logo

reklam

Yolculuk Ne Yana?

Yolculuk Ne Yana?

Yolculuk Ne Yana Ahmet Mercan

Her sabah besmeleyle gözlerini açar Müslümanlar. Her sabah bahşedilmiş yeni bir zamandır. Yeni bir fırsattır, dünden farklı, daha verimli kullanılması gereken. Geçmişin tecrübesiyle kullanılacak taze bir sabah çalar kapımızı. Buğusu üstünde bir somun ya da “tazeee” diye tam da anlayamadığımız bir simitçi sesine benzer sabah.

Her gün, yeniden doğmuş, dünden farklı, beklentisi olan bir zaman dilimidir.

Çoğu kez farkında değilizdir günün bizden beklediğinden. Hele bir de büyük kentte yaşıyorsak, işler ve ilişkiler alorta yapmıştır bizi. Akşam eve dönerken, sarı bir sonbahar yaprağı kadar yorgun hissederiz kendimizi.

Oysa dünya dönüyor ve büyük bir iddia taşıyor.

Dünyanın taşıdığı o büyük iddia hayır adına kayıtlı olsa, bütün yorgunluğu unutmaya değer. Ancak dünya her gün daha yaşanmaz hale geliyor; getiriliyor. Biz milyonlarca yorgunun sırtına vuruluyor yükü üstelik. Elimimizdeki otomobil yedek parçası, yaptığımız sigorta, sattığımız bilgisayarla küresel merkezin ofisboyu mesabesinde kaldığımızı aklımıza bile getirmiyoruz.

Olsun, aklımıza gelmesin.

“İyiye, güzele doğru, yörüngesini tuttursun da biz yorgun kalalım, canhıraş çalışalım” diyerek aklımızdan geçirebiliriz. Ancak öyle olmuyor, dünyanın azman şirketleri ve birbirine kenetli lobileri besmeleyle selamlamıyorlar günü. “Daha” diyorlar, “daha”. Doymak bilmiyorlar ve ürettikleri her şeyin, ihtiyaç olup olmasın, tüketilmesini istiyorlar.

Küresel dünya şakadan anlamaz.

Sohbet de bilmez.

Dertleşmeyi boşa geçmiş vakit olarak görür. Kırk yıllık dostunla dertleşip sıkıntını atmana hoş bakmaz. Bunun için de piyasası vardır. Psikoloğa gitmeni, ücret mukabilinde, hiç tanımadığın birine derdini anlatmanı önerir. Önermekle de kalmaz, eğer başka bir yönteme başvurursan seni gayri medeni yaftalara boğar.

Küreselleşen güçte, bütün zaman üretime ve tüketime ayarlı olmak zorundadır. Planlama buna göredir ve ailedeki herkes, fazla mesai ile çalışarak üretmek zorundadır. Bu da yetmez, tüketimi şart koşar modern algı. Medya marifetiyle, moda adı altında mevsimlik trentleri takip etmeyi bilinçaltımıza yerleştirir. Bunu yapmadığımızda makbul bir insan olmadığımıza bizi inandırmaya çalışır ki; bu konuda aldığı mesafe de hayli can acıtıcıdır.

Küresel piyasaların doyma ihtimali de, insafı da yoktur!

Ham madde bulmak için yerin altını üstüne getirdiği yetmiyor gibi, teknolojide geri kalmış ülkelerin ham maddelerini kimi zaman işgal yoluyla, bazen küçük ücretle veya suni ürünlerle elinden alır ve tekrar aynı adreslere, bu sefer büyük paralara satar. Üretimlerin ne ihtiyaç sıralaması ne de insafı söz konusudur.

Gelecek kuşakların rızkına ele atılmıştır!

Dünya hızlı döndürülüyor.

Hem de çok hızlı. İnsan üzerinde duramaz duruma geliyor. Gereksiz şeyler üretiliyor. En tehlikeli üretim de korku. Konfordan ayrılma korkusu, gelecek korkusu, ölüm korkusu…

Korkuları uzar gider modern insanın.

Korkularından kurtulmak için, kendini helâka sürükleyen, silaha sarılır.

Sahip olmak için hukuk yeterli gelmez modern insana, o silahtan yanadır. Daha çok konfor için sürekli silah üretir.

Silaha sarılan, aslında yalnızlığa sarılmaktadır.

Ve silah, korkuları bitirmez, aksine artırır. İnsanı insandan çözer ve kötürüm bırakır. Elsiz ayaksızmış gibi, çaresiz bırakır insanı.

Banka kartlarının koşu mesafesi sınırlıdır.

Hiçbir banka kartı, hastane odasına girip “Geçmiş olsun Ragıp abi, sordum bişeyin yok” demez, diyemez. Hiç bir banka kartı, dostumuz Salih gibi, dükkânımızı açıp çırağını göndermez.

Hayat yüz metre değil, dostluk da bu mesafeye sığmaz.

Hayat, kimin ne kadar koşacağı sır olan uzun, yorucu, karmaşık bir koşudur ve birbirine yaslanarak yürünür. Düşen kaldırılır, yorulana su sunulur.

Bir başka dünyadır bu. Hayatın paylaşıma durduğu, sevincin öbek öbek dağıtıldığı, acının unufak edilerek küçültüldüğü.

Küresel akışın, modern insanın işine gelmeyen bu hayat bizim ve bunun peşinde koşuyor piyasalar, uçaklar, kara tanklar.

Abartısı yok, sade, bereketli ve alabildiğine tevekkülle dönen bir dünya elimizden kaçıyor.

Her yeni güne besmele ile başlamak, işte bu dünyaya ait olmak, o hayatı kurma çabası gütmek anlamına geliyor.

İnsanı insana merhametle, sevgiyle ve bütün varlığı adaletle kucaklamayı gerektiriyor, besmele ile başlayan gün, günler, yıllar…

Her sabah besmele ile başlamak, hayırdan, adaletten, Vareden’in rızasından yana olmak, anlamına gelir.

Besmeleyle başlamak, bütün korkuları güvene döndürmek anlamına gelir.

O zaman hepimizi bağlayan soruya dönelim:

Hangi temenniyle başlıyoruz güne ve hangi dünyanın hizmetindeyiz?

Ahmet Mercan
Konuk Yazar

Etiketler: » » » » » » » » » » » » »
Share
2364 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.