Son Dakika


Sovyetler parçalandı, Türk devletleri yeniden bir araya geliyor. Ancak yaşanan süreci kelimelerle ifade etmek güç; zira bu ne bir ittifak kuruluşu, ne bir antlaşma imzalanması ne de bir lider çağrısıyla tetiklenen bir süreçtir. Yaşanan, çok daha derin, çok daha yavaş ve tam da bu yüzden çok daha kalıcı bir değişimdir.
Avrasya’nın merkezinde, dünya medyasının kameralarını çevirmediği, analistlerin pek dikkat etmediği bir coğrafyada büyük bir tablo yavaş yavaş netleşiyor. Bu bir kriz veya patlama değil; kendi iç mantığıyla ilerleyen, tarihsel ağırlığıyla yürüyen sessiz bir yapılanma. İşte bu sessizlik, onu hem görünmez hem de durdurulamaz kılıyor. Rusya süreci tam olarak kavrayamıyor, Çin ölçemiyor, Batı ise başka gündemlere hapsolduğu için muhtemelen yanlış soruları soruyor. Oysa şu iki soru hayati önem taşıyor: Bu topraklarda ne oluyor? Ve neden şimdi?
İmparatorlukların Kimlik Mühendisliği
İmparatorluklar toprağı işgal ederek hükmeder; bu herkesçe bilinen bir gerçektir. Ancak en “akıllı” imparatorluklar toprağı değil, kimliği işgal eder. Sovyetler tam olarak bunu yaptı.
Türk dünyası üzerindeki Sovyet kontrolü, yalnızca siyasi bir tahakkümden ibaret değildi. Bu, tarihte eşi görülmemiş bir kültürel, dilsel ve entelektüel işgal, bir kimlik mühendisliği projesiydi. Kiril alfabesi, bu projenin en görünür aracıydı. Aynı dili konuşan insanlar farklı harflerle yazmaya başladığında, yüz yıllık ortak edebiyatla bağ kopar. Aynı kökenin insanları birbirlerinin gazetelerini okuyamaz, şiirlerini anlayamaz, tarihlerini paylaşamaz hale gelir; ortak hafıza paramparça edilir.
Sovyet stratejisi bununla da kalmadı. Türk kimliği; Özbek, Kazak, Kırgız gibi yapay milliyetlere ayrıştırıldı. Hayali sınırlar zamanla sıkılaştırıldı ve en kritik hamle olarak coğrafyanın adı değiştirildi: “Türkistan” silindi, yerine “Orta Asya” kondu. Bu isim değişikliği küçük bir ayrıntı gibi görünebilir ama değildir. “Orta Asya” coğrafi bir tanımdır ve sizi Rusya’nın ya da Batı’nın çizdiği haritaya hapseder. “Türkistan” ise kültürel ve tarihsel bir kimliktir; kendi haritanızı çizmenizi sağlar.
Kelimenin Gücü: Terminoloji Bir Savaş Alanıdır
İmparatorluklar bazen bir kalemle değil, bir kelimeyle çöker. Kazakistan’ın 2021’de Latin alfabesine geçiş sürecini başlatması ve Özbekistan’ın bu geçişi fiilen tamamlaması, sıradan bir pratik tercih değildir. Bu kararlar, Sovyet mirasının reddi ve post-emperyal bir duruştur. Kiril’den vazgeçmek, yetmiş yıllık kültürel işgalin üzerine çizilen bir çizgidir. Latin alfabesi, hem Batı’ya hem de Türkiye’ye uzatılan somut bir eldir.
Aynı süreç terminolojide de işliyor. Kazak ve Özbek elitleri arasında “Orta Asya” yerine “Türkistan” kullanımı hızla yaygınlaşıyor. Türkiye’nin uluslararası arenada “Türkiye” adını kullanması ve 2021’de Türk Konseyi’nin adının “Türk Devletleri Teşkilatı” olarak değiştirilmesi bu dönüşümün öncüleridir. Teşkilat artık kendisini sahte bir danışma forumu değil, devletler düzeyinde kurumsal bir yapı olarak tanımlıyor. Türkiye’nin eğitim müfredatındaki “Türkistan” vurgusu ise bu bilinçli literatür düzeltmesini gelecek nesillere aktaran stratejik bir adımdır.
Yumuşak Güç: Paranın Satın Alamadığı Şey
Çin bölgede devasa bir ekonomik varlık kursa da kültürel bir cazibeye sahip değil. Rusya’nın etkisi ise Ukrayna işgalinden sonra ciddi şekilde zayıfladı. Türkiye ise sahneye dil, tarih, inanç ve medya gibi çok daha kalıcı araçlarla giriyor.
Türk dizileri, Türkistan’da devasa bir kitle yaratarak dil ve değer aktarımı yapıyor. Karabağ zaferi ise Türk dünyasının psikolojisini kökünden değiştirdi. “Bizden bir şey çıkmaz” aşağılanma kompleksi, yerini stratejik özgüvene bıraktı. Ayrıca Türkiye’deki üniversitelerde yetişen, Türkiye ile duygusal bağ kurmuş yeni nesil, bu dönüşümün en güçlü taşıyıcısıdır.
Bloğun Gerçek Ağırlığı
Türk Devletleri Teşkilatı; Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan oluşuyor. Türkmenistan’ın “pozitif tarafsızlık” politikasını esneterek Teşkilat’a yaklaşması ve Macaristan’ın gözlemci üyeliği, bloğun enerji ve jeopolitik ağırlığını artırıyor. 300 milyonun üzerindeki nüfus, enerji rezervleri ve lojistik koridorlar; bu bloğu Rusya ve Çin arasında sıkışmayan bağımsız bir güç koalisyonuna dönüştürüyor.
Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu) ile kıyaslandığında, Türk Devletleri Teşkilatı daha avantajlıdır. Çünkü üyeler arasında coğrafi bütünlük vardır; ortak inanç ve tarihsel hafıza, duygusal bir mirastan öteye geçerek somut ekonomik ve stratejik çıkarlarla (Orta Koridor gibi) desteklenmektedir.
İzlenmesi Gereken Dört Nokta
Bu jeopolitik dönüşümü anlamak için dört gelişmeye odaklanmak gerekiyor:
1. Türkmenistan’ın tam üyeliği: Hazar enerjisinin Batı’ya taşınması için kritik eşiktir.
2. Latin alfabesi geçişleri: Rusya’ya verilen sembolik ve pratik bir mesajdır.
3. Orta Koridor’un yük hacmi: Ekonomik entegrasyonun ve bağımlılığın ölçütüdür.
4. Rusya’nın tepkisinin tonu: Moskova’nın baskısı, paradoksal bir şekilde bloğun kenetlenmesini hızlandırmaktadır.
Sovyetler yetmiş yıl boyunca Türk dünyasının ortak tarih, dil ve hafızasını kopararak birliğe engel olmaya çalıştı. Yetmiş birinci yılda ise çözülme başladı. Bugün Kazakistan’dan Özbekistan’a fısıldanan, o kadim isteğin yeniden uyanışıdır. Bu, bir kehanet değil, yapısal tarih ile jeopolitik analizin kesişim noktasıdır.
Avrasya’nın tam ortasında sessizce kurulan bu yapı, önümüzdeki on yılın en belirleyici dönüşümlerinden biri olmaya aday. Tarih, uyuyanları değil, uyananları ödüllendirir.
Bu yazı, Çinli analist Prof. Jiang Xueqin’in çalışmalarından yola çıkılarak kaleme alınmıştır.
Cemal DURUK
Etiketler: Avrasya Jeopolitiği » bölgesel güç merkezi » Cemal Duruk » diplomatik analiz » enerji koridorları » jeopolitik analiz » küresel güç dengeleri » Latin alfabesi geçişi » Orta Asya » Orta Koridor » Rusya Çin rekabeti » stratejik dönüşüm » Türk Devletleri Teşkilatı » Türk dış politikası » Türk dünyası » TürkistanYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER