Son Dakika


Tarih boyunca, İslam dünyasının en kutsal mekânlarından biri olan Medine’deki Mescid-i Nebevi ve içerisinde bulunan Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kabri, çeşitli dış güçlerin hedefi olmuştur. Özellikle iki büyük olay, Peygamber Efendimiz’in naaşını kaçırma girişimlerini ve bu girişimlerin nasıl engellendiğini gözler önüne seriyor.
Her iki komplonun da arkasında, İslam’a karşı düşmanca emeller taşıyan yabancı güçler vardı. Ancak, bu kötü niyetli planlar, Türkler tarafından boşa çıkarılmıştır.
Birinci Girişim: 12. Yüzyıl – Papa’nın Adamları
12. yüzyılda, Haçlı Seferleri’nin etkisiyle İslam dünyasına yönelik düşmanlık doruktaydı. Bu dönemde, Papa’nın emriyle, Peygamberimiz’in kabrinden naaşını kaçırmak için bir plan yapıldı. İki Hristiyan, Müslüman kılığına girerek uzun süre Medine’de yaşadılar ve planlarını hayata geçirmek için fırsat kolladılar. Geceleri, kaldıkları evden, Peygamberimizin kabrine doğru tünel kazmaya başladılar.
Ancak, bu kötü niyetli girişim, dönemin Musul Atabeyi Nureddin Zengi’nin gördüğü bir rüya ile ortaya çıktı.
Rüyasında Peygamber Efendimiz’i gören Nureddin Zengi, Efendimizin kendisine “Ya Nureddin, bana yardım et! İşte bunlar beni kaçırmak istiyorlar.” diyerek iki kişinin eşkâlini bildirdiğini anlattı. Zengi, rüyasının etkisiyle derhal Medine’ye gitti ve şehirdeki yabancıları araştırmaya başladı. Kısa sürede, rüyasında gördüğü kişileri buldu ve evlerini aradı. Evlerinin içinde, Mescid-i Nebevi’ye doğru kazılmış olan tüneli keşfetti. Böylece, Peygamberimizin naaşını çalma girişimi, son anda engellendi ve iki casus yakalanarak idam edildi. Bu olaydan sonra Nureddin Zengi, kabrin etrafını korumak için kalın bir kurşun duvarla çevirtti.
İkinci Girişim: 16. Yüzyıl – Portekizliler
İkinci büyük girişim, 16. yüzyılda, Portekizli Amiral Afonso d’Albuquerque tarafından planlandı. Portekizliler, Ümit Burnu’nun keşfiyle denizlerdeki gücünü artırmış, Doğu ticaret yollarını ele geçirmeye çalışıyorlardı. Amiral Albuquerque, Kızıldeniz’de hakimiyet kurmak ve Müslümanların kutsal yerlerine saldırarak moralini bozmak istiyordu. Bu planın en önemli adımı, Peygamberimizin naaşını kaçırarak Lizbon’a götürmek ve fidye için kullanmaktı.
Ancak bu plan, Osmanlı Devleti’nin dikkatli yönetimi sayesinde boşa çıktı. Bölgedeki Osmanlı donanması ve istihbarat ağı, Portekizlilerin bu kötü niyetli hareketlerini yakından takip ediyordu. Osmanlı Devleti, başta Yavuz Sultan Selim ve ardından Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde Kızıldeniz’de güçlü bir varlık göstermiş, Portekiz saldırılarına karşı bölgeyi koruma altına almıştı. Osmanlı donanması, stratejik olarak Portekizlilerin Kızıldeniz’e girmesine izin vermedi ve onların bu kutsal topraklara ulaşmasını engelledi. Bu sayede, Portekizli amiralin korkunç planı daha başlamadan sona erdi ve Peygamberimizin naaşı bir kez daha muhafaza edilmiş oldu.
Bu iki olay, İslam tarihinin kritik anları olarak kayıtlara geçti. Hem Nureddin Zengi’nin manevi bir rüya ile yönlendirilmesi hem de Osmanlı Devleti’nin stratejik ve askeri gücü, Peygamberimizin kabrinin ve naaşının korunmasında Türklerin ne kadar önemli bir rol oynadığını gösteriyor.
Türklerin cesur ve inançlı duruşu
Her iki olayda da, dış güçlerin kutsal değerlere yönelik kötü niyetli planları, Türklerin cesur ve inançlı duruşu sayesinde başarısızlığa uğradı. Bu durum, İslam dünyasının Türklerin himayesinde ne kadar güvende olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Etiketler: Amiral Albuquerque » kanuni sultan süleyman » Kızıldeniz » Medine » Mescid-i Nebevi » Nureddin Zengi » Nureddin Zengi ve rüyası » Peygamberimiz Hz. Muhammed » Peygamberimizin Naaşını Çalma Girişimleri » Peygamberimizin Naaşını Çalma Girişimleri: İki Büyük Komplo ve Türklerin Fedakârlığı » Portekizli Amiral Afonso d’Albuquerque » Türklerin cesur ve inançlı duruşu » Türklerin Fedakârlığı » Yavuz Sultan SelimYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER