logo

reklam

UZAK VATAN TÜRKİSTAN

UZAK VATAN TÜRKİSTAN



Türkistan, Tanrı Dağları ile Taklamakan Çöl’ünün arasında zorlu bir coğrafyada uzayıp giden uzak vatan. Coğrafi bir tabirken bölünmüşlüğün hazin hikâyesi sonunda Doğu ve Batı diye ayrılarak buralara kadar adını ancak Doğu Türkistan diye ulaştırabilen öksüz belde. 

Ah keşke bununla kalabilseydi!

Artık kendi adını bile kendisi koyamayan bir halk yaşıyor orada. Çin’in Sinjang Uygur Özerk Bölgesi diye adlandırarak işgal ettiği toprakların halkı.

Doğu Türkistanlı genç şair Nur Muhammed Yasin’in deyimi ile “Altın kafeste yabani güvercin”  orası. Genç şair bu tabiri Urumçi için kullansa da bu tasvir bütün Doğu Türkistan için geçerli olsa gerek.
  
Coğrafyalar insanların kaderini ve karakterini belirler. Çin gibi sürekli kafasında asimilasyon olan devletlerin yanında yaşadığınız zaman sert, savaşçı bir kimliğe sahip olmak zorundasınızdır. Yoksa asırlarca kimliğinizi koruyamazsınız. Uygur halkı bu karakterini her mücadelesinde göstermiştir. Fakat tarih boyunca süren Türk-Çin mücadelesi artık büyük bir güç dengesizliği ile Türkistan üzerinden yürümektedir.   18. yüzyılın ikinci yarısında başlayan Çin işgal hareketleri 1949 yılından sonra  Komünist Çin’de hız kazanmıştır. Kendi iç savaşını bitiren Çin halkı, Çin Komünist Partisinin zaferi sonrasında Liderleri Mao önderliğinde Komünist ideallerine doğru koşarken yıkıma uğradı.  1976’da  Mao’nun ölümüne kadar süren bu koşu kargaşa ve şiddetten başka hiçbir şey getirmedi.

Komünist rüyanın kapitalist gerçeklere uyandığı o tarihten sonra Çin acımasız politikalarıyla Doğu Türkistan’ın kaynaklarını da sömürerek azgın bir canavar gibi büyüdü. Bunun sonucunda da bugün dünyada yeni bir kutup olarak kendini hissettirmeye başladı. Bu büyüme Çin’in sömürü politikasının sonucudur. Han Çinliler denilen Çin halkının refahı gittikçe artarken Doğu Türkistan halkı sefalete sürüklendi. Çin’in Başkent Urumçi’de başlattığı ekonomik hamleler aslında Urumçi’nin %90’ını oluşturan Uygur, Kazak, Kırgız halklarının kaderini belirledi. Çin bu halkların elinden aldığı yerlerde yaptığı her fabrikaya ve meskene Han Çinlileri getirip yerleştirdi. Buranın asıl sahipleri olan halkları ise varoşlara veya Urumçi dışındaki yerlere doğru sürdü. Çinlilerle birlikte yaşayabilmenin  şartı Çinli olmayı, onlar gibi düşünmeyi onlar gibi davranmayı kabul etmekten geçiyordu. Bu dönüşümü yaşayanlara Çin’in kapıları açılıyordu. Böylece bu büyüme asimilasyonun en büyük parçası haline geliyordu. Urumçi’de 1949 yılında %5 olan Han Çinli nüfusunun bugün  %39’e çıktığını söylersek yaşanan göçlerin ve asimilasyonun ne kadar büyük olduğunu daha kolay anlatmış oluruz.

Sessiz asimilasyon son zamanlarda dünyanın gündemine düşse de -gözlerden uzaklığı ve Çin’in devasa gücünün etkisi ile olsa gerek- devletlerin sesleri ya hiç çıkmıyor ya da  cılız çıkıyor.  Zaten ancak 2009’da yaşanan şiddet olayları gibi bir durum yaşanırsa dünya gündemine geliyor Doğu Türkistan. O da birkaç İslam ülkesinde bir iki protesto  ve  bir iki kınama ile geçiştiriliyor.

1995 yılında iki imanın rutinin dışına çıkıp camii vaazlarında Kur’an’dan ayetler okumalarıyla başlayan Hoten Olaylarının sonunda kaç sivilin şehit olduğu bu imamlarla beraber tutuklananların akıbetlerinin ne olduğu hiç mi Müslüman camianın merakını celp etmiyor?

1997 yılında Gulca’da Kadir Gecesi münasebetiyle toplanan gençlerin tutuklanması sonucu başlayan sokak olaylarında kaç insan şehit edildi,  kaç insan tutuklandı, kaç genç  -30 derece soğukta bekletilerek şahadet şerbeti içti? Bu sorulara ek olarak şunu da sorabiliriz kendimize: Bunlar neden Mavi Marmara olayları kadar Müslümanların dikkatini çekmemektedir?
  
Artık İslami camianın Şeyh Ahmet Yasin’in fotoğraflarının yanına Osman Batur’un da resmini asma zamanı gelmiştir. Tabii ki iki fotoğrafın yan yana asılması teklifi milliyetçi camia için de geçerli.
 
Doğu Türkistan meselesini hem orada yaşananları hem de Türkiye ve dünyadaki karşılığını dikkate alarak yazmaya devam edeceğim inşallah. Her Türkistanlının evine bir Çinli erkeğin yerleştirilmeye başlandığı bu zamanda meseleyi soğutmak vicdanlarımızı kurutur. Buna izin vermeye hiç mi hiç niyetim yok. 

İlhan Kurt

Kaynak: AGD Dergisi
Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
353 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

hasbahcegazetesi.com page title ... ... ... ... ... ...