Son Dakika


Tarih 3 Mart 1924… Osmanlı hanedanının en entelektüel üyelerinden biri, usta bir ressam, müzisyen ve “İki Kutsal Caminin Hizmetkârı” ünvanına sahip son Halife Abdülmecid Efendi için vatan topraklarında son saatler yaşanıyordu.
18 Kasım 1922’de TBMM tarafından Halife seçilen Abdülmecid Efendi, 3 Mart 1924’te hilafetin kaldırılmasıyla ani bir sürgün kararıyla karşı karşıya kaldı. O gece geç saatlerde Dolmabahçe Sarayı’na gelen dönemin İstanbul Emniyet Müdürü ve beraberindeki polisler, Ankara’nın kesin emrini tebliğ ettiler:
“17 kişilik ailenizle birlikte sürgüne gönderiliyorsunuz. Hazırlanmak için sadece 45 dakikanız var.”
O esnada Kur’an-ı Kerim okumakta olan Abdülmecid Efendi, itirazlarına rağmen sonucun değişmeyeceğini anlayınca ellerini semaya kaldırarak o meşhur duasını etti: “Allah’ım görüyorsun, uğruna canlar verdiğimiz vatanımdan sürgün ediliyorum. Eğer gurbet ellerde ölürsem, beni Peygamber Efendime komşu eyle.”
Çok Yönlü Bir Şehzade
Ressam ve Entelektüel Sultan Abdülaziz’in oğlu olan Abdülmecid Efendi, sıradan bir hanedan üyesi değildi. Çok iyi derecede Arapça, Farsça, Fransızca ve Almanca biliyordu. Salvatore Valeri ve Osman Hamdi Bey’den ders almış, “Sarayda Beethoven” gibi eserlere imza atmış, Osmanlı hanedanının tek ressam üyesiydi. 1922’ye kadar “Veliaht” sıfatını taşımış, sonrasında ise tarihe geçecek olan “Son Halife” unvanını almıştı.
Fransa sürgününde büyük maddi zorluklar yaşamasına rağmen vakur duruşundan taviz vermedi. O dönemin en zengin ismi olan Hindistan Haydarabad Nizamı Osman Han, Halife’ye destek olabilmek için kızı Dürrüşehvar Sultan’ı büyük oğlu Azam Cah için istedi. Bu dünürlük bağı, ailenin sürgündeki en büyük maddi ve manevi dayanağı oldu.
Paris Camii Morgunda 10 Yıl
23 Ağustos 1944’te Paris’te vefat eden Abdülmecid Efendi’nin tek arzusu vatan toprağına defnedilmekti. Kızı Dürrüşehvar Sultan, babasının naaşını Türkiye’ye getirebilmek için dönemin devlet adamları İsmet İnönü ve ardından Adnan Menderes nezdinde defalarca girişimde bulundu. Ancak siyasi hassasiyetler nedeniyle bu izin bir türlü çıkmadı. Halife’nin naaşı, vatanına kabul edilir umuduyla tam 10 yıl boyunca Paris Camii’nin morgunda bekletildi.
Duanın Tecellisi: Cennetü’l-Baki
1954 yılına gelindiğinde Türkiye’den olumlu cevap gelmeyeceği anlaşılınca, Suudi yetkililerin davetiyle naaş Medine’ye nakledildi. Son Halife, tıpkı sürgüne giderken dilediği gibi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) aile fertleri ve sahabe efendilerimizin bulunduğu kutsal Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedildi.
Vatan toprağına hasret gitse de, manevi vasiyeti tecelli etti: O, şimdi Peygamberine komşu…
“RABBİM DUASINI KABUL, MEKÂNINI CENNET EYLESİN”
Vatanından bir gece yarısı, sadece bir Kur’an-ı Kerim ve hüzünlü bir duayla ayrılan Son Halife Abdülmecid Efendi; tam 10 yıl süren o soğuk bekleyişin ardından bugün nihayet huzur içinde… Toprak onu vatanında kabul etmese de, kader onu Sevgililer Sevgilisi’nin (s.a.v) dizinin dibine, Cennetü’l-Baki’ye buyur etti.
Ruhu şâd, makamı âli olsun. Mevlâ, gurbette geçen o zorlu yılları kefaret saysın; vatan hasretiyle çarpan yüreğini rahmetiyle ferahlatsın. Allah (c.c) gani gani rahmet eylesin. El-Fatiha.
Etiketler: Abdülmecid Efendi » Belgesel Tadında » Bilinmeyen Gerçekler » Cennetül Baki » Dolmabahçe Sarayı » Dürrüşehvar Sultan » Halifenin Vasiyeti » Hanedan Yolculuğu » Hilafetin Kaldırılması » Hüzünlü Hikayeler » İslam Tarihi » Medine » Osmanlı Hanedanı » Osmanlı Tarihi » Paris Camii » Son Halife » Sürgün Hayatı » Tarihi Dram » Tarihi sırlar » Vatan HasretiYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER