logo

reklam

Savaş Daha Da Çetin Olacağa Benzer

Savaş Daha Da Çetin Olacağa Benzer

Savaş Daha Da Çetin Olacağa Benzer

Suriye siyasetinde uluslararası camiada en küçük bir kıpırdanma görünmüyor. Sykes Picot Antlaşması’yla yüz yıl önce çizilen bütün sınırlar alt üst olurken sınır belirleyiciler ortalıkta kalabalık etmek istemiyorlar. Göç dalgası sınırlarını dövmeye başladığında avazı çıktığı kadar feryat eden kıta Avrupa’sı, Türkiye’nin dört yıldır yaptığı tüm çağrılara kulak tıkayarak sivillerin, masum insanların ölümüne kayıtsız kaldı.

Dünyanın gözü önünde Orta Doğu, ateş çemberinin içinde kavruluyor ve her türüne rastlayacağınız bir terör laboratuarı haline geliyor. Bölgenin kendi yapısının ürettiği, yıllardır dışlanmışlık duygusu ve kompleksiyle devletçilik oynamaya kalkan ve şahsi ihtiraslarını din sosuna bulayarak akıllarınca mücahitliğe soyunan gruplar da var. Bu grupların attığı kıtırlara inanacak, macera düşkünü, eğitimsiz, bilinçsiz bir nüfus da bol miktarda mevcut dünyanın her yanında. Onların da katılımıyla at izi ve it izi birbirine karışıp Suriye-Irak toprakları daha da okunmaz anlaşılmaz bir görüntü veriyor.

ABD, Afganistan ve Irak tecrübelerinden fazlasıyla dersler çıkarmış olacak ki, dünya arenasında son 70 yıldır görmeye alıştığımız hegemonik güç özelliklerinin çok dışında bir politika uyguluyor. Demokrat Obama, iç kamuoyunda maruz kaldığı yoğun baskılara rağmen kesin bir dille ABD ordusunun fiili müdahalelerde bulunmayacağını belirtiyor. Küba ve İran meselelerini, daha evvel taahhüt ettiği gibi hallettiğini düşünerek bu ülkeleri dünya arenasının tecrit edilmiş devletleri olmaktan çıkarmaya kararlı gözüküyor. Fakat bu durum, güç oyunları savaşında 90’lı yılları sakin geçiren Rusya’nın birden bire tek başına kalması gibi bir sorunu ortaya çıkardı. ABD, Rusya’yla kesin bir çatışma anlamına gelecek fiillerde bulunmamaya özellikle dikkat ediyor. Rusya’nın bağıra çağıra DAEŞ’i bahane ederek bölgeyi havadan ablukaya alması ve sivillerin ağır zararlar gördüğü, insanı isyan ettiren manzaralar karşısında ABD, yalnızca yutkunmayı tercih ediyor.

Türkiye’nin çok önceden öngördüğü gibi Cenevre görüşmeleri oyalama ve taktik adımlarla hiçbir kayda değer gelişme olmadan 25 Şubat’a ötelendi. Yeni görüşmeye kadar Putin-Esed ikilisinin Suriye’de daha da fazla mevzi kazanacağı, hem ılımlı muhaliflere hem de Türkmenlere yönelik saldırılarını artıracağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu arada Türkiye’nin de güney sınırını PYD’den korumak için yardımlaşabileceği güçlerin elleri iyice zayıflıyor. PYD sonunda Rusya’nın teşvikiyle Fırat’ın batısına uzanmak ya da ABD’nin sözünü dinleyerek Türkiye sınırına yakın bölgelere geçmemek gibi bir ikilemle karşı karşıya kalıyor. Önümüzdeki günlerde mutlaka bununla ilgili karar vermek mecburiyetinde. Alınacak karara göre de ülkemiz güney sınırının ötesinde ya mevcudu koruyacak ya da daha aktif olmak zorunda kalacak. Elbette bu gelişmelerin PKK ve uzantısı şehir yapılanmalarının kentlerdeki hendek ve barikat rezilliklerine etkileri olacak.

Küçük bir dünya savaşının bütün unsurlarını izliyoruz güney sınırımızda. Elbette bu savaş bir yandan da vekâlet savaşı olma durumunu sürdürüyor. Bölge üzerinde etkili olmak, etkinliğini kaybetmemek ya da sonraki adımları için yeni bir etkinlik sahası üretmeye çalışan herkes, bu resmin içinde yer almak istiyor. ABD, DAEŞ’e karşı mücadelesini neredeyse tek başına YPG üzerinden sürdürüyor. Türkiye’nin ısrarla terör örgütü olarak dünyaya kabul ettirmek istediği yapıyı terörist olarak tanımak istemiyor. ABD de biliyor ki mevcut durumda Türkiye ile YPG arasında kurduğu dengeli, ihtiyatlı pozisyonu ilelebet korumak hayli güç olacak. Bir tercih yapıp bunu deklare etmek zorunda kalmamak için de yeni açılımlar denemeye, mümkün mertebe böyle bir açmaz içine düşmemeye çalışıyor.

Türkiye’nin aklında, ABD’nin o bölgede eninde sonunda bir Kürt devleti kurduracağı, bu duruma ülkemizi hazırlamak için önce tüm hamlelerimizin boşa çıktığı ve opsiyonlarımızın iyice azaldığı bir devlet haline gelmemizi istemesi elbette var. ABD, yalnızca böyle gücünü tüketmiş bir Türkiye’nin Kürt devletinin kuruluşuna direnemeyeceğini bildiği için özellikle savaş gibi bir ortamın içine sürüklenmemizi, bizim Rusya’yla karşı karşıya gelmemizi hesap ediyor olabilir.

Büyük manevra yapmaya pek imkân vermeyen, küçük hamlelerle devam eden bir savaş oyunu var karşımızda. Rusya, İran ve Esed yönetiminin el ele verip yeniden kendi lehlerine Orta Doğu’yu dizayn etmeye başladıkları bir aşamaya geldik savaşın en son safhasında. Sınırımızın hemen dibinde kurulacak bir Kürt kantonu tehlikesi için Türkiye neleri göze alabilir? Top atışlarıyla başlayan ikazlarımızın sonunda YPG birlikleri bölgeye yaklaşmaya devam ederse askerimiz sınırın öte yanına geçecek mi? Ardından sıcak takip aşaması gelecek ve bu ilerleyiş, bölgede bizi hiç istemeyen Ruslarla çatışmamızı getirebilir mi?

Bu soruların daha yüksek sesle ve ciddi olarak sorulduğu bir safhaya geldik. Türkiye olarak; daha çok ihtimale hazırlıklı, manevra alan genişliğini sürdüren ve yeni ittifaklara kapıları tamamen kapatmayan  bir noktada olmak zorundayız. Her gün sahada olup bitenin yeni denklemler ürettiği bir yapıda kaybeden olmamak için buna şiddetle ihtiyacımız var.

Ahmet Çağan

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
867 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...