Son Dakika


Tarihsel Adalet Bilinci ve Günümüz Ekonomik Tehditleri
Avrupa’da İlki Başardık: Fenerbahçe arsaVev Adını Son 16’ya Yazdırdı!
Konya’daki Tarihi Maç 89. Dakikada “Filistin Özgür Olana Kadar” Ertelendi
Bursa’da Büyük Hayal Kırıklığı: İtalya’ya Boyun Eğdik
Çin ve Asya Medyasından Gündem Sarsan Analiz: Türkiye İki Satranç Tahtasında Aynı Anda Hamle Yapıyor
UEFA Uluslar Ligi Başladı: Millilerden Dirençli Başlangıç ve Tüm Maçların Analizi
“Biz nasıl bir insan yetiştiriyoruz?” sorusu, yalnızca eğitim sistemine yöneltilmiş pedagojik bir soru değildir. Bu soru; aynı zamanda devletin, ailenin, kültürün ve medeniyet tasavvurunun nasıl bir insan tipi üretmek istediğini sorgular. Çünkü bir toplumun geleceğini belirleyen unsur yalnızca sahip olduğu kurumların gücü değil, o kurumların yetiştirdiği insanın niteliğidir.
Bugün yaşadığımız temel sorun, bilgi eksikliğinden ziyade yön ve gaye eksikliğidir. Eğitimli insan sayımız artarken kendi medeniyet hafızasıyla bağ kurabilen, ahlak ile bilgiyi bünyesinde bütünleştirebilen, dünyayı doğru okuyabilen ve aynı zamanda özgün kimliğini koruyabilen insan tipi zayıflamaktadır.
Burada öncelikle şu gerçeği kabul etmek gerekir: İnsan yetiştirme süreci yalnızca okula devredilemez. Aile, eğitim, kültür, hukuk, ekonomi ve devlet insanı birlikte yetiştirir. Dolayısıyla sorun da çözüm de bütüncül olmak zorundadır.
1. Hafızası ve Vizyonu Olan İnsan
İlk yapılması gereken, bireyi kendi tarih ve medeniyet hafızasıyla yeniden buluşturmaktır.
Bir genç; İbn-i Sina’yı yalnızca bir filozof, Gazâlî’yi yalnızca bir kelamcı, Nizamülmülk’ü yalnızca bir vezir, Yusuf Has Hacib’i yalnızca Kutadgu Bilig’in yazarı, İbn-i Haldun’u ise yalnızca bir tarihçi olarak öğrenmemelidir. Bu isimlerin nasıl bir insan, toplum, devlet ve ahlak tasavvuru ortaya koyduklarını kavramalıdır. Aynı genç; Platon’u, Aristoteles’i, Descartes’ı, Kant’ı ve modern düşünceyi de bu birikimi merkeze alarak okuyabilmelidir.
İhtiyacımız olan birey, dünyadan habersiz ve içine kapanık bir insan değildir; aksine dünyayı tanıyan fakat kendi merkezini kaybetmeyen insandır. Buradaki temel yöntem ezbercilik değil, mukayesedir. Doğu ile Batı’yı çatıştırmak yerine, insanlık düşüncesinin büyük sorularını karşılaştırmalı bir yöntemle okutmak gerekir.
2. Kavram Dili ve Düşünce Derinliği
Bir toplumun düşünme kapasitesi, kullandığı kavramların derinliğiyle doğrudan ilişkilidir.
Bugün pek çok genç; “adalet, hikmet, emanet, irfan, mesuliyet, liyakat, şahsiyet” gibi kavramları duymakta fakat bunların tarihsel ve ahlaki derinliğini yeterince kavrayamamaktadır. Dil fakirleştiğinde düşünce de sığlaşır.
Bu yüzden eğitim sisteminde klasik metinlerle modern metinler arasında güçlü bağlar kurulmalıdır. Öğrenci hem çağdaş dili etkin bir şekilde kullanabilmeli hem de geçmişin kavram dünyasına yabancılaşmamalıdır. Kendi kavramlarını kaybeden bir toplum, bir süre sonra kendi meselelerini de başkalarının kavramlarıyla tartışmak zorunda kalır.
3. Bilgi ile Ahlakın Bütünleşmesi
Günümüzdeki en kritik sorunlardan biri, bilginin ahlaktan koparılmasıdır.
Çok yetkin bir mühendis yetiştirebilirsiniz; ancak inşa ettiği yapının insan hayatı karşısındaki sorumluluğunu taşımıyorsa eğitim eksik kalmış demektir. Çok iyi bir hukukçu yetiştirebilirsiniz; fakat adalet duygusu gelişmemişse eğitim yine yetersizdir. Bir bürokrat mevzuata hakim olmalı ama aynı zamanda bulunduğu makamın bir emanet olduğunu da özümsemelidir. Bir iş insanı kâr etmeyi bilmeli; ancak hakkı, emeği ve toplumsal sorumluluğu da gözetmelidir.
Dolayısıyla eğitim, yalnızca “Ne biliyorsun?” sorusunu değil, “Bildiğin şeyle ne yapıyorsun?” sorusunu da sormalıdır.
4. Üreten ve Sorumluluk Alan İnsan
İnsan yetiştirme sistemi, tüketici değil, üretici bireyler kazandırmayı hedeflemelidir.
Gençler yalnızca sınavlara hazırlanıp diploma almakla yetinmemelidir. Yazı yazmalı, araştırma yapmalı, proje üretmeli, saha çalışmalarına katılmalı, teknoloji geliştirmeli; sanat ve zanaatla doğrudan temas kurmalıdır. Bilgi, üretime ve faydaya dönüşmediğinde zihinde bir yüke dönüşür.
Bu nedenle ortaöğretimden üniversiteye kadar her seviyede proje, araştırma, saha gözlemi, toplumsal hizmet ve üretim odaklı bir eğitim modeli uygulamaya konulmalıdır.
5. Örnek Şahsiyetler ve Rehberlik
İnsan yalnızca kitapla yetişmez; insan insandan da öğrenir.
Bu nedenle geleneksel usta-çırak ilişkisi, modern koşullara uygun biçimde yeniden ihya edilmelidir. Üniversitelerde, kamu kurumlarında, sanat ve iş dünyasında gençler, tecrübeli isimlerle uzun soluklu mentorluk ilişkilerine dâhil edilmelidir.
Gençler yalnızca mesleğin inceliklerini değil, duruş ve davranışı da gözlemlemelidir. Çünkü bazen bir insanın adaletli bir tutumu, yüz sayfalık bir ahlak kitabından çok daha öğreticidir.
6. Aile ve Kültür Ekosistemi
Aile, insan yetiştirmenin ilk mektebidir. Çocuğun sorumluluk, sabır, paylaşma, sınır, saygı ve aidiyet duyguları ilk olarak aile ortamında şekillenir.
Fakat aile tek başına yeterli değildir. Sinema, müzik, sosyal medya, edebiyat ve dijital kültür de insanı biçimlendirir. Bir toplum okulda kanaat ortamını anlatıp ekranda sürekli tüketimi kutsuyorsa kendi içinde çelişkiye düşer.
Bu yüzden kültür politikası yalnızca bir eğlence alanı olarak görülemez. Kültür, doğrudan doğruya bir insan tasavvuru üretir.
7. Adaletli Devlet ve Kurumsal Düzen
Devletin sunduğu en güçlü eğitim, bizzat uyguladığı adalettir.
Gençlere yıllarca liyakat ilkesini anlatıp ardından kayırmacılığı ödüllendirirseniz, verilen tüm eğitimi boşa çıkarırsınız. Ehliyet sahibinin yükseldiği, hukukun herkese eşit uygulandığı ve emeğin karşılık bulduğu bir düzen, topluma verilen en etkili ahlak dersidir.
Bu nedenle insan yetiştirme sürecinin son ve tamamlayıcı halkanı adaletli bir kurumsal düzen oluşturur.
Yetiştirmemiz gereken insan tipi net bir şekilde ortaya çıkmaktadır:
Köklerini bilen ama geçmişe hapsolmayan, dünyayı tanıyan ama taklitçiliğe düşmeyen, inançlı, bilgili ama kibirden uzak, üreten, sorumluluk üstlenen ve adaleti kişisel çıkarının üstünde tutan bir insan.
Böyle bir insan kendiliğinden yetişmez. Onu aile, okul, kültür ve devlet hep birlikte yetiştirir. Bu yüzden insan yetiştirmek yalnızca bir eğitim politikası değil; doğrudan doğruya bir medeniyet meselesidir.
Ertürk ERYILMAZ
Etiketler: adaletli devlet ve eğitim » ahlak ve bilgi ilişkisi » eğitim sisteminde adalet » eğitimde insan modeli » eğitimde üreten gençlik » ERTÜRK ERYILMAZ » Ertürk Eryılmaz » geleceğin insanı » ideal insan tipi » insan yetiştirme düzeni » köklü eğitim anlayışı » kültür ve aile eğitimi » liyakat ve ehliyet » medeniyet tasavvuru ve eğitim » mentorluk ve rehberlik » milli eğitim ilkeleri » nitelikli insan yetiştirmeYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
06 Ekim 2026 Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Soru/Yorum, Tüm Manşetler
06 Ekim 2026 Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Sivil Toplum, Tüm Manşetler
04 Ekim 2026 Dünya, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler
04 Ekim 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler