Son Dakika


Bir Başörtüsünden Fazlası Var, Bilesin Azerbaycan
FIRTINA VE KARTAL’IN AVRUPA ZAFERLERİNDEN PAZARTESİ DERBİSİNE…
Almanya’da Tren İstasyonlarında Yeni Dönem: Alkol Tüketimi Yasaklandı
Türk-İslam Birliği Neden Geciktiriliyor? İşte Küresel Senaryolar ve Çözüm
Doğu’dan Yükselen Uygarlık ve İnsanlığın Ortak Hafızası
Türk Futbolunun Avrupa Gerçekliği: İki Günde On Golün Anatomisi
Bir milletin başına örtülen kumaştan korkulmaya başlanmışsa, orada artık kıyafet değil, medeniyet tartışılıyordur.
Azerbaycan’dan son günlerde gelen haberler, insanı ister istemez geçmişin acı hatıralarına götürüyor. Okullarda başörtüsü üzerinden başlayan tartışmalar, öğretmenlerin kıyafetlerine kadar uzanmış durumda. Eylül ayında öğrencilerin, ekim ayında ise öğretmenlerin kıyafetlerine ilişkin getirilen düzenlemelerde başörtüsü açıkça yasaklanmasa da uygulamada kimi öğrencilerin ve öğretmenlerin okul kapılarından çevrildiğine ilişkin haberler her geçen gün artarak devam ediyor.
Bütün bunların gerekçesi ise tanıdık: Laiklik!
Peki, nedir bu laiklik? Devletin bütün inançlar karşısında tarafsız durması mı, yoksa toplumun inancını kamusal hayatın dışına çıkarması mı? Bir öğretmenin başındaki örtü, anlattığı matematiğin doğruluğunu mu değiştirir? Bir kız çocuğunun saçını örtmesi, öğrendiği bilginin niteliğini mi azaltır?
Elbette devletin eğitim kurumlarında düzeni sağlaması, ortak kurallar belirlemesi ve çocukları her türlü baskıdan koruması gerekir. Azerbaycan yönetimi de düzenlemelerini laik eğitim ve kıyafet birliği çerçevesinde savunuyor. Fakat asıl mesele, bu kuralların uygulanışında bireyin inanç hürriyetiyle nasıl bağdaştırılacağıdır. Zira laik devlet ile laikleştirilmek istenen toplum aynı şey değildir. Devletin tarafsızlığı, vatandaşın inancından vazgeçmesi anlamına gelmemelidir.
Üstelik söz konusu coğrafya, kültürünün ve inancının izlerini yüzyıllardır birlikte taşıyan Türk dünyasıdır.
Bizim medeniyetimizde başörtüsü yalnızca dinî bir simge olarak görülmemiştir. Anadolu’dan Kafkasya’ya uzanan geniş Türk kültür havzasında kadınların başlarına bağladıkları örtüler; kimi zaman bir geleneğin, kimi zaman bir aile bağının, kimi zaman da toplumsal aidiyetin ifadesi olmuştur. Eski Türklerin nişan geleneklerinde örtünün bir bağlılık işareti olarak kullanıldığını anlatan kayıtlar vardır. Bugün dilimizde yaşayan “başı bağlı” sözü de bu kültürel hafızanın izlerini taşır.
Bir tarafta gelenekten gelen baş bağlama anlayışı, diğer tarafta inancının gereği olarak örtünen insan…
İkisinin gerekçesi her zaman aynı olmayabilir. Fakat her ikisi de bu toplumun tarihinden, dilinden ve hayatından bağımsız değildir. Böyle bir kültürel mirası veya inancın gereğini özünden çıkararak yalnızca çağdaşlık yahut laiklik tartışmasının karşısına yerleştirmek, meseleyi kendi tarihinden kopararak okumak olur.
Nitekim Azerbaycan gibi Sovyet döneminin din politikalarını ve kimlik üzerindeki baskılarını yaşamış bir ülkede, kültürel aidiyet ile inanç özgürlüğü arasındaki ilişkinin daha büyük bir hassasiyetle ele alınması beklenir. Çünkü milletlerin hafızası bazen kitaplarda, bazen türkülerde, bazen de bir annenin kızına örttüğü yazmada saklıdır.
Bu tartışmanın bize yabancı olduğunu kim söyleyebilir?
Türkiye, benzer bir meselenin içinden geçmedi mi?
1930’lu yıllarda çıkarılan yasa ile 1982 yılında kamu çalışanlarının kıyafetlerinde sadelik, birlik ve disiplin sağlamak amacıyla yürürlüğe konulan yönetmelik, kadın kamu personelinin görev yerinde başının açık olmasını şart koştu. Başlangıçta personelin kıyafet düzeni üzerinden şekillenen bu yaklaşım, zaman içerisinde eğitim ve çalışma hayatındaki başörtüsü tartışmalarıyla birlikte çok daha geniş bir toplumsal meseleye dönüştü.
Üniversite kapılarında bekleyen genç kızları, eğitimine devam etmek ile inancı arasında seçim yapmak zorunda bırakıldığını söyleyen kadınları, 28 Şubat’ın hafızalarda bıraktığı izleri unuttuk mu?
Türkiye’de yıllarca süren bu tartışma, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin ne denli kırılgan olabileceğini gösterdi. Bir kıyafet meselesi; kimi zaman ailelerin geleceğine, kimi zaman gençlerin eğitimine, kimi zaman da vatandaşların devlete duyduğu aidiyete kadar uzandı. Nihayet 2013 yılında kamu personeline ilişkin yönetmelikte yapılan değişiklik ve devamındaki düzenlemelerle başörtüsü üzerindeki sınırlamalar aşamalı olarak kaldırıldı.
Türkiye bu tecrübeyi kolay edinmedi. Toplumsal gerilimlerin, siyasi tartışmaların ve kaybedilen yılların ardından önemli bir normalleşme yaşandı. Bugün bir insanın başörtülü olmasıyla başörtüsüz olması arasında vatandaşlık değeri bakımından fark bulunmaması gerektiği anlayışı, geçmişten çıkarılması gereken en önemli derslerden biridir.
Şimdi aynı tarihin farklı bir coğrafyada yeniden tartışılması düşündürücüdür.
Hele ki bu coğrafya Azerbaycan ise…
Çünkü Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ, diplomatik nezaket cümlelerinden ibaret değildir. “İki devlet, tek millet” ifadesi, yalnızca devlet başkanlarının kürsülerde dile getirdiği bir kardeşlik sözü değil; ortak tarihin, dilin, acının ve kaderin ifadesidir.
Karabağ’da ortaya konulan dayanışmanın gerisinde yalnızca askerî ve siyasi çıkarlar mı vardı? Elbette hayır. O dayanışmanın arkasında sınırları aşan bir millet hafızası, tarihsel kardeşlik ve ortak aidiyet bulunuyordu.
Öyleyse bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Savaşta aynı millet olduğumuzu hatırlarken, barışta birbirimizin kültürel ve inanç değerlerine yabancılaşabilir miyiz?
Elbette iki kardeş devletin her meselede aynı hukuki düzenlemeyi benimsemesi beklenemez. Ancak farklı tercihler, ortak kültürel hafızanın göz ardı edilmesini gerektirmez. Azerbaycan’ın bağımsızlığına ve devlet düzenine gösterilen saygı ile orada yaşayan insanların inanç hürriyetine duyulan hassasiyet birbirinin karşıtı değildir.
Bugün dünya; yeni güç merkezlerinin yükseldiği, tarihsel kutuplaşmaların yeniden biçimlendiği ve milletlerin yalnızca topraklarıyla değil, kimlikleriyle de sınandığı bir dönemden geçiyor. Böylesi bir çağda Türk dünyasının geleceğini yalnızca enerji hatları, ticaret koridorları ve savunma anlaşmaları üzerinden düşünmek yeterli olmayacaktır.
Çünkü kendi toplumuyla kültürel ve inanç bağını zayıflatan hiçbir devlet, yalnızca stratejik ortaklıklarla medeniyet inşa edemez.
Türk dünyasının önünde duran asıl mesele de budur: Küresel güç mücadelelerinin içerisinde kendi tarihsel şahsiyetini koruyarak mı var olacak, yoksa başkalarının tarif ettiği modernleşme anlayışları arasında kendi hafızasına mı yabancılaşacaktır?
Tarih, yalnızca güçlü devletlerin değil, kendisini tanıyan milletlerin de hikâyesidir. Başkalarının kurduğu dünya düzeninde yer edinmeye çalışmak ile kendi medeniyet tasavvurunu yeniden inşa etmek arasında derin bir fark vardır.
Ve medeniyet, insanın inancıyla kavga edilerek değil; onun hukuku, hürriyeti, kültürü ve şahsiyeti birlikte korunarak inşa edilir.
Bugün Azerbaycan’da bir okul kapısında yaşandığı bildirilen hadisenin Türkiye’de bu kadar yankı bulmasının sebebi de budur. Çünkü o kapının önündeki mesele bize hiç yabancı değildir. Biz o tartışmayı yaşadık, bedellerini gördük ve aradan geçen yıllardan bir ders çıkarmaya çalıştık.
Şimdi o dersi kardeşlikle hatırlatabilmek gerekir.
Zira iki devlet, tek millet olmak yalnızca aynı sevinci paylaşmak değil, birbirimizin tarihinden ibret alabilmektir.
Ve unutulmamalıdır ki bir milleti tarihin dışına iten şey her zaman başka milletlerin kudreti değildir. Bazen kendi hafızasına yabancılaşması, kendi değerleriyle arasına mesafe koyması ve kendi insanının hürriyetingil bir mesele olarak görmeye başlamasıdır.
Bugün tartışılan bir başörtüsü olabilir. Fakat yarın kaybedilecek olan şey, bir milletin kendi medeniyetine duyduğu aidiyet olmasıdır.
Ertürk ERYILMAZ
Etiketler: Azerbaycan gündemi » Azerbaycan okulları » başörtüsü tartışması » bölgesel gelişmeler » Eğitim hakkı » iki devlet tek millet » inanç özgürlüğü » Karabağ dayanışması » kıyafet yönetmeliği » kültürel aidiyet » laiklik tartışması » ortak miras » tarihsel bağlar » toplumsal hafıza » Türk dünyasıYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
16 Ekim 2026 Bilim ve Teknoloji, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Tüm Manşetler
16 Ekim 2026 Dünya, Genel, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler
16 Ekim 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Sivil Toplum, Tüm Manşetler
16 Ekim 2026 Bilim ve Teknoloji, Din ve Yaşam, Dünya, Eğitim, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Teknoloji, Tüm Manşetler