Son Dakika


Bugün İstanbul’un merkezinden Balkanlar’ın derinliklerine, Suriye’nin tozlu sahalarından Orta Asya’nın uçsuz buçaksız bozkırlarına kadar uzanan o geniş coğrafyada şahitlik ettiğimiz manzara, sıradan bir dış politika trafiği değil; yüzyılların uykusundan uyanan bir jeopolitik devin, kendi medeniyet havzasını yeniden ihya etme iradesidir.
Türkiye, bugün sadece sınırlarını koruyan bir kale değil, etrafındaki tüm yangınları söndüren, parçalanmış coğrafyaları ortak bir kaderde buluşturan bir mihver güç haline gelmiştir.
Bu stratejik uyanışın en somut yansıması olan Balkan Barış Platformu, tarihin omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluğun gereği olarak, bölge ülkelerini “bölgesel sahiplenme” çatısı altında bir araya getirirken, aslında büyük Kızılelma mefküresinin batı ufkunu tahkim etmektedir.
Balkanlar’da Türkiye’nin birleştirici rolüyle kurulan bu mekanizma, dış güçlerin müdahalesine ihtiyaç duymadan kendi sorununu kendi çözen bir iradeyi temsil ederken, aynı iradenin Kafkasya’da Karabağ zaferiyle taçlanan ve “Tek Millet İki Devlet” şiarından “Türk Devri”ne evrilen bir büyük birleşmeyle el ele verdiğini görüyoruz.
Güneyimizde, Suriye sahasında verilen amansız mücadele ve ardından gelen normalleşme adımları, sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bölgenin terör aparatlarından arındırılarak asli sahiplerine iade edilmesi sürecidir. Suudi Arabistan ile kurulan stratejik iş birliği ise İslam dünyasının iki ana sütununun yeniden yan yana gelerek bölgesel refahın lokomotifi olması anlamını taşımaktadır.
Afrika’nın en ücra köşelerinden Orta Asya’nın kalbine kadar kurulan bu gönül ve ticaret köprüleri, Türkiye’nin sadece askeri bir güç değil, aynı zamanda bir “vicdan ve kalkınma merkezi” olduğunu kanıtlamaktadır. Şuşa Beyannamesi’nden Türk Devletleri Teşkilatı’na, Afrika’daki savunma ve enerji ortaklıklarından Balkanlar’daki barış mimarisine kadar atılan her adım, Kızılelma’ya giden yolda döşenen birer kilometre taşıdır.
Kızılelma, artık ulaşılamaz bir hayal değil; savunma sanayiindeki tam bağımsızlığımızla, enerji yollarının kavşak noktası olmamızla ve her şeyden önemlisi mazlum milletlerin gür sesi olmamızla somutlaşan bir “Türkiye Yüzyılı” gerçeğidir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta vurguladığı “Türkiye’ye yüzünü çeviren kazanır” ifadesi, hamasi bir sözden ziyade tarihsel bir hakikatin ve jeopolitik bir zaruretin ilanıdır.
Bugün Balkanlar’da barış isteyen, Kafkasya’da huzur arayan, Ortadoğu’da refah hedefleyen veya Afrika’da sömürüden kurtulmak isteyen her aktör, rotasını Ankara’ya kırdığında karşısında güvenilir, güçlü ve sözünün eri bir muhatap bulmaktadır.
Türkiye’ye sırtını dönenlerin kaos ve belirsizlik girdabında sürüklendiği bir dönemde, bu davete icabet edenler ise kalıcı istikrarın ve yükselen bir gücün parçası olma imtiyazını elde etmektedir. Bu büyük stratejik yürüyüş, bir coğrafyanın kaderini yeniden yazarken, Türkiye’yi tarihin öznesi, geleceğin ise kurucusu yapmaktadır. Kızılelma, Türk milletinin bin yıllık devlet aklının, modern dünyanın tüm karmaşasına karşı verdiği en asil ve en kararlı cevaptır.
Cemal DURUK
Etiketler: Afrika Kalkınma Modeli » Balkan Barış Platformu » Bölgesel Sahiplenme » Devlet Aklı » İslam Dünyası İş Birliği » Jeopolitik Hamle » Jeopolitik Uyanış » Karabağ Zaferi » Kızılelma Mefküresi » Mazlumların Sesi » Mihver Güç Türkiye » Milli Teknoloji Hamlesi » Orta Asya Bozkırları » savunma sanayii » Stratejik Özerklik » Şuşa Beyannamesi » Türk Devletleri Teşkilatı » Türk Devri » Türk dış politikası » Türkiye YüzyılıYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER