin kurumsallaşıp kalıcılık kazanmasını sağlayacak. Yasama organını yürütmeden tamamen ayırarak, Meclis’in sadece yasama görevini yerine getirmesini, yürütmenin de halkın doğrudan yetkisine dayanarak milletvekillerinden bağımsız hareket etmesini sağlayacak. Ayrıca, halk doğrudan devlet yönetimine müdahil olacak, hâkimiyet yetkisini anayasal organlar eliyle değil doğrudan kullanabilecek ve sivil iradenin tüm vesayet bağlarından kurtulabilmesini sağlayacak.

Türkiye, 90 yıllık vesayet parantezini kapatıp yeni bir sistem inşa etmek zorundadır.

Batı Medeniyeti neden Türkiye’de Başkanlık Sistemini istemiyor?

Batı kendisinin hakim olup yönetemeyeceği bir sistemi hiçbir yerde istemez. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yeniden inşasını gerçekleştirecek kapsamlı bir dönüşüm yaşanacak. Bir milletin aslına dönüşü elbette ki Batı’yı korkutacaktır. “Neden istemiyorlar?” sorusuna bence bir de “Neden korkuyorlar?” sorusunu eklemek gerekiyor. Tarihimize bakmak bu soruların cevabı için yeterli olacaktır sanırım. Sonuç itibari ile bu dönüşümün nihai hedefi ise güçlü ve büyük Türkiye’dir.

İşte tamda burada neden EVET demeliyiz?

Bu köklü millete daha köklü bir devletin yolunu açmak için yani bir Devlet-i Muazzama’nın mayasını yeniden karmak için. Mazluma umut zalime korku salmak için. En önemlisi de insanlığa umut olmak için. Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi; Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan olmak için. 16 Nisan’daki EVET bir gün için değil bin yıl için denecek bir EVET’tir.

Son olarak Hasbahçe Gazetesi okurları için neler söylemek istersiniz?

Bu referandum sürecinin bu millete hayır getirmesi en büyük temennimdir. Hep söylüyorum her birimizin ebet müddet devlet bilincinde olmamız ve bunun için çabalayanlara da destek olmamız gerekiyor. Bu yolda yürüyenleri yalnız bırakmadan tıpkı 15 Temmuz’da yaptığımız gibi omuz omuza vererek, bu toprakları yeni bin yıla birlikte hazırlamak zorundayız.

Ben bu röportaj için size ve Hasbahçe Gazetesi ekibine teşekkür ediyor, başarılarınızın daim olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Herkese sevgilerimi, saygılarımı ve selamlarımı iletiyorum. 

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
1319 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.