logo

reklam

Ortadoğu, Güneydoğu ve Şiirdoğu

Ortadoğu, Güneydoğu ve Şiirdoğu

ortadoğu-güneydoğu-şiirdoğu

Oryantalist bakış açısıyla Doğu bin bir gece masalları, fantastik çöl hikâyeleri ve harem hayatından ibarettir.

Batılı oryantalistlerin Doğuyu ve Ortadoğu’yu aşağılaması geri ve İslam dini üzerinden giderek ilkellik iddialarında bulunması ideolojik kaygılara dayanmaktadır ki bugün Güneydoğumuz için kalem oynatan kimi şair ve yazarlarımızın da aynı koroya katıldıklarını görmek üzüntü vericidir.

Cahit Külebi’nin bölgeyi anlattığı “Doğu” başlıklı şiiri: “Yüzlerce, binlerce bit vardı/ Çarşaflar, giysiler üzerinde/ Kimi yayılırdı, koyun sürüsü/ Kimiyse yanaşık düzende/ İşte Doğu bu. Bit, deprem ve acı/ Mutluluk dediğin, bir lavaş ekmek/ Bir avuç ateştir, umut dediğin/ Gerisi kar, çamur ve tezek” diye başlayıp şu dizelerle sona erer ki bu mısralar çarpık bakışı hemen ele verir: “İşte Doğu bu, kesilmiş koyun başı/ Gibi bakar orda insan gözleri/ Sevdalar, sıcaklık, yumuşaklık/Türkülerde kalmış bin yıldan beri”.

Biz Doğuyu, Güneydoğuyu ve Orta doğuyu hep geri kalan yönleriyle birer sefalet coğrafyası gibi aktarırken müsteşriklerin ekmeğine yağ sürdüğümüzün farkında bile değiliz.

Günümüz öykücülüğünün güçlü kalemlerinden Ayfer Tunç’un kendisiyle yaptığı bir söyleşiye verdiği cevapta belirttiği gibi, Batılı okurlar bizden onların Batılı, bizim Doğulu olduğumuzu daha net gösterecek kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacak romanlar yazmamızı bekliyorlar. Oryantalizm duvarına çarpmış halimizi şöyle ifade ediyor Ayfer Tunç: “…Osmanlının Batılı okurlara çok çekici gelen tarihinden, akıl almaz bir yoksulluktan, Müslüman dünya ile Batılı yaşam biçimi veya etnik kimlikler arasındaki derin çatışmalardan, törelerin ve geleneklerin mahvettiği hayatlardan bahseden romanlar yazıyorsanız Batılı yayıncıların ilgisi uyanıyor. Müslüman olduğu veya tersine bir yaşama biçimini benimsediği için acı çeken kadın hikâyeleri anlatıyorsanız kapılar çabucak aralanıyor”

Doğu duyarlığını, iklim ve nefesini şiirine ustaca yansıtabilmiş şairlerimizden bir diğeri Diyarbakırlı Ahmet Arif’tir. Onun şiirinde yerel kültür, bölgesel motifler, yiğitlik, cesaret ve kavganın yanı sıra feodal yapıya ait değerler bölgeyi ve bölge halkını incitmeden işlenir. “Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız/ Karşıyaka köyleri, obalarıyla /Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu/ Komşuyuz yaka yakaya/ Birbirine karışır tavuklarımız/ Bilmezlikten değil, Fıkaralıktan/ Pasaporta ısınmamış içimiz/ Budur katlimize sebep suçumuz/ Gayrı eşkıyaya çıkar adımız/ Kaçakçıya/ Soyguncuya/ Hayına… “ (Otuz Üç Kurşun)

Cahit Külebi’nin resmi ideolojiyi aşmayan Batı karşıtlığına karşın Ahmet Arif halkın yaşadığı drama isyan eden bir devrimci duyarlık arz etmektedir. Döneminin siyasi baskıları yüzünden Ahmet Arif ömrü boyunca sadece 26 şiir yazabilmiştir. Şiirinde Anadolu coğrafyasının acılar atlasını çıkaran Gülten Akın için dağlara karşı söylenen ya da dağların insana karşı söylediği ağıttır Güneydoğu. O güneydoğu için söylediği yanık türkü tadında şiirinde yine acıyı konuşturur: “Benim acım acıların beyidir/Canıma bir doru kısrakla gelir/Öfkeyi sabırda eritir/Umut yer/Suyunu gözümden içer bir zaman/Dağlar of dağlar”

‘Doğudan, Batıdan, Ortadoğudan” şiir kitabının şairi Urfalı Mehmet Atilla Maraş genç yaşta yazdığı “Aney” şiirinde gurbetten Urfa’ya annesine yazdığı mektup şiirde özlemine toprak ve tezek kokusunu da katar. Bir güneydoğulu gencin ilk defa okumak için gittiği şehirde verdiği kimlik mücadelesini dile getirir: “Ah Aney ah/ İnan unuttum evimizin şeklini/ O ev denen köstebek yuvalarını/ Kerpiç damları, kuyu suyunu/ Sıra gecelerini/ Bağ yatılarını/ Yağmur dualarının anılarını/ yitirdim”,  “Hele sen buraya bir gel de gör/ Sonsuza uzayan gökdelenleri/ Sıra sıra taksileri/ Geceleri renk renk ışıkları/ Denizde vapurları, balıkçıları/ Kızları, erkekleri/ İnsan selini…“, “Ama benim hiç birinde gözüm yok/ Ne kızlarında ne taksilerinde/ Ne de gökdelenlerinde/ Benim aklım sizde ve memleketimde”, “ Ben okuyorum Aney okuyacağım/ Göreceksin bak mühendis olacağım…”

Atilla Maraş “Çocuğun Tutanakları” şiirinde bir doğulu olarak kendi çocukluğuna uzanır: Doğuludur, deniz görmemiştir, doğrudur/ Ve fakat satır satır okumuştur/ Kitab-ı Bahriyesini Piri Reis’in/ Alıp başını gitmiştir, yedi iklim dört kıta/ Bakarak sultan-ı deryanın haritasına/ Neler olmakta dünyada bilsin için/ Konuk olmuş ortaçağ avrupasına.”

Batının kültürel kuşatmasına en yüksek sesle mısralarıyla karşı duran üstat Sezai Karakoç “Masal” adlı şiirinde “Doğulu kalma”nın pasif direnişini Batıya gidip de Doğulu kalma direncini gösteren Doğunun yedinci oğlu ile bayraklaştırıyor. Karakoç üstadın şiirinde Batıya gönderdiği yedinci oğul hiç değişmemek için kazdığı çukurun içerisinde direniş vererek gömüldüğü yerden yeniden dirilmeyi bekliyor. Bu metaforun işaret ettiği şey şiirden başka bir şey değildir. Zira değişmenin, dönüşmenin, başkalaşmanın önündeki en müessir direnme unsuru şiirdir.

Doğu için söz kadimdir, bütün ağırlıklarından soyunmuşçasına sivildir, sözü silahlandırmaya gerek duymaz. Lakin Batı nazarında söz stratejiktir, üniformalıdır ve konuşlanmak üzere vardır.

Konuk Yazar
Hüseyin Akın

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
2331 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.