Son Dakika


İnsan hırsla koşarken ardına bile bakmıyor, nefes nefese kalıyor. Mumun ateşte eridiği gibi, hırsları uğruna hem kendini hem de çevresini tüketiyor. Her şeyi bir anda istemek çılgınlığı, bizi dipsiz bir uçurumun kenarına kadar sürüklüyor.
Bataklık hırslarında koşmaya çalışma, koşamazsın! Çırpındıkça seni daha da çeker içine… Sakin kal ey ahiret yolcusu; sabırla sakinlik seni bekliyor.
Acelecilik insanın yaratılış hamurunda var; fakat sabır, o hamuru pişirip olgunlaştırmak içindir. İnsan olgunlaştıkça sabır devreye girer ve “Soluklanıp bir nefes al, dinlen ey yolcu!” diye fısıldar kulağımıza. İşte o an ruhumuzu bir sekinet kaplar.
Rahman’dan gelen ilahi bir dokunuş, üzerimize nurdan bir parıltı gibi dökülür. Bu vuslat nidası karşısında eller açılır ve parmaklar damla damla rahmetle ıslanır; yeter ki nefis ile şeytan bizi rahat bıraksın. Çünkü acelecilik şeytanın adıdır; sabırsızlık ise nefsin ve onun bitmek bilmeyen esaret gelgitlerinin…
Bizler çoğu zaman sabırsızlığımız yüzünden, “Hayatımız altüst oldu!” diye dertleniriz. Oysa nereden bilebiliriz hayatın altının üstünden daha hayırlı olmadığını? Büyük bir hikmet vardır aslında burada, gönül dostlarından…
Nebi-zişan, çileli yılları sabırla tevekkül elbisesine bürünerek kat etmiş; “Acele etmeyin, henüz vakit gelmedi” buyurarak ümmetine sabrın en güzel örneğini göstermiştir. Hz. Hızır ile Hz. Musa aleyhisselamın kıssasındaki o ilahi buluşma gibi, bazen aklımızın eremediği hallerde dahi hikmeti düstur edinmeliyiz. Böylece hemen anlamasak bile hayırların kaçmasını engeller, isyan aceleciliğine prangalar vurabiliriz.
Asıl mesele, sadece istediğimiz şeye sabretmek değil; tutunduğumuz o uçurum kenarından parmaklarımız teker teker kayarken bile o hikmeti düşünebilmektir. İşte tam o an bir tevekkül duruşu göstermek gerekir.
O tevekkül ki duruşu ve endamıyla zarif bir süzülüştür. Sabırla harmanlandığında; kimi zaman dikenin içindeki bir gül misali, kimi zaman da gecenin zifiri karanlığında bir aydınlık gibi yansır yüzümüze.
İsteklerimiz konusunda acele etmememiz lazım. Varoluş gayemizi tefekkür etmeden attığımız her adım; hayır mı şer mi bilmeden istemektir ki bu da akıntıya karşı boşa kulaç atmaktan farksızdır. İnsanı yormaktan öteye geçmez.
Aceleciliği bırak, sabra yapış; çünkü telaş kaderi değiştirmez. Aşırı tedbir ve tahammülsüzlük sadece insanı kambur eyler. O ağır yükü, onu hafifletecek manevi makamlara bırak; zira işin gerçek sahibi O’dur…
Nitekim Hz. Mevlâna, tam da bu noktada sözüyle adeta kapıyı kilitler:
(Maksada sabırla erişilir aceleyle değil)
Ve işte o an kır boynunu, bük dizini! Oysaki bütün mesele, akıntının sahibine tevekkülle teslim olmaktan ibarettir.
Harun TAŞKIRAN
Etiketler: acelecilik » ahlaki olgunlaşma » harun taşkıran » hayatın anlamı » hikmet sahibi olmak » hırs ve açgözlülük » hz mevlana sözleri » ilahi adalet » kader ve kaza » manevi huzur » Manevi Yolculuk » nefis esareti » nefis terbiyesi » Sabır » sekinet hali » TevekkülYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER