Son Dakika


Emanet aslında Hira’da başladı. O emanete sarılsaydık bugün bu duruma gelmezdik. En başından sonucun ne olacağını biliyorduk çünkü ruhlar söz vermişti. Bütün mesele, Allah’ın kitabı ve Peygamber’in sünnetinden ibaretti.
Neden mi böyle söyledim?
Yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün öğrencisi olmaya ahdetmedik mi Gālû Belâ’da? Mekke’den Medine’ye uzanan o kutlu yolda yürümek varken neden kurallara uymadık? Neden sadece kendi menfaatlerimizi korumak uğruna zorba ve müstebit olduk?
Şükürsüzlüğün buhranı nedir bilir misin?
Bizler Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da kendi özünü unutturduğu kimselerden olduk. Oysa özünü unutan ile Allah arasında bir perde çekilir; geriye sadece derin bir mahrumiyet kalır.
Oysaki bize ne verildiyse onu almamız, yasaklanan ne varsa ondan sakınmamız gerekirdi. İşin özü aslında bu kadardı. Ama biz ya çok uzattık ya da görmezden geldik. Elimizle yüzümüzü kapattık fakat parmaklarımızın arasından bakmaya devam ettik; yine hile yaptık. Bir çocuk gibi tek ayağımızı kaldırıp yalan söylemenin şirinliğine sığındık.
İnsanoğlu sürekli daha fazlasını istedi: “İki vadi dolusu malım olsun, mutlaka üçüncüsü de olsun” dedi. Gözümüzü toprak bile doyurmadı; üstelik o toprağı da kirlettik. Artık her şey yapay, her şey suni… Bir koyun sürüsüne dalan aç kurtlar gibiydik; mal ve şeref uğruna hırslarımıza yenik düştük. Fakat kimse unutmasın ki dünyaya verdiğimiz bu yıkımın hiçbiri, kendi dinimize ve maneviyatımıza verdiğimiz zarar kadar sarsıcı olmadı.
Ahlak yozlaştı. İçinde ne varsa dışına da o sızan bozuk bir testi gibi olduk. Birbirimizi adeta bozuk para gibi harcadık. Balın içindeki zehir misali menfaate yenik düştük; işte bu yüzden her şey bitti, dostluk da bitti. Menfaat arzusu galebe çaldı; bu arzu yüzünden ne edep kaldı ne adalet, ne vicdan kaldı ne hak ne de hürriyet…
Oysaki ilk basamak ahlaktı sonra itikat, sonra amelle tamamlanmaktı. Dinimizi genel kültür seviyesinde yaşamaktan artık çıkalım. Büyüdük. Büyüdük artık!
Ahlakın olmadığı yerde ne itikat konuşulabilir ne de ihlaslı bir amelden bahsedilebilir. Ahlaksızlığı amelle örtmeye çalışmak, saf süte kirlilik bulaştırmaktır. Bozulmuş bir sütü toprak bile kabul etmez; döküldüğü yerde bir filiz yeşerse dahi o filiz ne çınar olabilir ne de kimseye fayda verir. Olsa olsa tomruk olur; ırmakta başıboş, kontrolsüzce yol alır.
İnsanoğlunun kalbinde, yalnız Yaratıcısının sevgisiyle doldurulabilecek bir boşluk vardır. Peki, biz ne yaptık? Kalbimizi Yaratıcı ile doldurmak yerine elimizi dünya nimetleriyle doldurduk. Uğruna omuz omuza verdiğimiz, gözyaşı döktüğümüz, aynı yolda yürüdüğümüz insanları hiçe sayarak önünü alamayacağımız felaketleri tutuşturduk. Yangını söndürmek için suyu değil, ateşi tercih ettik.
Ne taşırsa taşısın, her şey sahibine yük oldu. Bu yüzden modern hayat, insanoğlunun fıtratını yabancılaştırdı. Maddeyi fethettik, maddeyi imar ettik; fakat madde ötesini tarumar ettik, yerle yeksan eyledik. Ruhumuzu ise bilerek ve isteyerek celladımızın önüne attık; “Dur, sen yorulma; ben kendi kendimi prangalara vururum” dedik.
Harun TAŞKIRAN
Etiketler: ahlak ve itikat » ahlakın önemi » din ve ahlak » dünya hırsı » edep ve adalet » fıtrat ve yabancılaşma » Harun TAŞKIRAN » harun taşkıran » Hira emaneti » İslam Ahlakı » Kalu Bela ahdi » Kalu Bela sözü » madde ve ruh » manevi uyanış » manevi yozlaşma » nefis muhasebesiYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER