logo

reklam
24 Nisan 2014

Varolmak mı? Yokolmak mı?

VAROLMAK MI? YOKOLMAK MI?

varolmak

İnsanoğlu ne yapacağını nereye gideceğini ancak hafızası yerindeyse, akli melekelerini yitirmemişse bilebilir. Hafızasını yitiren insan anlamsız anlamsız sağa sola bakar. Dost kim, düşman kim? Çoluğunu-çocuğunu, anasını-babasını yani ne yapacağını bilemez. Bu hafıza milletler için tarihtir. Tarihini bilmeyen, ilerisini göremez. Dümensiz gemi gibi dalgaların önünde savrulur durur. Elbette tarih bilmek bizi sentez yapabilen istikamet belirleyebilen olayların akışını yorumlayabilen bir mütefekkirlik yoluna sokmayacaksa hangi olayın ne zaman olduğunu ezber etmemize gerek yoktur zaten bu ezberde tarih bilmek değildir.

Tarihin yüzeysel bir tetkiki bize kültürlerin savaşını gösteriyor. Bir kültür karşısındaki kültürü yok etmeye çalışıyor. İşin esasında da bütün savaşlar bu kültür mücadelesinden çıkar. Büyük harp teorisyeni savaşı, tarifinde şöyle demiş; düşmanın iradesini kendi iradene tabi hale getirmek. Bu çerçeveden bakınca dünyada harbin devam ettiğini söyleyebiliriz ancak farklı cephelerde. Artık kültürel ve psikolojik cephe çok kızgın. Bu durum üzerinde çok düşünülmesi gereken çok endişe verici bir vaziyette…

Varolmak demek bir yer işgal etmek mi? Yokolmaktan kasıt yakılmak mı?

Elbette hayır. Varolmak kültürünü yitirmemek, bizi biz yapan değerleri taşımak. Geçmişte Müslüman olan Bulgarlar bugün yok olmuşlardır. İlim erbabının dediğine göre; fiziki devamlılıkları anlamsızdır.

Pekâlâ, kendimize bakalım varolacak mıyız? Yokolacak mıyız? Hiç kendimizi sorguluyor muyuz?

Çalışmamıza bağlı…

Almanya’da yaşayan Hasan, arkadaşı Hansa; gel sen Müslüman ol, sen çok iyi birisisin der. Hans yahu Müslümanlık zor, içki yasak der. Hasan yahu bizde içiyoruz der. Faiz yasak der Hans. Hasan cevap verir yahu bizde alıyoruz. Kumar yasak der, yahu bizde oynuyoruz. Hans dayanamaz: Yahu Hasan, ben Müslümanmışım da ben farkında değilmişim!!!

80’li yıllardan beri kültürümüze amansız bir saldırı sürüp gidiyor. Bizi biz yapan şeyler yavaş yavaş törpüleniyor farkında değiliz. Bakıyorum yüksek reytingli dizilere, korkunç bir saldırı yapılıyor aile kurumumuza. Bu kadar boşanmaların artmasında bunların etkisini görmezden gelemeyiz. Küçücük sebeplerden kavgalar. Çocukların kapıyı çarpıp, ana babayı dinlemeden çıkması. Bir fotoğraf sebebiyle evin hanımının kocasına bağırıp çağırması, küsmesi şahit olduklarımın birkaçı. Okulda öğretmen velilere kızar, siz bu dizileri nasıl çocuğunuzla izlersiniz diye. Hangi birini sayalım. Evet planlı bir taarruz yapılıyor…

17 Ağustos depreminden sonraki yardım selini gören yabancı bir gazetecinin dergisinin kapağına yazdıklarını unutamıyorum: “Türkler kenetlendi, kıskanılacak birlik” yazıyordu. Ne oldu bize eriyoruz ahlaken. Hans oluyoruz farkında olmadan. Kulaklarımda büyük bir siyasinin sözü çınlıyor: Derdimiz; çocuklarımızın adı bir nesil sonra Ahmet Mehmet mi olacak coni, toni mi olacak? Asıl tehlike budur. Aile, okul, medya elbirliği yapıp bu uçuruma, gidişimize dur demezse. Bayrak sallanıyor bağımsızız, camiler açık müslümanız zannederken, geçmiş toplulukların yaşadıkları felaketler ansızın başımıza gelir. Allah korusun…

Eskilerin bir sözü vardır; otuz iki farzın otuzunu bağışladım sana ver ikisini bana. Neydi o ikisi. İyiliği emredip kötülüğü nehyetmek. Nerde kaldı? Kitaplarda çıktı hayatımızdan. Bu yok oluşa giden yıkılışa dur demezsek kınadığımız olaylar karşısında gün gelir yapabileceğimiz bir şey kalmaz.

Gayrimüslim bir beldeden gelenler anlatırdı çocukluğumda: Evin kızı erkek arkadaşıyla eve gelir. Babasına anasına hello der odasına çıkar derdi. Toplumumuz hızla bu yolda gidiyor…

Gelin bu akşam dizileri bir kenara bırakalım. Bizi en çok sevenin bize yolladığı mektuptan bir iki sayfa okuyalım.

Yarın geç olabilir…

Etiketler: » » » » » » » » » »
Share
1545 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.