Son Dakika


Ulusal Stratejiler ve Politikalar Üretme Merkezi’nin (USPUM) düzenlediği “Cumartesi Mefkure Sohbetleri”ne konuk olan Uluslararası İlişkiler Analisti Arif Arcan, son 200 yıllık Türk dış politikasını travmatik arka plan ve beka kaygısı ekseninde değerlendirdi.
İmparatorluğun Yükselişi ve İlk Travma
Uzun yüzyıllar boyunca kendi güç dinamikleri içerisinde yükselip bölgesel ya da küresel çapta hüküm süren devletler, iç ve dış dinamiklerin zafa uğraması neticesinde travmatik bir dış politika çizgisine evrilmektedir. Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin son 200 yıllık tarihi de bu bağlamda okunabilecek çok katmanlı bir arka plan sunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucu vizyonu içerisindeki ilk ciddi ve kalıcı beka endişesi Ankara Savaşı ile yaşanmıştır. Bu savaşta Yıldırım Bayezid’in ordusunun ağır bir yenilgi alması devletin fiilen ikiye bölünmesine ve şehzadelerin iktidar mücadelesine girişmesine neden olmuştur.
Merkezileşme ve İmparatorluk Tanımı
Çelebi Mehmet devleti yeniden birleştirerek ikinci kurucu unvanını elde etmiş, ardından gelen padişahlar rakip siyasal unsurların ortaya çıkmaması için Anadolu beyliklerini ortadan kaldırmıştır. İstanbul’un fethi ve Yavuz Sultan Selim’in hamleleriyle Osmanlı, Balkanlar, Akdeniz ve Ortadoğu’yu kapsayan merkezi bir imparatorluk haline gelmiştir. Bilim insanlarının ittifak ettiği tanıma göre imparatorluk; askeri ve mali yeterliliklere bağlı olarak geniş topraklar üzerinde siyasi kontrol kurabilen, çok kimlikli ve kültürler arası entegrasyon yeteneğine sahip yapıları ifade eder. Tarihte bu vasfı hak eden başlıca örnekler Roma ve Osmanlı imparatorluklarıdır.
Çözülmenin Dışsal Nedenleri
18. yüzyıldan sonra yaşanan küresel gelişmeler Osmanlı’yı derinden sarsmıştır. Fransız İhtilali’nin doğurduğu milliyetçilik akımları kozmopolit yapıyı sarsarken, Avrupa’da Sanayi Devrimi ve sömürgecilik faaliyetleri sonucunda muazzam bir sermaye birikimi oluşmuştur. Klasik Avrupa güç dengesine yeni aktörlerin dahil olmasıyla Osmanlı, bekasını artık kendi dinamikleriyle değil Avrupa dengesinin kefelerinde aramak zorunda kalmıştır. Özellikle Rusya’nın sömürge siyasetine dahil olmasıyla birlikte Balkanlarda, Karadeniz’de ve kuzey topraklarında yeni ve dinamik bir tehditle karşı karşıya gelinmiştir.
İçsel Çözülme ve Mali Çöküş
Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamasında dış etkenler kadar iç dinamiklerdeki bozulmalar da belirleyici olmuştur. İkta ve tımar sisteminin yozlaşması, kamu arazilerinin şahsi mülklere dönüşmesine ve köylünün ırgatlaşmasına yol açmıştır. Padişahın vurucu gücü olan Yeniçeri ocağı siyasetin içine çekilerek esnaf gibi davranmaya başlamış, taşra teşkilatlarında ise derebeyileşme eğilimleri ortaya çıkmıştır. Sürekli fetih mantığına dayanan sistemin tıkanması ve vergi gelirlerinin azalması kronik bütçe açıkları yaratmış, borcu borçla kapatma sarmalı devleti defalarca iflasla yüz yüze bırakmıştır.

Osmanlı Pazarlarının Kaybı ve Bürokratik Siyasetleşme
Avrupa’nın kitle üretimi yapabilen sanayisi karşısında Osmanlı pazarları tamamen savunmasız kalmış ve ülke, hammadde sağlayan sıradan bir çevre ülkesine dönüşmüştür. Ekonomik alanda yaşanan bu çözülme toplumsal hayatın her alanına yansımıştır. Lale Devri ile birlikte üst bürokrasi gücünün farkına varmış ve devletin asıl sahibi gibi hareket etmeye başlamıştır. Tanzimat ile birlikte padişahın yetkilerinin kısıtlanması saray ve hükümet ikililiğini doğurmuş, siyasi kliplerin oluşması bürokratik aygıtın bütünlüğünü zedelemiştir.
Türk Siyasal Kültüründe Beka Algısı
Türk siyasal kültüründe milletin var olabilmesi için evvela devletin var kalması mutlak bir ön şart olarak kabul edilmiştir. Devletin bekası söz konusu olduğunda, tam egemenlikten veya toprak ve nüfus bütünlüğünden taviz verilmesi dahi ikincil öneme sahip görülmüştür. Devletin ayakta kalması her şeyin üzerinde tutulduğu için, bekaya yönelecek herhangi bir tehdit algısı hızlıca bir kriz durumuna evrilmektedir. Bu durum, tarihi süreçte kolektif korku ve umutsuzlukların beslediği kronik bir güvensizlik kompleksini ve ceberrut devlet anlayışını kalıcılaştırmıştır.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve Kırım Savaşı Kırılması
19. yüzyılda Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın modern bir ordu kurarak Kütahya’ya kadar ilerlemesi Osmanlı’yı büyük bir siyasi ve askeri krizle karşı karşıya bırakmıştır. İstanbul’un tehlikeye girmesi üzerine Avrupalı devletlerin yardıma çağrılması, Osmanlı’nın dış politika karar alma süreçlerini vesayet altına sokmuştur. Ardından gelen 1856 Kırım Savaşı zaferle sonuçlanmasına rağmen maliyeti ağır olmuş, ilk dış borç bu dönemde alınmış ve Osmanlı toprak bütünlüğü Avrupalı devletlerin garantisine bağlanarak yarı sömürgeleşme süreci hızlanmıştır.
93 Harbi ve Abdülhamid’in Denge Siyaseti
1877-1878 yıllarında gerçekleşen 93 Harbi’nde Osmanlı İmparatorluğu çok ağır bir yenilgi almış, Rus ordularının Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar dayanması sosyal psikolojide derin bir travma yaratmıştır. Bu büyük kırılmanın ardından II. Abdülhamid, savaşların devletin varlığını tamamen ortadan kaldıracağını anlamış ve askeri seçenek yerine diplomasiyi seçmiştir. Avrupa güç dengesinin hassas terazisini kullanarak savaş durumunu bertaraf etmeye çalışan Abdülhamid, azınlıklar ve dış müdahaleler karşısında tavizler vermeyi bekayı korumanın tek yolu olarak görmüştür.
İttihat ve Terakki ve Dünya Savaşı Çöküşü
Abdülhamid’in aksine İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı’nın eski kudretli günlerine yeniden güç kullanarak dönebileceğine inanmıştır. Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında yaşanan ağır bozgunlar, cemiyeti yeni bir müttefik arayışına itmiş ve sömürgeciliğe geç katılan Almanya ile yakınlaşma sağlanmıştır. Doğu yönündeki atılımlarda Rusya engeliyle karşılaşan İttihat ve Terakki’nin Almanya ittifakı temelinde dahil olduğu Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe karışmasıyla sonuçlanmıştır.
Erken Cumhuriyet Dönemi ve “Yurtta Sulh” İlkesi
Kurtuluş Savaşı ile son gücünü tüketen devlet, erken cumhuriyet döneminde “yurtta sulh, cihanda sulh” umdesini benimseyerek emperyal iddialardan tamamen vazgeçmiştir. Savaşlardan olabildiğince kaçınılmış, Lozan Konferansı ile Batı ile hesaplaşmalar görülmüş ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile stratejik denge korunmuştur. Atatürk’ün vefatının ardından Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, tüm baskılara rağmen Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’nın dışında tutarak devletin tamamen yıkılmasını önlemiştir.
Soğuk Savaş ve Batı İttifakı Tercihi
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ve Sovyet Rusya arasında iki kutuplu hale gelen dünyada Türkiye reel politika ile yüzleşmiştir. Üçüncü bir yolun imkansızlığı karşısında devletin bekasını korumak amacıyla Batı ittifakı içinde kalmayı ve Sovyet tehdidine karşı NATO’ya dahil olmayı tercih etmiştir. Türkiye, bu süreçte Batı sisteminin çevre ülkesi konumuna rıza göstermek zorunda kalmıştır.
Günümüz Dış Politikası ve Değişmeyen Unsurlar
Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve çok kutuplu dünya düzeninin ayak seslerinin duyulmasıyla birlikte tehdit algıları değişse de, Türkiye için iki temel unsur varlığını korumaya devam etmektedir. Bunlardan birincisi emperyal vizyon iradesinin (tarihsel köklerin) hiçbir zaman kaybolmaması, ikincisi ise Rusya ile olan tarihsel çelişki potansiyelinin canlı kalmasıdır. Türkiye, son 200 yıllık travmatik dış politika stratejisi gereği bugün de Batı ittifakı içinde yer almakta, ancak geçmişteki edilgen yapının aksine artık etken bir tını ve vizyon sergilemektedir.
İşte o video:
Hasbahçe Gazetesi / Haber Merkezi
Etiketler: Arif Arcan » Arif Arcan ile USPUM’da Son 200 Yılın Dış Politika Şifreleri » arif arcan kimdir » Arif Arcan’ın Anlatımıyla USPUM’da Son 200 Yılın Dış Politikası » Batı İttifakı ve Türkiye » Beka Travması » Dış Politika Stratejileri » Erken Cumhuriyet Dış Politikası » Kırım Savaşı ve Osmanlı » Mefkure Sohbetleri / Arif Arcan - Son 200 yılın Türk Dış Politikası » Osmanlı Çözülme Nedenleri » Osmanlı Dış Borçları » Osmanlı Dış Politikası » Siyasal Psikoloji ve Beka » Son 200 Yılın Dış Politikası » Tarihsel Kırılmalar » Travmatik Arka Plan Yaklaşımı » Türk Dış Politika Tarihi » Türk dış politikası analizi » Uluslararası İlişkiler Analisti Arif Arcan » USPUM » uspum mefkure sohbetleri » USPUM Mefkure Sohbetleri'nde Arif Arcan’dan Dış Politika ve Beka Analizi » USPUM’da Arif Arcan’dan Son 200 Yılın Dış Politika Analizi » USPUM’da Konuk Olan Arif Arcan’dan Çarpıcı Dış Politika TespitleriYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER