maltepe escort alanya escort
Alanya escort

logo

reklam

Küresel Isınma Hayvan Türlerini Ortadan Kaldıracak

Küresel Isınma Hayvan Türlerini Ortadan Kaldıracak

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Tolunay, küresel ısınma nedeniyle keçi dışında birçok besi hayvan türünün ortadan kalkacağını söyledi.

TÜBİTAK 1170549 – Batı Akdeniz Bölgesinde Maki ve Mera Alanlarında Yapılan Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliğinin Yöresel Aktörleri, Ekosistem Hizmetleri ve Yerel Toplumlar Projesi ile ilgili toplantı Isparta’da gerçekleşti.

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Tolunay, Çobanisa köyü yakınlarındaki keçi barınağında düzenlenen toplantıda yaptığı sunumda;

Türkiye kırsal yörelerinde halkın en önemli geçim kaynaklarından birisinin hayvancılık olduğunu söyledi. Hayvansal üretiminin büyükbaş (et ve süt sığırcılığı, mandacılık) ve küçükbaş (koyunculuk ve keçicilik) hayvan yetiştiriciliği olarak iki şekilde yapıldığını belirten Prof. Dr. Tolunay, “Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği devletin teşvik ve destekleri ile entansif ve yarı entansif şekilde ölçek ekonomisini yakalamış ve endüstriyel üretim şekline dönüşmüştür. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde de benzer yönelimler ve uygulamalar söz konusu olmasına rağmen, maki ve mera alanlarında yıllardan beri yapılan geleneksel salma hayvancılık veya ekstansif üretim şekli ile günümüzde halen önemini korumaktadır. Bu tür küçükbaş hayvan üretim şekli sadece ülkemizde değil Akdeniz’e komşu ülkelerde yaygın olarak yapılmakta olup, yerel toplumların geleneksel yaşam biçimine dönüşmüştür.” dedi.

KONAR-GÖÇERLERİN ÖNEMİ

Akdeniz çevresinde geleneksel olarak yapılan küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde konar-göçer yaşam sürdüren yerel toplumların önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Tolunay, şöyle devam etti:

“Öyle ki bu yaşam şekli Akdeniz’in kuzeyinde yer alan ülkelerde bile (Yunanistan, İtalya, Fransa ve İspanya’da), ülkelerin gelişim süreçleri içinde ortadan kalkmamış olup, halen devam ettirilmektedir. Aslında, hayvancılık yapan konar-göçer toplumlar hayvanlarına ot ve yem veren mera ve otlak alanlarının arayışı ile sürekli hareket halindedir. Akdeniz Bölgesi’nde yer alan ülkelerin kırsal yörelerinde yapılan geleneksel küçükbaş hayvan yetiştiriciliği, yerel toplumların gıda güvenliğini sağladığı gibi, ekolojik ve doğal üretim yapılması sebebi ile elde edilen ürünlere yönelik talepler hızla artmış, sadece ülke içi değil, ülke dışından da talep edilen ürünler haline gelmiştir.

Bu proje, Avrupa Birliği’nin ERANETMED (Euro Mediterranean Cooperation Through ERANET Joint Activities and Beyond) proje çağrısı kapsamında Akdeniz çevresinde yer alan ülkeler olarak; Almanya, Cezayir, Fas, İspanya, İtalya, Kıbrıs, Lübnan, Malta, Mısır, Ürdün, Tunus, Türkiye ve Yunanistan’a yapılan proje teklif davetinin kabul edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Proje çağrı başlığı, ‘Dezavantajlı Toplumların Yaşamsal Sorunlarının Araştırılması ve Çözüm Önerileri’ şeklindedir. Bu çağrı kapsamında ülkemizi temsil eden araştırma birimi Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) olmaktadır.”

ALTI ÜLKE TARAFINDAN KURULDU

Orjinal adı “Pastoral ACTORs, Ecosystem services and Society as key elements of agro-pastoral systems in the Mediterranean” olan proje teklifinin 6 ülke olarak; Cezayir, İspanya, İtalya, Tunus, Türkiye ve Yunanistan tarafından kurulan ortak konsorsiyum tarafından yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Tolunay,

Proje ortakları ile 2018 yılında Antalya’da yapılan taraflar toplantısı konsorsiyumda yer alan ülkelerin katılımcı kurumların; Cezayir’den INRAA Division Agro-Sétif ve Université Ferhat Abbas Sétif, İspanya’dan Center for Agro-food economics and development ve University of Vic, İtalya’dan CIHEAM Bari, Polytechnic University Marche – Ancona ve National Research Council – Sassari, Tunus’dan Institut des Régions Arides- Médenine, Türkiye’den Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ve TÜBİTAK ile Yunanistan’dan Aristotle University of Thessaloniki olduğunu kaydetti.

Söz konusu proje kapsamında; Akdeniz Ülkelerinde geleneksel küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde olanaklar ve fırsatların ortaya konulacağını bildiren Prof. Dr. Tolunay, şunları söyledi:

“Batı Akdeniz Bölgesinde hayvancılıkla uğraşan konar-göçer topluluklar ve sosyal yapıları ile hayvancılıkla uğraşan konar-göçer topluluklar ve göç yolları CBS kullanılarak belirlenecek ve haritası yapılacak, bölgede geleneksel olarak yapılan silvopastoral üretim sistemleri ve özellikleri belirlenecek, kırsal yoksulluğun azaltılmasında keçi yetiştiriciliğinin rolü, kuraklık ve küresel ısınmanın etkilerinin azaltılmasında Batı Akdeniz Bölgesi maki alanlarının otlatma amaçlı sürdürülebilir kullanımı ve sürdürülebilir keçi yetiştiriciliğinin yapılabilme çerçevesi ortaya konulacak, ormanların korunması ve orman yangınlarının önlenmesinde keçi yetiştiriciliğinin önemi belirlenecek, Batı Akdeniz Bölgesi’nde sürdürülebilir küçükbaş hayvancılık için uygun mevzuat ve politikalar geliştirilmiştir.”

AKDENİZ BÖLGESİNİN HAYVAN VARLIĞI

Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden birisi olan Akdeniz Bölgesinin batısında Isparta, Antalya ve Burdur illerini kapsadığını ve bölgenin arazi yapısının ise dağlık ve engebeli olduğunu anlatan Prof. Dr. Ahmet Tolunay,  sunumunda şunları söyledi:

“Bölge geneline bakıldığında 2.283.060 baş koyun ve 2.738.578 baş keçi olmak üzere toplam 5.120.583 küçükbaş hayvan mevcudunun bulunduğu görülmektedir. Türkiye genelindeki küçükbaş hayvan varlığının %12.21’i bu bölgede bulunmaktadır. Bölgede yaygın en yaygın koyun ırkı dağlıç, pırlak ve merinos ırkları ile bunların melezleri, keçi olarak da bölgenin genelinde kıl keçisi yetiştirmektedir. Küçükbaş hayvanlardan elde edilen ürünlere bakıldığında Türkiye genelinde 1.177.227 ton süt koyundan, 481.174 ton keçiden olmak üzere toplamda 1.658.401 ton süt üretilmektedir. Akdeniz Bölgesinde ise 86.823 ton süt koyundan, 130.725 ton keçiden olmak üzere toplamda 217.548 ton süt elde edilmektedir. Türkiye süt üretiminin %13.11’i Akdeniz Bölgesinden yapılmaktadır.

BATI AKDENİZ BÖLGESİNDE KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİ

Keçinin yoğun yetiştirildiği Akdeniz bölgesi, tropik ve subtropik iklim kuşağında yer almakta olup, bölgenin toprak yapısı, ekolojisi, sosyo-ekonomik yapısı ve doğal bitki örtüsü masrafsız keçi üretimine son derece uygundur. Ülkemizde keçicilik yapan işletmelerin genel özelliği, işletmelerin arazi varlığının yetersiz olması veya hiç arazi varlığına sahip olmamalarıdır. Türkiye’de keçi yetiştiriciliğinde yaygın olarak kullanılan ırklar kıl keçisi ve tiftik keçisidir. Bunlardan kıl keçisi (Capra hircus L.) % 96 oran ile en çok yetiştirilen ırktır. Kıl keçisi üretiminin en yaygın olarak yapıldığı alanlar; Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleridir. Kıl keçisi yetiştirilen bölgelerin sınırları ile Akdeniz maki vejetasyonu içinde yer alan bazı ağaç ve ağaççık türlerinin doğal yayılış sınırları arasında benzerlikler vardır. Bu benzerliği kermes meşesi (Qercus coccifera L.) ve boz pırnal meşe (Qercus aucheri Jaub.&Spach.) türleri açık bir şekilde göstermektedir. Bu ağaç türleri kıl keçisinin yaprak ve sürgünlerini severek yediği odunsu türlerdir. Kıl keçisi bu üç ağaç/ağaççık türünün doğal yayılış alanını yaşam ortamı olarak seçmiştir.

NEDEN BATI AKDENİZ BÖLGESİ?

Bu proje kapsamında araştırma alanı olarak seçilme gerekçesi yukarıda açıklanan bölgesel özelliklerdir. Gerek koyun ve gerekse keçi yetiştiriciliğinde bilinmeyen sorunlar vardır. Bu proje bu sorunları belirlemiş ve uygun çözüm önerileri geliştirilmiştir.

PROJEDE GÖREV ALAN BİLİM İNSANLARI

Proje yürütücü Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Tolunay olup, araştırıcı olarak görev alanlar Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Duygu Kaşıkçı, Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı, TAGEM-Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’nden Doç. Dr. İrfan Daşkıran ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Köyceğiz Meslek Yüksekokulu‘ndan Doç Dr. Türkay Türkoğlu olmaktadır.

PROJE SONUÇLARI

Akdeniz Havzası, yeryüzünde insanoğlu için son derece önem taşıyan doğal varlıkların bir araya gelerek zengin bir ekolojik yaşam birlikteliği oluşturduğu nadir, hassas ve kırılgan biyolojik bölgeden biridir.

Ayrıca yeryüzündeki kültür, felsefe, bilim ve doğal kaynak kullanımına yaptığı katkılarıyla, insanlık tarihinde medeniyetlerin ilk doğuşu ve gelişimine öncülük eden, bu günkü medeniyetlerin bu deneyimlerden yararlandığı ve son 3000 yıl içinde birçok önemli tarihi olaya tanıklık yapmış, Dünya’nın ender ve önemli coğrafik yöresidir.

Çalışmaları yürüten proje ekibi

Akdeniz Havzası’nın doğal varlıklar, medeniyetler ve tarımdan oluşan sıcak noktası;  iklim değişikliği, kuraklıklar, habitat ve biyolojik çeşitlilik kayıpları, su kirliliği, fırtınalar ve yangınlar, toprak erozyonu, yabancı tür istilaları ve aşırı nüfusun tüketim baskısı gibi doğal rahatsızlıkları içeren bir dizi doğal veya insan kaynaklı tehditlerle karşı karşıyadır. Bu gün Dünya Sağlık Örgütü’ne (World Health Organization, WHO) dayanan hava kirliliği ve iklim değişikliği, 2019 yılında küresel sağlığa yönelik on tehditten biri olarak tanımlanmaktadır.

İklim değişikliği küresel ısınmadan dolayı, yetiştirilen tarımsal ve hayvansal ürünlerin üretim miktarına, kalitesine ve istikrarına zarar vermekte, aşırı iklim olaylarının artan sıklığından çiftçiler ve küçükbaş hayvan yetiştiricileri olumsuz etkilenmektedir.  İklim değişikliğinin temel nedeni, kısmen tarımsal faaliyetlerle bağlantılı olan sera gazları emisyonlarının hızla artmasıdır. Küresel ısınma, 21. yüzyılın sonlarına doğru +1.4 ° C civarında sabitlenmeden önce, 2050 yılına kadar devam edecektir.

GIDA GÜVENLİĞİ

Ayrıca Akdeniz Havzası etrafındaki nüfusun artışı ile doğal kaynaklar üzerindeki baskı daha da artacaktır. Bu durum, gıda güvenliği açısından hem ihtiyaçları hem de belirsizlikleri artıracaktır. Monokültüre dayalı tarım ve yetersiz sulama uygulamaları gibi sürdürülebilir olmayan tarımsal uygulamalar olarak karşımıza çıkacaktır. Öngörülen iklim değişikliği senaryoları altında, su-enerji-gıda bağını sürdürmek için sürdürülebilir tarım ve hayvancılık uygulamalarının dikkate alınması büyük önem arz etmektedir.

KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİ

Türkiye’de keçi yetiştiriciliği tüm diğer keçi yetiştiriciliği yapan ülkelerde olduğu gibi geleneksel bir yapıya sahiptir. Genellikle sosyokültürel olarak keçiye bağlılıkları olan yetiştiriciler zaman zaman dalgalanan piyasalarda kolay yatırım yapılan bir sektör olarak keçi yetiştiriciliğini seçmektedirler. Ayrıca keçi ürünlerine olan son yıllardaki talep keçi yetiştirmeyi tercih edilebilir kılmaktadır. Yine son yıllardaki küçükbaş hayvancılığa verilen devlet destekleri sektörü cazip hale getirmiştir. Bunun yanı sıra keçi türünün önceki başlıklarda verilen diğer türlere olan üstünlükleri keçi yetiştiriciliğini ön plan çıkarmaktadır.

Tüm bu avantajları yanında keçi yetiştiriciliğindeki özellikler nitelikli işgücü bulmada (çoban başta olmak üzere) var olan güçlükler ile özellikle hayvan sağlığı ve yırtıcılara karşı savunmasız olunması en önemli problemler arasında sayılmaktadır. Yine son zamanlarda kısmen çözülen orman içi ve kenar alanlarda özellikle keçi otlatmanın karşılaştığı güçlükler sektörün acil çözülmesi gerekli konuları arasındadır.

Tüm bu mevcut duruma karşı keçi türünün sahip olduğu nitelikli ürünlerin tercih edilebilir olması ve dünya piyasalarında yüksek fiyatla alıcı bulması gibi avantajlar dikkate alındığında halen yatırım yapılacak sektörlerin başında yer almaktadır. Bununla birlikte başlangıç maliyetlerinin düşük olması ile özellikle yoksullukla mücadelede keçi yetiştiriciliğinin tercih edilebilir olması en önemli fırsatlar arasında sayılmaktadır.

Sektörün tehditleri ise en başta canlı materyale dayalı olarak yapılan yetiştiriciliktir. Yine doğaya ve çevre koşullarına bağlı üretim dalı olması daima hayvancılık sektörünün bir parçası olan keçi yetiştiriciliğini de yüksek tehdit altında tutmaktadır.

TÜRKİYE’NİN ET TALEBİ

Türkiye’nin kırmızı et talebinin tek başına sığırcılıkla kapatması mümkün olmayıp, küçükbaş sektörünün sahip olduğu potansiyelin et üretimine acilen daha fazla katma değer yaratması dışında başka seçeneği bulunmamaktadır. Ayrıca, yapısı itibarıyla küçükbaş hayvancılık, kırsal kesimin önemli gıda ve gelir kaynağı olma niteliğini hala korumakta ve kırsal istihdamın sağlanmasında da en önemli sektörlerin başında yer almaktadır.

Türkiye, coğrafi yerleşimi, komşu ülkelerin hayvancılık yapılanması ve hayvansal ürün gereksinmeleri dikkate alındığında, bu alanda öncü ülke konumundadır. Belirtilen ülkelerle değişik alanlardaki yakınlıkları da bu hedefi destekleyici faktörlerdir. Bu ülkelere hayvansal ürün ve damızlık dışsatımı gerçekleştirme ve hızla pazarı geliştirebilme olanağı mevcuttur. AB ülkelerinin kuzu ve oğlak eti üretimi, talebin gerisindedir.  Türkiye bu açığı kapatabilecek potansiyele sahiptir. Bu fırsatlar iyi değerlendirilmelidir. Akdeniz Kıyı Ülkelerinin küçükbaş (koyun ve keçi) hayvansal üretim açısından ortak özelliği; coğrafi şartlarındaki bazı zorlukların ve kısıtlı veya fakir meraların olanaklarını, en ekonomik olarak hayvansal protein kaynağına dönüştürülebilmesidir.

TÜRKİYE BÜYÜK POTANSİYELE SAHİP

Akdeniz Vak’a Çalışması olarak üzerinde analiz yapılan ülkeler; Cezayir, Fransa, Yunanistan, İsrail, İtalya, Fas, İspanya, Tunus ve Türkiye şeklindedir. Akdeniz Havzası’nda küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde en büyük potansiyele ve olanaklara sahip ülke Türkiye olmaktadır. Türkiye’yi Cezayir, İspanya ve Fas izlemektedir. Yunanistan’da küçükbaş hayvan yetiştiriciliğini ihmal edilmiştir. Bu ülkede yetiştirilen küçükbaş hayvan mevcudunda önemli düşüşler yaşanmış olup, küçükbaş hayvancılık sektöründe ciddi darboğazlar yaşanmaktadır. Tunus küçükbaş hayvan yetiştiriciliği potansiyelini geliştirememiş ve sahip olduğu küçükbaş hayvan varlığı düşmüştür. İsrail’de küçükbaş hayvan yetiştiriciliği salma hayvancılık yerine, hayvan besleme koşullarının kapalı mekânlara sığdırıldığı endüstriyel hayvancılık şeklinde yapılmaktadır. Bu ülkede sayısal olarak hayvan varlığı düşük düzeylerde olduğundan, Akdeniz Havzası’nda küçükbaş hayvancılık sektöründe herhangi bir rol üstlenmesi mümkün değildir. İtalya ve Fransa’da küçükbaş hayvan sayısı önemli ölçüde azalmış olup, kendi ülkelerinde hayvan yetiştiriciliği yapmak yerine, ihtiyaç duyulan et, süt ve buna benzer ürünleri özellikle Cezayir ve Fas gibi ülkelerden hammadde olarak ithalat yolu ile karşılamayı tercih etmişlerdir. Fakat bu ülkeler ithal ettikleri bu hammaddeleri katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek, diğer ülkelere ihraç ederek önemli kazançlar sağlamaktadırlar. Türkiye, geleneksel küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde en iyi olanaklar ve fırsatlara sahip ilk ülkedir. Türkiye’yi koyun yetiştiriciliğinde Cezayir ve keçi yetiştiriciliğinde Fas takip etmektedir.

BAKANLIK BÜYÜK DESTEK VERİYOR

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Duygu Kaşıkçı da, hayvan yetiştiriciliğin hak ettiği yere gelmesi için çalıştıklarını belirterek, “Ormana zarar verdiği gerekçesiyle bir zamanlar keçiye karşı tepkili ve ön yargılı bir yaklaşım vardı. Şimdi o yaklaşımlar ortadan kalktı. Artık küçükbaş hayvan yetiştiricilerimizin yüzü gülüyor. Bakanlığımızın hiç olmadığı kadar büyük desteği var, müthiş. Bakanlığımıza çok teşekkür ediyoruz.” dedi.

Haber: Müslüm Aktürk

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
191 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ...