logo

reklam

Yeni Türkiye Sistem Düşüncesi

Yeni Türkiye Sistem Düşüncesi

Ülkemiz büyük bir medeniyetten geliyor…

Ecdadımıza baktığımız zaman hemen her alanda kendilerine has bir duruşları var. Ve duruşları o kadar mükemmel ki ülkemiz 1600-1700 arası dünyanın tartışmasız lider ülkesi. Başta ilim ve bilim olmak üzere hemen her konuda kendine has yapısıyla dorukta bulunuyor. Üniversiteleri mükemmel çalışıyor, sosyal bünye sağlam, siyasi ve iktisadi nizam oturmuş. Fakat böyle bir yükseliş asrından sonra ciddi bir irtifa kaybediyor. Bu irtifanın sebebini kendi hayat görüşünde arıyor İslam’da arıyor. Yurtdışına öğrenci olarak gönderilen nesil batıyı gördükçe batının ilim fen ve aydınlanma döneminin getirdiği yeni fikirlerden etkileniyor. Milletimizin içerisinden İslam’ın terakkiye mani olduğu düşüncesini taşıyan batıcı bir kesim ortaya çıkıyor.

Şimdi durum tespiti yaptığımızda bilhassa üçüncü Selim ve İkinci Mahmut’la birlikte deneyimden öğrenmeyi esas alan alaylı tip bir yapıdan batı tarzı mektepli bir tip yapıya geçmeye çalıştığımızı görüyoruz. Bu gayretler en fazla siyasi alanda belirginleşmiş ve kendini anayasal monarşi arzusu olarak göstermiş ve 1876 yılında Kanun-i Esasi adıyla bir anayasa oluşturmuşuz. Askeri sahada 1. Dünya Harbi’ne girerken ordumuz çok da böyle sıradan bir ordu değil devletimiz o zamanın büyük devletlerinin biraz zayıf olanı ama orduya siyaset girmiş ordunun içerisinde bilhassa Balkan Savaşı’ndan beri büyük bir alaylı ve mektepliler çekişmesi var. Batılılaşma hareketi içerisinde askeri sahada Nizam-ı Cedid ordusundan itibaren batılı ordu nizamında bir mektepli ordu kurulmak isteniyor.

Kendi özümüzün yapısı alaylı

Biz aslında bugün de meşrep olarak sosyal ilişki yönelimli alaylı bir yapıda yaşayan insanlarız. Batılı yapılar mektepliyi temsil eder. Her ne kadar modern mektepli bir yapı oluşturmak istesek de alaylıyı temsil eden aile tipleridir Anadolu’daki insanlar. Merkezinde yoğun bir sosyal etkileşim bulunan ve tecrübi bilgiyi esas alan mektepli yapımızı modern dönemin mektepli anlayışıyla birleştirip yeni bir özgün sentez ortaya çıkaramadık. Oysa yapmamız gereken Orta Asya’dan Mekke’den Medine’den aldığımız ruhu kendi kaynaklarımızdan çıkardığımız bilgi birikimini yeni kavramlarla ifade etmekti, üniversal akademik bir sunuma çevirmektir. Bunu yapamadık aslında sıkıntımızın kaynağı da bu. Körü körüne batılılaşmaya çalışınca ne tam manasıyla Batılı olabiliyoruz ne de Doğulu, kendi kültürümüze yabancılaşarak kendi öz benliğimizi kaybediyoruz.

Tanzimat döneminden beri hemen her sahada alaylı mektepli çatışmasında olduğu gibi bir ikilik var. Bu sert tartışmalar neticesinde o dönemde aydınlarımız ikiye ayrılıyor. Böyle bir ortamda Panislamizm, Pantürkizm, liberal ve batıcılar gibi başlıca üç tane ayrı fikirde modern dönem münevverlerimiz aydınlarımız ortaya çıkıyor. Liberal ve batıcı kanat bilhassa batıda Fransa’dan ilham alıyor. Bunların bir grubu tamamen batılı bir ülke olmalıyız ve dini hayatımızın içinden çıkarıp caminin içine kapatmalıyız, diyorlar çünkü aydınlanma felsefesi böyle söylüyor. Hemen her alandaki ikiliği ve kafa karışıklığını burada da görüyoruz. Oysa felsefe hayat görüşüdür, felsefe tanımında üçayak söz konusudur. Bunların bir tanesi mantalite, birisi ahlak, birisi estetiktir; bu üç ayak bir felsefeyi oluşturur. Oradan temel bir hayat görüşüne bir büyük fikre yani mefkureye ulaşılır. Mantalite olarak hayatımızın her alanında dinimizin emrettiği doğru iyi ve güzeli aramalıyız.

Biz nasıl doğru, iyi ve güzeli bulabiliriz

Bizim temel sorunumuz aslında günümüz dünyasının temelinin atıldığı aydınlanma dönemi sorunu. Dinin hayattan soyutlanarak vicdanlara ve camiye hapsedilmesi batı için söz konusu olabilir. Ancak bizim düsturlarımızda böyle bir şeye yer yok. Şimdi demek ki biz hayat görüşü olarak felsefi olarak batılı olamıyoruz felsefi olarak batılı olamayınca evimizde farklı bir Müslüman oluyoruz işyerimizde farklı bir Müslüman oluyoruz sonuçta farklı bir insan oluyoruz. Hayat görüşümüz İslam diyoruz ama yaşantıda o hayat görüşü ile asla telif edilemeyecek işler yapıyoruz.

Örneğin biz Müslümanız diyoruz ama yaşantıda yalanın yaygın olduğu bir toplum olarak temayüz ediyoruz. Bu tür tezatlar ne kadar ahlaki eğitim yaparsanız yapın giderilemez. Çünkü kökte bu havuz ve su sizin değil. Bu suyu tekrar aslına çevirmek zorundasınız. Çeviremezseniz bu üretimi tersinden yapmak durumunda kalırsınız. Bu bir sistem meselesi. Kendinize özgü kurum ve kurallarınızın olduğu rızayı ilahi üzere müseyyer bir sistem olmalı.

Kökteki sorunu çözmek için aydınlanma felsefesine intibak etmeye çalışan rejim ve devlete değil, sisteme odaklanmalıyız. Yüz elli iki yüz yıllık bir felsefi gel-gitten ve Türkiye’nin şahsında tüm İslam âleminin diz üstü çökertildiği ciddi bir sarsıntıdan sonra yaşadıklarımızdan ders çıkararak kendi aslımıza, ruhumuza, tabiatımıza, nefsimize ve bedenimize uygun bir model bulmamız gerekiyor.

İnsan başlıca biri maddi biri manevi iki ana unsurdan müteşekkildir. Bunlar nefis ve ruh manevidir, maddi beden taşıyıcıdır. Nasıl insanın nefsi ve ruhu varsa bir şehrin de nefis ve ruhu vardır, bir devletinde nefis ve ruhu vardır. Batı medeniyeti dini vicdanlara indirgediği ruhu kiliseye hapsettiği için orada manevi boyut eksiktir, ruh yoktur. O hayatın içinde değildir. Misal tıbbında ilminde bile ruh doktoru demiyor, psikolog psikiyatrist gibi tabirler kullanıyor. Bu kavramlar bizim değil, bizim kendimizi ifade ettiğimiz felsefemizi hayat görüşümüzü en açık ve en doğru şekilde ifade ettiğimiz temel kavramlarımıza dönmeliyiz. Eğer dönmezsek başkalarının kültür havuzunda başkalarının suyunda başka balık olmaktan kurtulamayız. O zaman sistemle ilgili ciddi çalışmalar yapmak lazım. Peygamberi ahlakı esas alan bizim tabiatımıza uygun sistemleri aramamız gerekiyor. Bunun ilk adımını siyasi alanda 16 Nisan referandumu ile attık.

Hep batı mantalitesi diyoruz havuz bizim değil diyoruz. Bu, batıyı tümüyle gözden çıkarmak şeklinde algılanmamalı sitemlerinin nasıl çalıştığını bilmek ve bundan çıkaracağımız derslerle yol almak durumundayız, çünkü batı âlemi de başta böyle yaptı. Aydınlanma felsefesine dayalı olarak inşa edilen batı medeniyeti bugün çok ciddi sarsıntılar geçirse de hala ayakta sistemleri açmazları olmasına rağmen çalışmaya devam ediyor.  

Almanya’ya uzun yıllar gittim geldim hatta orada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ajanı olmak MİT’in gezici subayı olmak suçlamasıyla 11 ay hapis yattım. Alman sistemini dikkatlice tahlil ettim. En bariz örnek eğitim sistemleri Alman eğitimde adeta kast sistemi vardır. Alman eğitiminde insanlar beş kategoridir. Bu kategoriler çok zekiler, az zekiler, vasatlar, vasatın altındakiler ve en alttakiler şeklindedir. Şu beş kişi aynı sınıfta okuyor, beşine de ayrı eğitim veriyorlar. Beşi de çok mutlu ve Almanya’yı yönetenler ilk iki grup, diğer gruplar yönetiliyor ve buna da razılar. Eğitim kurumları belli bir sistem doğrultusunda çalışıyor birey için hedefi var, aile için hedefi var, mahalle, toplum ve kurumlar devlet için hedefi var eğitim de ona göre planlamış, sistematiği kurulmuş. Biliyorlar ki insan planlaması yapılmaz iş oluruna bırakılırsa bir bakıyorsunuz ki misal sağlıkçılar bol yetişmiş veya inşaat mühendisleri bol yetişmiş.

Bu sadece eğitimde mi hayır her alanda böyle hapishaneye girdiğimde bana bir A4 kâğıdı getirdiler, bundan altında da bir dosya tam 96 tane kutucuğu doldurduk. Yani o gün benim oraya girişimden çıkışıma ve çıktıktan sonraki hayatıma kadar ve ondan sonrası ile ilgili tüm bakanlıklar kurumlar ilgili izleme gözleme takip sistematiğini kurmuş durumda, mükemmelen. Şehir planlamaları bir felsefeye dayanıyor, şehri kırk kişi karar vererek yönetmiyor. Kırk kişi imar planını yapmıyor, büyük makro planlardan geliyor estetiğine ahlakına mantalitesine göre yönetiyor. Yani sistemin bir aklı var. Eğer sizin sisteminizde akıl yoksa günlük yaşıyorsunuz büyük bir hedefiniz bulunmuyor. Bin yıllık yaşamak diye bir hedef yok. Bakınız İngilizler gelecek yüzyıla ilişkin hedeflerini koyuyorlar ve bunu revize edilecek planlar halinde yayınlıyorlar. Düşünün ki sizin devletinizde böyle bir plan ve yapılanma yok. Eğer bir medeniyet iddiamız varsa kadim bir geleneğe dayanmak istiyorsak, tekrar atalarımız gibi baş olmak istiyorsak asırlık büyük hedefler koymayı alışkanlık haline getirmek zorundayız. Bu necip milletin yeni bir şahlanışla kendi anayasasını, hukukunu, eğitimini kısacası kendi sitemini oluşturması gerekiyor. Yeni Aziz Mahmut Hüdailer, İmam Gazaliler Ahmet Yeseviler yetiştirebilmemiz için her alanın bireyden devlete kadar modellenmesi gerekli. Selçuklu ve Osmanlı başta olmak üzere zengin bir tarihi tecrübeye sahibiz bu ideale ulaşmak için Allah inşallah bu millete fırsat verecektir.

Muhammed Taha Gergerlioğlu

Etiketler: »
Share
437 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.