logo

Okçular Tepesini Terk Eden Sahabeler Kimler?

Okçular Tepesini Terk Eden Sahabeler Kimler?

Mehmet Fatih Çıtlak hocanın Uhud dağına bakarken umrecilere sorduğu şu soru beynimde şimşekler çaktırmaya yetti. Bu hocamız Uhud dağına uzun uzun bakıp sormuş; “Okçular tepesini terk eden sahabeler kimlerdir?”

Cevap yok!

Tekrar etmiş; Okçular tepesini terk eden sahabeler kimlerdir?

Sonunda umreye gelen küçük hacılar mahcup bir şekilde; “bilmiyoruz hocam” demişler.

İşte o an her birimizin beynini sarsacak, kalbimizin titretmesini gerektirecek şu kelâmlar dökülmüş dilinden “İnanın bunu ben de bilmiyorum! Aslında hiç kimse bilmiyor. Çünkü, bu asla İslâm tarihinde de yazmaz!”

O okçular kimdi?

Öz çocukları da bilmez, karıları da bilmez. Çünkü Ashab-ı Kiram kimseye söylememiş, saklamış!

Hatta ve hatta yıllar sonra Cemel, Sıffın gibi hadiselerde birbirlerine ters düştükleri vakitlerde bile, ağızlarından bu konu hakkında hiç bir şey çıkmamış; “Sen zaten Uhud’da da tepeyi terketmişlerdendin! Yollu hiç bir şey dememişler! Orada dahi birbirlerini hataları ile vurmamışlar.

Ya Rabbi! Bu nasıl bir ahlâk?

Bizler Uhud’un aslında bir yenilgi değil zafer olduğunu yeni anladık.

Bu ne muazzam edep!

Birbiri hakkında konuşmak için en ufak bir fırsatı kaçırmayan, hatta “Ne yani! Olanı söylüyorum, benim niyetim temiz” diye nefsini aldatıp, en ufak bir fırsatı kaçırmadan, ağzından kardeşinin ölü etinin kanlarını akıtan bizlerin; buradan alacağı çok ders var!

Hele ki şu mübarek ayda! Şu sözleri mıhlayalım gönlümüze ve şeytanın bize her yaklaştığı an tekrar edelim; “Hayatında kimsenin ayıbını örtmemiş biri; Uhud şehidi Hz. Hamza (r.a.)’a, ne yüzle Fatiha okuyabilir ki!

Ah! Bu Ramazan-ı Şerif ellerimizden kayıp gitmeden artık bunların idrakına varalım kardeşlerim!

Çünkü oruç öyle bir ibadettir ki; bize anlatmak istediği en son şeydir; bedenin aç kalması.

On bir ayın sultanının gayesi; elimize, dilimize, kalbimize ve ruhumuza, tutturabilmektir orucu.

İki kadın düşünün, çöl sıcağında oruç tutuyorlar. Öyle bir hâle geliyorlar ki; susuzluktan neredeyse ölmek üzereler.

Onların bu hâli, Peygamber Efendimize (s.a.v.) bildiriliyor. Bildiriliyor da; Kuşu ölen çocuğa başsağlığı dileyen, deve sağan kişiye; “tırnaklarını kes, hayvanın canı yanmasın” diyen. Köpek cesedine; “ne güzel dişleri var” diyerek güzelliğini bulacak kadar naif ve zarif olan peygamberimiz (s.a.v.), o iki kadından yüz çeviriyor.

Sahabe şaşkın! Israrla söylenilince, o iki kadını çağırtıyor ve kusmalarını emrediyor. Kadınlar herkesin gözü önünde, ağız dolusu irin ve kan kusuyorlar.

Sahabe daha da şaşkın!

Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) onlara bakıp şöyle buyuruyor; “Bunlar, Allah’ın helâl kıldığı şeylerden uzak durarak oruç tuttular ama Allah’ın haram kıldığı şeylerle (gıybet ve dedikodu ile) oruçlarını açtılar. Birisi diğerinin yanına gelip oturdu ve insanların etlerini yemeye başladılar. (Ahmed bin Hanbel/Musned)

Rabbimiz! Şehr-i Ramazanımız bizden şikâyetçi olmasın, oruç bizden şikâyetçi olmasın! Rasulullah’ın (s.a.v.) dili ile tasdiklenmiş kardeşinin ölü eti ile orucunu açanlardan eyleme!

Öyle ki; Uhud’da, Ayneyn Tepesini terk eden okçuların isimleri sahabe arasında gizlendiği misalindeki gibi, biz de birbirimizi öyle örtelim ki; bunun hürmetine ahirette, Rabbimiz (c.c.) Hazretleri de, kimsenin bilmediği nice günahlarımızı örtüp, açmayacağını umalım!

Birbirimizi çekiştirmek “yahu olanı söylüyoruz” demek zaten gıybettir. Olmayanı söylersen iftira olur.

Bizler öyle olgun başaklar olalım ki, Hakkanî düşünce eğsin başlarımızı.

Acaba affolundum mu? Acaba bu imtihan başıma gelse ben ne yapardım? Hakkında konuştuğum kişi cehenneme girse, benim cennette yerim mi artacak? Rasulullah mahşerde “ümmetim” diye haykırırken, ben *kime kusuyorum bu kini” diye, kendimizi sorgulamalıyız!

Sorgulamalıyız ki; Hz. Vahşi ile Hz. Hamza’nın, el ele tutuşarak gireceği cennetten, biz de bir pay umabilelim. Hayat kısa, yol çetin.

Gelin, insanlara güler yüz, kendimize hüzünlü kalp ile yalnız kendi günahlarımıza adapte olarak; öyle büyük tövbeler, öyle güzel istiğfarlar, öyle hoş zikirler ile uğraşalım ki; orucumuz, Hakk’ın Razı olacağı oruç, Ramazanımız  onunla mübarek olsun.

Rabbim bizi o tepeyi terk etmeyen bir avuç sahabe gibi okçular tepesinin bekçilerinden eylesin inşallah.

Ayetullah COŞKUN

2693 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.