logo

reklam

Yine Yeni Müfredat

Yine Yeni Müfredat

Sert tartışmaların ortalığı kavurduğu ülke gündeminde, günlük konuşmaların arasında kaybolsa da eğitim meselesi ve bakanlığın uygulamaları daima en esaslı mevzularımızın başında yer alıyor.  Bakan İsmet Yılmaz, son yaptığı açıklamayla yeni müfredat çalışmalarında son aşamaya gelindiğini ilan etti.

15 yıllık AK Parti iktidarında, en büyük gücü genç nüfusu olan bir toplumda insan yetiştirmeye ayrılan pay diğer tüm bütçelerin üzerinde oldu. Taraflı tarafsız herkesin üzerinde ittifak ettiği gibi, bu dönemde siyaset, eğitim harcamaları için Cumhuriyet tarihinde hiç yapılmadığı kadar kesenin ağzını açtı. İyi eğitim almış bir nüfusun üreteceği katma değer ile uygar dünyadaki yerimizi alacaktık. Rekabetçi bir dünyada boy göstermek istiyorsak, teknolojiyi hem kullanan hem de geliştiren ülke olmaya mecburduk.  

200’e yaklaşan devlet ve vakıf üniversitesiyle, yükseköğretim imkânları genişletilerek herkesin üniversite okumasının önü açıldı. Fatih Projesi vesilesiyle tüm okullarımızda bilgisayarlı tahtalar eşliğinde dersler yapılmaya başlandı. Okul kitapları uzun yıllardır ücretsiz olarak dağıtılıyor. Yüksek eğitimde harç ücretleri de yıllardır alınmıyor. İstihdam edilen öğretmen sayısı iki katına yaklaşırken eğitimci başına öğrenci sayısı da neredeyse yarıya düştü. Çok yakın zamanda da sabahçı-öğlenci uygulamalarının tamamen kalkacağı tüm okulların gün boyu eğitim yapacağı şartları yaşayacağız. Velilerimiz çocuklarının başarı ve devamsızlık gibi durumlarını anlık olarak dijital sistem üzerinden takip edebilir hale geldiler.

Yılların yorgunluğuyla günün ihtiyaçlarına cevap veremez olan eski okul binaları, birbiri ardınca yenilenip zamanın gerekliliklerini karşılayacak donanıma ve görünüme kavuştular. Belediyelerin de gayretiyle ve artan bir hızla okullarımız spor salonlarıyla, daha profesyonel fizik kondisyon gereçleriyle donatıldı. Fakat aynı yenilenme hızının ve başarının eğitime vizyoner bir bakış sağlamakta, temel eğitim mantalitesini değiştirmekte o ölçüde başarılı olduğunu söylemek pek kolay değil.

Sık sık değişen eğitim programları, müfredat yenilemeleri, sınav sonuçlarını uygulamada görülen keskin sapmalar, en değerli varlıklarımız olan çocuklarımıza gerekli ve yeterli eğitimi verebiliyor muyuz sorularını arttırıyor. Bilimsel yayın sayısında son 12 yılda 34’ten 16’ncılığa çıkan İran’ın da gerisine düşerek 20. sıradan zor bela 18. sıraya demirledik. İlk bir milyon arasına bile giremeyen öğrencilere mühendislik diploması vermek hatasından son bir iki yıldır vazgeçebildik. Siyasi gücün verdiği imkânları son derece kalibresiz biçimde kullanan, verimlilik anlamında kayda değer başarıları bulunmayan, elinden yalnızca durumu idare etmek gelen eğitim yöneticileriyle ancak bu noktaya kadar geldik. Umumi manzara, ciddi hazırlık ve etüt isteyen kurumların başındaki insanların çoğulcu aklın icaplarını yerine getirmekte ve modern dünyada olup bitenleri takip etmekte son derece eksik kaldıklarını gösteriyor.  

Ders çeşitliliğinin fazlalığı, haftalık ders saatlerinin çokluğu, öğrenciyi üretici düşünceye götürecek metodik bir yaklaşımın eksikliği, yıllardan beri şikâyetçi olduğumuz ezberlenmiş eğitim noktasına bizi götürüp donduruyor. Öğrencinin yeteneklerini keşfetmede, onu değerlendirmede de son derece eksik görünüyoruz. İlgi alanı doğru tespit edilemeyen öğrenciler, toptan bir kalıba dökülerek aynı eğitim programlarına koşuluyor ve erken yaşlardan itibaren okul ortamından sıkılarak dışlanıyorlar. Test sisteminin bizi götürdüğü yer, kendisini ifade edemeyen ve en basit konular üzerinde yazma ve konuşma becerisi gelişmeyen bir öğrenci tipolojisi. Sistemin yanlışlığından hep beraber şikâyet ediyoruz ama gelip tıkandığımız bu noktadan bir adım öteye yeni bir metot ve usul geliştiremiyoruz.   

Modern eğitim, tüm hızıyla bireyselleştirilmiş eğitim sistemleri üretmeye doğru ilerliyor. Daha küçük sınıflarda farklı becerileri kazandırmaya çalışan, her öğrenciye toptan muamele etmekten hızla uzaklaşan bir yol çiziliyor. Yani 50-60 kişilik sınıflarda yapılan yığma eğitimin yerine 10-15 kişilik hatta sayıca daha da az öğrencili sınıflarda özel ilgi ve yeteneğe yönelmiş bir sistem hızla yeni yapılanmanın esasını oluşturuyor. Atölye çalışmaları, okulun içindeki faaliyetler kadar okul dışı etkinlikler de bu yeni eğitimde ağırlık kazanıyor.

İdeolojik sıkışıklık yaşayan, evinde, mahallesinde, çevresinde bu cendereden bir türlü çıkamayan öğrencinin karşı fikirleri, başka türlü bakmayı, ötekini tanımayı ve saygı duymayı öğreneceği yerler olmak zorunda okullarımız. Ülkenin tüm insanlarının akıl ve vicdanında aynı aksi uyandıran,  herhangi bir siyasi görüşün empozesi olarak görmeyecekleri bir iklim oluşturulmalıdır eğitim merkezlerinde.  Demokratik değerleri benimsemiş, tartışmayı, müzakere etmeği öğrenmiş, hazır kalıp bilgiye mesafeli, zihninin süzgecinden geçirmeden hiçbir meseleyi kabullenmeyen nesillerin okuduğu okullar olmak mecburiyetindedir kurumlarımız. Dinimizi, milli değerlerimizi haysiyetsizce suistimal ederek genç beyinleri düşünemeyen robotlar haline getiren sözde cemaatlerin menfur emellerinin ülkemize nelere mal olduğunu hep birlikte gördük.  

Büyük bütçeler tahsis edilmesine rağmen PİSA sonuçlarında 72 ülke arasında 50. sıraya gerileyen bir eğitim sistemini konuşuyoruz Türkiye’de. Ekonomide, ulaşımda, turizmde, sanayi verimliliğinde, ihracat hamlelerinde gücünü hissettiren bir ülkemiz var. Buna karşılık eğitim planında bu denli sınıfta kalan bir görüntü vermek doğrusu bu ülkeye hiç mi hiç yakışmıyor.  

Sınırların ortadan kalktığı, binlerce kilometre mesafeden kalkıp yatırım yapmaya ve oralarda yaşamaya başlamış insanların sayılarının her gün daha da yükseldiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu yeni düzende yer almanın yolu yüksek özgüven, esaslı bilgi, geniş bir ufuk ve meselelere analitik bakabilme gücünü bir arada bulundurmaktan geçiyor.  

Ahmet Çağan                      

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » »
Share
321 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.