logo

reklam

Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat Nedir?

Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat Nedir?

Siyasi, içtimai, iktisadi, tarihi, kültürel, coğrafi ve benzer nedenler, dinin anlaşılmasında bir takım farklılıklara yol açmıştır. Bu farklılaşmalar belli bir süre sonra kurumsallaşarak ve sistematik bir nitelik kazanarak sosyo-kültürel yapıyı derinden etkileyerek bir takım fikirler ortaya çıkarmıştır. İşte bu fikirler, ortaya mezhep olgusunu çıkarmıştır. Bu beşeri oluşumlara ehl-i sünnet de dâhildir.

İslam düşünce tarihine etkisi büyük olan İmam Maturidi, Ehl-i Sünnet inancını ilk sistemleştiren ve geliştirdiği yapı içinde akıl ve insanın özgürlüğüne değer veren kimliğiyle belki de tarihte ilk kez STK’ları kurmuştur.

Maturidi, sistemleştirdiği ehl-i sünnet anlayışına karşı eleştirdiği mezhep ve inanç gruplarını ehl-i bid’at olarak tanımlamış ölçü olarak da Kuran metinlerinin dışına çıkmalarını gerekçe göstermiştir. Maturidi, özellikle itikat ile ilgili konularda (dinde), metne bağlı kalmanın zorunlu olduğunu belirtir.

Örneğin; Şia mezhebini, onun iki ana kolunu İsmailiye ve İmamiye’yi, onların alt kollarını Karamita, Rafiza, Batıniyye vb. tümünü ehl-i bidat kabul eder. Hepsinin Kur’an metinlerinin dışına çıktığını söyler. İmamiyye’yi eleştirdiği konular bu mezhebin sahabeye çarpık bakışı, ehl-i beyt anlayışı etrafında bir seçkinler zümresi oluşturma gayretleri, siyaseti dinin içine sokma gayretleri vs. Aynı şekilde İsmaililiği, Kuran anlayışı, sahabeye bakış açısı, imamet ve ahiret anlayışı gibi Kur’an’dan onay almayan bu tevilleri kabul etmez. Bunun dışında ehl-i hadisçileri de ehli-bidat kabul eder. Bu mezhep İslam düşünce tarihinde, erken dönemde oluşmuş akımlardan birisidir. Hz Peygamber’i (s.a.v.) örnek almak ve onun yolunu ihya etmek yerine, onu taklit etmeyi prensip haline getirmiş, iyi niyetli gibi gözüken ancak akıbeti tartışılır bir tutumun temsilcisi durumundadır. Maturidi, bu mezhebi iman-amel, imanda istisna ve irca meselelerinde eleştirmiştir. Bununla beraber dinin temel kaynağına zahiri bakış açıları, zalim idarecilere itaatkâr tutumları nedeniyle eleştirmiştir. Maturidi ile ehl-i hadisçilerin ayrıldığı en temel mesele, kendisinin ehl-i reyci olmasıdır yani Hanefi usul ve metotlarını inceleyerek Maturidiliği inşa etmesidir.

Türkiye’de Maturidilik ile ilgili çalışmalar, Yusuf Ziya Yörükan’ın gayretleri ile başlamış daha sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski hocalarından Prof. Muhammed B. Tavit Et-Tancin’in teşvikleri katkıda bulunmuştur.

Büyük Türk bilgini Maturidi, başta İslam Mezhepler Tarihi olmak üzere, tefsir, kelam, İslam hukuku gibi ilahiyatın temel konularının gelişmesine katkıda bulunmuştur. Kendi döneminde yaşadığı diğer din ve kültürlerin itikat ve inanç esaslarını, İslam düşüncesi açısından değerlendirmiş ve onların İslam’dan farklı yönlerini, açığa çıkarmıştır. Kullanıldığı yöntem akıl-nakil arasındaki dengedir. Bu dengeye yaptığı vurgu ile ehl-i sünnet itikadını oluşturmuştur.

Eşari, Mutezile mezhebinden ehl-i sünnete katıldığı dönemde, Maturidi, Kitabu’t Tevhid’i yazmıştı bile. Şimdilerde ehl-i sünnetin iki imamından biri diye Eşari’nin adının geçmesi aldatmacadır.

Maturidi, haricilik, ehl-i hadis, Şia, Batınılik, İsmaililik ve Karamita’ya getirdiği eleştirilerin dışında Hristiyanlığa, teslis inancına ve ondan etkilenen Mutezile’yi ağır eleştirmiştir.

Maturidi’nin kurduğu ehli-sünnetin, Mutezile ve Şia’dan ayıran en önemli özelliği iman-amel ayrımıdır. Buradan bakıldığında bu büyük bilginin bulunduğu yer Mürcie Ehl-i Rey ve Hanefi geleneğinin devamı, yeniden inşasıdır. Kısaca Ehl-i Rey, Maturidi’nin tarihi arka planıdır. Bununla tüm İslam mezheplerinden ve ehl-i hadisçilerden kesin olarak ayrılır. Ehli hadisçilerin kullandığı rivayetleri iman açısından yeterli görmez. İman için sahih ve salim bir akıldan bahseder.

Maturidi, Nakil (vahiy) ve aklı dinin kaynağı kabul etmiş, aklı ve dini tasdiki, Allah’ın emri olarak değerlendirmiş. Duyular ve vahiy konuları üzerinde durarak, teolojik bilgi teorisi oluşturmuştur. Problemlere objektif ve analizci bir yöntemle yaklaşmıştır.

Sonuç olarak; Maturidi’nin sistemi hikmete, Eşari’nin kudret ve iradeye, Mutezile ise adalete dayanır. Adalet ekolü olarak bilinen Mutezile akıl ve vahiy çatışmasında, aklı esas aldığı için Maturidi tarafından bidat kabul edilmiştir. Burada esas vahyin dışına çıkmamaktır. Maturidi ise daha dengeli bir akılcılığı savunur.

Maturidi sisteminde her şey Allah’ın hikmeti üzerine yaratılmıştır. Kullar fiillerinde mükelleftir. Tekliflerine bilgi yoluyla ulaşırlar. Kula düşen ilahi emre itaat etmektir. Fiillerin ortaya çıkmasında eylem kula, yaratma Allah’a aittir. Bu sistemiyle aslında homojen olmayan tüm ehl-i sünnetten ayrılmış, tüm İslam mezheplerinden bağımsız bir ehl-i sünnet bilgi kuramı oluşturmuştur.

Maturidilik’te en kritik sorun, ehl-i hadisçilerle girdiği mücadeledir. Çünkü ülkemizde ve İslam coğrafyasında ehl-i sünnet içine yerleşmiş olan bu akım, daha sonra küresel güçlerle de kullanılarak Maturidiliğe rakip hale getirilmiştir.

Maturidi, ehl-i hadis ile farklı bir din anlayışına sahip olup, dini anlama konusunda rivayet ile akıl arasında makul bir denge kurmuştur. Görüşleri Ehli Reyden olan Ebu Hanife’ye dayandığı için, kendisi de Reye öncelik vermiş, bundan dolayı başta irca fikri olmak üzere, iman-amel ayrımı, imanda istisna yani şüphecilik fikrinin yanlışlığı, dini metinleri anlarken sadece zahiriliği esas almanın yetersizliği, Kur’an’ın Allah kelamı olması, siyasette adaletin esası gibi konularda farklılık arz etmiştir.

Ülke bağlamında en büyük problemimiz Maturidi’nin takipçileri olduklarını söyleyenler onu Selefi ya da hadis taraftarı bir çizgiye kaydırmışlardır. Hâlbuki Maturidi bir ehlisünnet imamımız olarak hadisleri Kur’an’ı tasdik için kullanmaktaydı. Yani hiçbir zaman aklın kullanımı ilkesinden vazgeçmedi.

İslam coğrafyasında Ve ülkemiz özelinde geldiğimiz yer Selefilik, Şiiliktir. Bu akımların aşırılığı gidermek ancak büyük Türk bilgini Maturidi’nin kurduğu, imamı olduğu ehl-i sünnet bilgi teorisi ile olacaktır. Dünya halen İslam’ı bu iki akım üzerinden tanımlıyor ve kendine göre kullanıyor. (İngiliz İslam’ı)

Türk bilgini Maturidi, siyasette masum imam inancını benimseyen İmamet fikrine de, yine siyasette, siyaset dinin aslından değildir ilkesi ile hilafete de karşıdır.

Günümüzde tüm dünyada bir medeniyet krizi yaşanmaktadır. Medeniyetler arasındaki savaş teorileri bu durumun bir kanıtıdır. İnsanlığın yeni Medeniyetler arayışı içinde olduğu aşikârdır.

İş bu nedenlerden ötürü Maturidilik öne çıkmakta ve bu sorunlara çare olması beklenmektedir. Maturidilik, Arap olmayan unsurlar arasında yayılan ve ehl-i sünnet içeresinde ilk önce teşekkül etmiş bulunan düşünce ekolünün adıdır. Bu mezhep, İslam dininin makul bir şekilde anlaşılmasına ve yaşanmasına ciddi katkılarda bulunmuştur.

Maturidiliğin, insanlığın aradığı medeniyet arayışına, gerek siyaset gerek sanat ve sosyal hayata dair söyleyecek sözü vardır.

Maturidilik bugün en azından Türk dünyası açısından hali hazırda bir kültür durumuna gelmiş, onların zihin dünyasını şekillendiren yapı halindedir. Artık bu gerçeğe sadık kalarak, Selefilik gibi tarihin belli bir dönemini tekrara dönüştürmemeleri veya Şiilik gibi bireyin irade ve özgürlüğünü, din adına konuşan kişi veyahut gruplara teslim etmemeleri gerekmektedir.

Maturidilik alanında yeni çalışmalar yaparak din ve dünya dengesini makul bir düzeyde kurmanın yollarını bakılmalıdır.

Necati Yüzüak

Etiketler: »
Share
214 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...