logo

reklam

Muhafazakar İktidarların Muhafızları-1

Muhafazakar İktidarların Muhafızları-1

Muhafazakar İktidarların Muhafızları

Yenidünya düzeni teorik söylemlerini uygulayabileceği alanları meydana getirirken girdikleri ülkelerin değerlerine uygun hareket etmeyi azami ölçüde dikkate almışlardır. Savaşlar kontrol edilebildiği ölçüde çıkartılır yenidünya düzeninde. Yenidünya düzeninde çatışma yoktur uzlaşı vardır, kitlesel düşman yoktur mikro düzeyde insana nüfuz etme vardır, mümkün olduğunca devletleri işgal etme yoktur dönüştürme ve iktidarlara sahip olma vardır. Yenidünya düzeni yüce yaratıcıyla ve onun kurmuş olduğu düzene karşı iddialı bir düzen kurma savaşıdır. Yenidünya düzeni ‘şeytan üçgeni’ içerisinde alınan kararların insan hücreleri içerisinde yaşatılma çabasıdır.

“Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun.” Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez. “Benim kullarım; senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur.” Vekil olarak Rabbin yeter. (17/64-65)

Gıdaya hükmeden insanlığa hükmeder sesi aynı sestir. Petrole hükmeden ülkelere hükmeder sesi aynı ağızdan çıkar. Yiyecek, içecek, maden, su, dağlar, ovalar yeryüzünde ne varsa hepsine sahip olmalısın sesi bir vesvesecinin ortaya koyduğu ahlaksız bir sestir. Şebekeleşmiş, şirketleşmiş, güçlenmiş, dünyanın her noktasına inmeyi başarmış bu şer sesin yeryüzündeki hareket şekli hep aynı olmuştur. Fısıltılı şeytan onlara şunu söyler; sen efendisin gayrısı senin kölen…

Türkiye’deki 1950 sonrası iktidarların neredeyse tamamı onların işlerini kolaylaştıracak politikalar geliştirmişler, global şirketlerin yeşermesi için zemin oluşturacak her türlü kanunu kah bilerek kah bilmeyerek çıkartmışlardır. Örneğin sabatay kökenli olduğu bilinen (en azından eşi bilinen yahudi kızıdır) Adnan Menderes IMF ile ilk stand by anlaşmasını yapmış yüksek faizli ilk borçlanmanın temellerini atmıştır. Global şirketlerin ülkeye girmesini sağlayarak ülkenin çok kıymetli değerlerini peşkeş çekecek sürece Türkiye’yi itmiştir. ABD’nin ikinci dünya savaşında yerle bir olmuş 16 ülkeye girmek için öngördüğü tuzaklı yardım kampanyasına Türkiye de dâhil edilmiştir. Marshall yardımları olarak tarihe geçmiş bu sözde dayanışma içerikli bu kampanya öyle bilinen türden bir yardım değildir. Arka planda girdiği her ülkede kaynakları sömürme, ilişki geliştirerek siyasi otoriteler oluşturma gayreti vardır. Tarım ülkesi olan Türkiye’ye süt tozu, peynir, hibrit buğday, çocuk felci aşısı (Türkiye de ilk çocuk felci bu tarihlerdedir) ve diğer tüm aşılar bu yardımla beraber gelmiştir. Dev ilaç firmaları, tohum ve tarım firmaları marshall yardımları ve stand by anlaşması sonrası ülkeye giriş yapmıştır. Türkiye’nin silahlı kuvvetleri köhnemiş ABD teçhizatlarıyla donatılıyor borcu katlandıkça katlanıyordu. Üst düzey askeri erkân hızlı bir şekilde kabuk değiştirmeye başlamıştı. Gerçi en büyük operasyon Mareşal Fevzi Çakmak Paşanın emekli olmasıyla yapılmıştır. Taburlarda garnizonlarda karakollarda kışlalarda askeri alan olan her yerdeki camiler kapatılmış imamlık makamı lav edilmiştir. Bu sert geçiş Menderesin gelmesiyle yumuşatılmış ve askeriyedeki en büyük değişim çok konuşulmasa da Menderes döneminde yapılmıştır. Üst düzey dindar kurmay subayların neredeyse tamamı emekli edilmiş yerine getirilen yeni kadrolar özel eğitimden geçirilerek yeni bir zihniyetin inşasında önemli bir konuma sahip olmuşlardır. Kısacası İnönü dönemindeki siyasi vesayet (İnönü, Fevzi Çakmak yüzünden askeriyeye hükmedememiştir) kaldırılarak askeri vesayet başlatılmıştır. Askeri vesayetin kapılarını sonuna kadar Menderes açmış olsa da ileride başına bela açacaktır. Türkiye NATO’ya girmek için Kore’ye ABD için asker gönderiyor ve ödül olarak ta NATO’nun üyesi oluyordu. Gerçi SSCB’nin dünyada ve ülkemizde ciddi mesafe kat ettiğini düşünürsek ABD yardımları ve ülkenin NATO’ya alınması soğuk savaş döneminin kaçınılmaz sonuçlarındandır. Sinop burnundaki ABD üssü ve diğer üslerin tamamı Menderes döneminde yapılmıştır. İlk NATO askeri onun döneminde ülkeye ayak basmıştır. Adnan Menderes ekonomik politikalarla yabancı sermayenin ülkeye girişini kolaylaştıracak ilk adımları atan başbakandır. İlk ciddi enflasyonla tanışma, dış borç faizi, dışa bağımlılık ve global şirketlerin güdümüne girme onun zamanında olmuştur. Yerli sabataycı-masonik sermaye bu gelişmelerden azda olsa rahatsız olmuş olsa da (kendi düzenleri bozulduğu için) hısımlarının büyük hedefinin onlara hizmet ettiğini düşünerek çokta seslerini çıkartmamışlardır. 840 km Suriye-Irak hattı üzerinde döşenen (kimin döşediği halen meçhul) mayın hattı onun zamanında döşenmiştir. İsrail için olduğu ayan beyan ortada olan GAP projesi yine onun döneminde o zaman DSİ Genel Müdürü olan Nurlu Süleyman Demirel tarafından temeli atılmıştır. Adnan Menderes Türk halkının gözünde cami yapan, yol yapan, ezanı Türkçe den Arapçaya çeviren bir başbakan olarak kalmış ve daha sonra kendi eliyle güçlendirdiği askeri erkân tarafından asılarak efsaneleştirilmiştir. Menderes serbest piyasa ekonomisine kontrolce bir giriş yaparak Türkiye’nin olmayan ekonomik rotasını belirleyen kritik adımlar atmıştır. Sadece ekonomik açıdan değil sosyal dokunun bozulmasında ve kitlesel bohemleşmede ciddi etki sağlamıştır. Alkol üretimi onun zamanında zirveye koşmuştur. Fuhuş sektörü devlet eliyle meşrulaştırılmıştır. Sinema sayısı artırılmış ABD filmleri pompalanmıştır. Tütün üretimi ve tüketimi ciddi oranda çoğaltılmış ve kolaylaştırılmıştır. Devlet sanatçıları; sinema, tiyatro, ses sanatçıları, bale vb sayıları artırılmış batı kültürlerini taşıyan figürler ve enstrümanlar ülkeye özel transferlerle getirtilmiştir. Adnan Menderes sadece sur içinde bilinen 220 Mimar Sinan eserini yol yapacağım diyerek yerle bir etmiştir. Ellili yılların İstanbul’unda sur içi hariç diğer alanlar %80 itibariyle neredeyse boştu. O halde İtalya’dan transfer edilen Henry Porte denilen bir Yahudi Mimar İstanbul’un tarihi dokusunu niçin değiştirecekti? Bütün bunlar gösteriyor ki muhafazakar iktidarlar halkına bir iyilik yaparken 3 kötülük (yada % sini siz düşünün) yapabilmekteydiler. Adnan Menderes hem kendi derin devletinin, hem de onu iş başına getirenlere danışmadan SSCB’ye giderek kredi istemesinin bedelini ağır ödemiştir. Anlaşılan o ki paranın dini imanı olmadığı gibi şirketlerinde dinsiz imansız bir adam bulalım diye bir derdi yoktur…

Fatih Alim Daşpınar

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
1005 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...