Son Dakika


Çok sevdiğin bir kişi veya bir yerle vedalaşmanın yası olur da vedalaşamamanın yası olmaz mı?
Vedalaşamadığımız bazen babamız, atamız, dedemiz, büyükannemiz iken bazen ise çocukluğumuz, ergenliğimiz, aşklarımız, hayallerimiz, kısaca hayal kırıklıklarımızın hepsidir. Ve bunların da yası tutulur.
Vedalar iyi mi, kötü mü bilemem lakin hayata dahildir.
Yaşamak; öfke, hüzün, keder, hırs ve gam için olmadığı gibi her zaman neşe, eğlence ve zevkusefa için de değildir.
İnsan, sadece nefes aldığı için yaşamış sayılmaz. Gerçek yaşam; her şartta onurlu bir duruş sergileyebilmek, adaleti rehber edinmek ve kul hakkını her şeyin üstünde tutarak yürüyebilmektir.
Bir hayatı değerli kılan şey, o yaşamın hangi ülkü, hangi mefkûre ve hangi ideal için harcandığıdır.
Kendinden sonrakilere temiz bir isim ve sarsılmaz bir adalet bilinci bırakmayan bir ömür eksik kalmıştır. Bize düşen, arkamızda hoş bir seda ve topluma fayda sağlayan kalıcı değerler bırakarak bu dünyadan geçmektir.
Bir cami avlusunda ezan sesi dinlemek, çocuklarının neşeyle koşuşturmalarını izlemek, eşin ve dostunla keyifle sohbet edebilmek, ölmüşlerimizin ve şehitlerimizin ruhuna dua okuyabilmek, namuslu ve dürüst bir hayat idraki ile çalışarak topluma örnek teşkil etmek, Türk bayrağının gölgesinde huzurla dinlenebilmektir yaşamak…
İşte bu yüzden ne pahasına olursa olsun adaletten ve kul hakkından milim sapmadan başı dik bir ömür sürmeli; cebimizi doldurmaktan ziyade arkamızda bırakacağımız nesillerin ruhunu güzel ahlakla donatacak kalıcı bir miras inşa etmeliyiz.
Gücü elimize aldığımızda adaletle hükmetmenin bir insanlık vazifesi olduğunu ve başımızı yastığa koyduğumuzda onurumuzun her türlü maddi kazançtan daha değerli sayılması gerektiğini hiç unutmamalıyız.
Arkamızda böyle sarsılmaz bir iz bırakarak gitmek güzel bir vedadır.
Ne demiş Atamız Bilge Kağan:
“Üstte gök çökmedikçe altta yer delinmedikçe Türk milleti, senin devletini ve yasalarını kim bozabilir?
Zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek üzere türemiş.”
5.000 yılda yaramız, kaybımız, derdimiz tasamız çok; geleceğere ödev yapılacaklar da öyle.
Derya gibi kavgalar yerine birlik ve dirlik içinde fırtına olup vatanımıza sımsıkı sarılmak varken hem de…
Bu satırları son zamanlarda topluma etki eden yeni siyasi parti oluşumları, yerel belediyelerde yürütülen soruşturmalar, derneklerdeki yolsuzluklar neticesinde ele alıyorum.
Süren adli kovuşturmalara karşı yapılan dezenformasyonlar, güven ortamını ve ekonomik yaşamı etkilemeye çalışan manipülasyonlar ve halkımızı anlamsız bir ayrıştırmayla kavga ortamının içine sokmaya uğraşan teşebbüsçülere aman dikkat edin diye hatırlatmak üzere yazıyorum.
Bu kısır döngülerle enerjimizi harcamaya vaktimiz yok. Algıcı gayri ciddi fikriyatı olup da bu beyhude düzensizliklere tevessül edenlere de uymayalım.
Biz ne yapalım biliyor musunuz? Elbette hakkımızı her daim arayalım lakin vergimizi verelim, yasalara uyalım, halk olarak bir ve bütün olalım. Devletin kurumlarına, denetimine, adli ve hukuki merci ve mecralarına güvenelim; bu kafi.
Dünya konjonktürü, çok katmanlı grift bir savaş ekonomisi ve sömürüsüne insanoğlunu sürüklüyor. Toplumları ve halkları birbirine düşürüp her ikisine de silah satarak Düyun-u Umumiye gibi ülkelerine ve mülklerine el koyuyor. İnsanların canını ve malını hiçe sayıyor.
Egemen kötücül emperyal batı ve onları kullanan siyonizm felsefesi yeni bir çatışma senaryosuna hazırlanırken bizim ülküden de, hedefimizden de, tarihi sorumluluk hinterlandımızdan da ödün vermemeliyiz. Madden ve manen hazırlıklı olmalıyız.
Atlas Okyanusu’ndan Büyük Okyanus’a, Akdeniz’den Karadeniz’e, Hint Okyanusu’ndan Arktik Okyanusu’na kadar bizim ilgi, ailevi, kalbi, tarihi, dini, mecburi hinterlandımız olduğunu unutmamalıyız.
Elbet tasavvuf âlimimiz ve halk ozanımız Yunus Emre’nin dediği gibi “Sevelim, sevilelim lakin bu dünya kimseye kalmaz.”
Bize de kalmayacak, her canlı gibi veda edeceğiz, Hak’ka yürüyeceğiz.
Levh-i Mahfuz’da yazıldığı üzere bu fani dünyadan Allah’a hesabımızı vermek üzere göçüp giderken kalan hoş sadamız yetişen nesillerin hayalindeki kahraman olabilmektir aslında…
Dostum diyebileceğim kıymetli insan tarihçi Tufan Gündüz’ün o meşhur anlatımıyla demişti ya; “Biz en büyük Türk devletini cennette kurduk; çünkü oraya herkesten çok şehit gönderdik” diye.
İşte bizim için ölüm bir son değil; Türklük ve mukaddesat uğruna can veren şehitlerimizle mahşerde kavuşmak ve ebedi âlemde tarihin en büyük ordusunun safında dimdik yer alabilmektir.
Nesillerimize aktaracağımız en güzel hediye bu mefkûre olmalıdır.
İşte o veda güzel bir vedadır.
VATAN SAĞ OLSUN, TÜRK MİLLETİ PAYİDAR OLSUN!
Cihan FULSER
Etiketler: ADALET VE KUL HAKKI » ATALARIMIZ » Cihan FULSER » ÇOK GÜZEL VEDA » DÜNYA KONJONKTÜRÜ » MEFKÛRE VE ÜLKÜ » milli birlik » ONURLU YAŞAM » şehitlerimiz » TARİH VE ŞUUR » Türk milleti » TÜRKİYE'NİN HİNTERLANDI » VEDA » VEDA YAZISI » VEDALAŞMAKYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER