logo

reklam
23 Şubat 2017

Referandum Neyi Oyluyor

Referandum Neyi Oyluyor

Cumhurbaşkanının onayıyla birlikte ülkeyi bekleyen takvim ortaya çıktı. 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan oylamayla halkın, temsilcilerini aradan çıkararak, doğrudan devletin başını seçme hakkını kendi eline alması, doğal olarak iki başlı bir görüntü ortaya çıkarmıştı. Gücünü sandıktan alan başbakan ve cumhurbaşkanı, eski usul ve esasların içine sığmayacak fiili bir durum oluşturdular. 16 Nisan, ülkenin iki başlı görüntüsünü teke indirecek olan düzenlemenin oylanacağı tarih olacak.  

Yapılan aleyhte propagandalar, geniş kitleleri neye ikna etmeye çalışırsa çalışsın, önümüzdeki referandum ülkenin temel hedeflerini, yönünü değiştirmeyecek. Çünkü ne bir rejim sorunumuz var ne de üniter yapıdan taviz anlamına gelen bir adım atmak söz konusu. Fakat uzun zamandan beri değiştirmek zorunda olduğumuz bir durumumuz var: Askeri gücün iktidarda olduğu dönemlerde, darbeci yapının güvenliğini ve ülkenin onların istediği istikametten başka bir yöne gitmesini engellemek için yapılan anayasaların ön gördüğü idari yapılanma, çıkan kaotik durumların üstesinden gelmek konusunda yıllardır yetersiz kalıyor.  

Ülkemizin tarihinde atılım yılları olarak bilenen tüm dönemler, güçlü tek parti yönetimlerinin yürütme yetkilerini tek başına kullandığı dönemler olmuşsa, koalisyonlu devirler yalnız, bir ileri iki geri, memlekete zaman kaybettirdiyse bunu ifadeye mecburuz:  Güçlü merkezi devlet bizim mayamızla iyi uyuşuyor.  

Türkiye’de hızla yıpranan pek çok kuruma rağmen insanların güven duydukları bazı makamlar hala varlığını sürdürüyor. Uzun zamanlardır kamuoyu araştırıcıları TSK’nın en güvenilir kurum olduğunu söyleye geldiler. 15 Temmuz sonrasındaysa araştırmalar güvenilirlikte en yüksek kurumun Erdoğan’ın şahsiyetiyle birleşen Cumhurbaşkanlığı makamı olduğunu gösteriyor. Demokrasi tarihine altın harflerle yazılan, büyük bir hamleyle seçmenini, vatandaşını sivil iradeye yönelen tehditlere karşı direnişe çağıran ve alnının akıyla o kara gecenin içinden ülkesini daha da kuvvetlendirerek çıkan bir lider.  Elbette güvenilirlikte diğer tüm kurumların üstünde olacaktır.

Kitleler samimiyetine inandıkları, aynı ideal etrafında bir araya gelebildikleri ve güven duydukları bir lider bulduklarında; canları, kanları pahasına ona nasıl sahip çıktıklarını gösterdiler. 16 Nisan oylaması, başkanlığı ve yetkilerini oylasa da duygusal beyni çok güçlü bu millet, kâğıt üstünde ve teorik olarak kalacak bir düzenleme olmadığını bilerek sandık başına gidecek. Erdoğan’ın bu unvanı ve yetkileri nasıl taşıyacağıyla ilgili kimsenin bir şüphesi yok. 15 yıllık başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı performansı artık ustalık ehliyetiyle devletin başındaki kişi olarak tarihi rolünü perçinlemiş vaziyette.

Bu sürece AK PARTİ ve MHP dışında daha geniş katılımlı bir uzlaşıyla girilebilir miydi?  Şüphesiz evet. Ayrıca böyle bir uzlaşı kafalarda az çok bulunan soru işaretlerini de halletmiş olurdu. Fakat ontolojik olarak kendini iktidarın savunduğu her şeyin tam karşısında gören, ana stratejisini durdurmak ve engellemek planı üzerinden yapan bir muhalefetin, öncekilerde olduğu gibi bu sürecin işlemesini sabote etmekten başka katkısı olmadı.

On yıllardır kendi vatandaşının tercihlerini sorgulayan, insanının inancını, milliyetçiliğini,  hassasiyetlerini, anlayamadığı için sandıktan çıkan sonuçlara şaşıran ve neticeyi yok hükmünde sayan tuhaf bir politikacı grubu, yaklaşan referandumda yine köşelerindeki yerlerini almış durumdalar. Şimdiden sonuç belli olmuşçasına çıkacak neticenin neden kabul edilemez olduğunun kendilerince sebeplerini sayıp dökme yoluna girdiler bile. 

Makamların ve yetkilerin sınırlarını iyi tayin edilse de bütün tanımlamalar onu kuşanacak bir yöneticiyle birleşince anlam taşımaya başlıyor. Referandum, sürüncemede kalıveren hükümet kurma, güvenoyu alma konularını tamamen hallediyor.  Ayrıca insanımızın manevi dünyasına, kutsallarına, saygı göstermeyecek, onun anladığı manada tarihi süreçlere bütünlüklü bakamayacak  hiçbir liderin referandumdan sonra yüzde 50’yi geçme ihtimali, dolayısıyla iktidar olma ihtimali kalmayacak.

Bir kesim hazımsızın feryatlarının manasını bugünlerde daha iyi anlayabiliyoruz.  Kendilerini ezeli beri imtiyazlı zannedenler, iktidar değilsek de muktedir biziz diyenler,  çarpık zihinleri ve arkaik fikirleriyle, bundan sonra genel seçim kazanma ihtimallerinin hiç kalmayacağını görüyorlar. Çırpınışları eski düzenin tamamen ellerinden gitmesi karşısında duydukları ağır depresyon hissinden başka bir şey değil.

Ahmet Çağan

                                                                                                                                   

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
552 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.