logo

reklam

Haklı olmak mı, Haklı kalmak mı?

Haklı olmak mı, Haklı kalmak mı?

hakli-olmak-mi-hakli-kalmak-mi

Haklı olmak kadar haklı kalmak da önemlidir. Öyle bir adım atarsınız ki tüm haklılığınızı attığınız o adım boşa çıkarır. Eskilerin meşhur sözüdür vardır “usulsüz vüsûl olmaz!” diye. Bugünlerde bu sözü hatırlatan olaylara sıkça tanık oluyoruz ne yazık ki!

15 Temmuz darbe girişimi sonrası; 17-25 Aralık yargı darbe girişimi ve 7 Şubat MİT krizi ile başlayan gerilimin görüntüde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile FETÖ arasında bir kavga gibi olsa da aslında Türkiye’nin kendi köklerine dönme seyri üzerine -buna müsaade etmek istemeyen kod adı üst akıl olan- müstekbirlerle Türkiye arasında var olan bir mücadele olduğunu gördük.

15 Temmuz, bir tarafta darbeye kalkışan ve/veya alkış tutan bir güruh ile diğer tarafta tüm farklılıklarını bir kenara bırakarak millet olma ortak paydasında buluşan halkın savaşıdır. 15 Temmuz bir yönüyle bakıldığında sahada kazanılmış bir zaferin de adıdır aslında.

Yakın tarihimiz, meydanlarda kazandığımız ancak masada kaybettiğimiz başarı hikâyeleriyle doludur. Buna karşın tarih tekerrürden ibarettir sözünü haklı çıkaracak hamleleri göz göre seyreden bir çaresizliği yaşıyoruz son günlerde. Darbenin bastırılmasının sonrasında ilan edilen olağanüstü hal ile önce TSK, Emniyet ve Yargı’da, sonrasında ise ağırlıklı olarak MEB’de ve diğer kamu kurumlarında açığa almalar ve ihraçlar vesilesiyle -241 şehidin ve iki bini aşkın gazinin olduğu- darbe girişimi sonrası milletin yüreğine su serpen gelişmelere tanık olduk. Bu durum olağandı ve millete yaslanan hiç kimse aleyhte cümle kuramazdı. Doğrusu kurmamamız gerekiyordu ve kurmayacağız da.

Bu dirayetli tuttum elbette “hukuk, adalet ve vicdan” denklemi içerisinde devam etmeli; ancak yaşanan süreç bu denklemin yıpratıldığı yönünde bizi endişelendirmiyor değil! Esastan haklı olduğumuz bu davada -usulde- yapılan kimi hatalar yüzünden uzun vadede haksız duruma düşme ve yüklü miktarlarda tazminata mahkûm olabilme riski ile karşı karşıyayız.

Cesaretle bazı soruların zihinlerde oluşturduğu istifhamların cevaplandırması gerekiyor. Sahada karşılaştığımız ve bizim de kısmen zihinlerimizi meşgul eden bu soruların bir kısmını paylaşmak istiyorum;

1- Darbe girişiminde bulunanlar ile darbe olduğunda sevinecek olanların -müeyyide bakımından- hukuken karşılığı aynı mıdır? Suça karışmamış olmak hafifletici bir neden sayılır mı?

2- Darbecilerle illegal irtibatları tespit edilenlerle, FETÖ ile irtibatı sendika, dernek v.s kurumlara üyelikle sınırlı olanlar hukuk nezdinde aynı mıdır?

3- Olağan zamanlarda kanunen suç sayılmayan/sayılmamış iş ve işlemlerde bulunmak olağanüstü durumlarda suç sayılmalı mıdır?

4- FETÖ ile mücadele hangi enstrümanlar ile yürütülmektedir. Bu enstrümanlar ilerde başkaca sorunlara yol açabilir mi?

5- Aldanmak ve aldatılmak siyasiler için töhmetten kurtulmak ve aklanmak için bir cevaz noktasıysa suça karıştığı hukuken sübut bulmayan, FETÖ ile aidiyeti, irtibatı, iltisakı iddiası ile açığa alınan ya da ihraç edilen memurların bir beraat nedeni değildir?

6- Üyelik ve diğer nedenlerle irtibatı tespit edilen, sendika ve derneklerin sivil toplum kuruluşlarının ve hatta para yatırılan -ancak 15 Temmuz sonrasına kadar- kapatılmayan bankanın mudilerine topyekûn terörist yaftası ne kadar hukukidir?

7- FETÖ, kamu kurumlarında sadece MEB’de mi örgütlenmiştir? Başka kamu kurumları ve

yerel yönetimler daha mı temizdir?!

Bu ve benzeri sorularla alanda sıkça karşılaşıyor ve cevabını vermekte zorlanıyoruz. Tehlikeli sularda seyretme pahasına bu soruları açık yüreklilikle tartışmamız gerekiyor. Eğer tek suçu üyelik ve para yatırmak ise -bunun dışında- bu örgütle ilgili hukuken suç kapsamına giren herhangi bir durumları tespit edilmemişse bu insanların topyekûn vatan haini teröristler olarak ötekileştirilmesi ne kadar doğru olur?

Toplumsal bir yara oluşturma potansiyeline sahip bu gidişat, öncelikle “ağyarını mani efradını cami” bir vaziyette –özellikle Sayın Cumhurbaşkanına- izah edilmelidir.

Kaldı ki son günlerde en çok güvendiğiniz ByLock, Eagle gibi sistemler üzerinden haberleştiği tespit edilen FETÖ mensuplarının açığa alındığını takip ettiğimiz süreçte, kamu vicdanını ikna etmeyen kimi tespitler olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Örneğin benim de şahsen 30 yıldır tanıdığım, üniversite yıllarında ve sonrasındaki tüm irtibatlarını bildiğim, ömrünü FETÖ’nün ortaya koyduğu din tasavvuru ile mücadeleye adamış bazı öğretmenlerin ve FETÖ ile mücadelede aktif rol üstlenen kimi bürokratların bu iddia ile açığa alınması zihnimizi kurcalamıyor değil!

“Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık” hesabı bir taraftan aleyhte cümle kursan FETÖ’nün ekmeğine yağ sürme riski diğer taraftan hak etmediği mağduriyet ile karşılaşan güvenilir insanlarla ilgili cümle kurmamızı zorlayan vicdani baskı.

Bu durum, açıkça çok bilinmeyenli bir denklem ile karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor. By Lock soruşturması yürüten bir savcının da bu suçtan tutuklanıyor olması zihinlerdeki bu soruları arttırıyor.

En başta söylediğimizi tekrar ederek bitirelim sözlerimizi; İdamına karar verilecek şahsın dahi suçunu bilme ve savunma hakkı varsa, açığa alınan, ihraç edilen tüm kamu çalışanlarına da bu hak verilmelidir. Bu insanlar en azından idari ve adli soruşturma ve yargılamadan geçirilmelidir.

Suçu sübut bulan kim varsa cezasını yargılama neticesinde çekmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilebilecek yüklü miktarda tazminatlara mahkûm olmamak ve her şeyden öte milletin vicdanında mahkûm olmamak için acilen savunma hakkını da bir imkân olarak sunan rutin hukuk yolu işletilmelidir.

İdris Şekerci
EBS 6 Nolu Şube Başkanı

Share
2455 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.