Son Dakika


Filenin Sultanları Adını Finale Yazdırdı: Çin’i Set Vermeden Geçen Türkiye, Brezilya’nın Rakibi Oldu!
Batı Şeria’da Meşru Direniş: İşgalci Baskınına Karşı Halk Onurunu Savundu
Siyah-Beyazlılar Avrupa’ya Avantajla Başladı: Beşiktaş 1-0 Midtjylland
Başakşehir Rövanş İçin Umutlu: Inter Turku Engeli İstanbul’da Aşılamadı
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Yolunda Avantajı Kaptı
Bill Gates’ten Yapay Zeka ve İklim Krizi Çıkışı: “Gelecekte İnsan Gücüne Gerek Kalmayacak”
Bugün itibarıyla Orta Doğu, modern tarihin en derin kırılmalarından birini yaşarken; askeri, diplomatik ve insani düzlemlerde dengeler başlangıçtaki öngörülerin aksine tamamen sarsılmış durumda. “Operation Epic Fury” (Kükreyen Aslan) operasyonunun 18. gününde sahadaki tablo, mühimmat üstünlüğünün her zaman stratejik sonuç doğurmadığını bir kez daha kanıtlıyor.
ABD ve İsrail’in İran’ın askeri altyapısını hedef alan binlerce hava saldırısına rağmen Tahran’ın sarsılmaz bir direnç sergilemesi, Washington’ı bir çıkış stratejisi aramaya zorlarken; İsrail, bölgesel ve küresel düzlemde tarihinin en büyük izolasyonuyla karşı karşıya kalıyor.
Savaşın bu aşamasında en dikkat çekici gelişme, Batı ve Arap dünyasından gelen “bu bizim savaşımız değil” çıkışıdır. Avrupa Birliği ülkeleri, özellikle Almanya ve Fransa, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı açmak için askeri destek taleplerini net bir dille reddetti. Avrupalı liderler, bu çatışmanın küresel ekonomiyi felç eden “tercihli bir savaş” olduğunu vurgulayarak çözümü diplomaside gördüklerini ilan ettiler.
Benzer şekilde Arap ülkeleri de, topraklarının İran’a yönelik saldırılar için bir sıçrama tahtası olarak kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıklayarak tarafsızlıklarını korudular. Bu durum, ABD-İsrail koalisyonunun bölgede yalnızlaşmasına ve İran’ın direnişini jeopolitik bir zaferle taçlandırmasına yol açtı.
ABD Başkanı Trump’ın NATO müttefiklerini “aptalca” bir hata yapmakla suçlaması ve ortaklarından beklediği desteği tam olarak bulamaması, Washington içindeki stratejik ayrışmayı derinleştiriyor. Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent’in “İran doğrudan bir tehdit oluşturmuyordu” diyerek istifa etmesi, ABD’nin bu savaşı sürdürme konusundaki meşruiyet zeminini ve askeri kararlılığını zayıflatan en net gösterge oldu.
İran, ağır bombardımana rağmen ayakta kalarak ve Hürmüz Boğazı üzerindeki “izinli geçiş” gibi stratejik kozlarını kullanarak, bölgedeki hiçbir denklemin kendisi olmadan kurulamayacağını dünyaya kanıtlamış oldu.
İsrail cephesinde ise ordu, uluslararası hukuku ve Lübnan’ın egemenliğini hiçe sayarak güneyde geniş çaplı bir kara harekatı başlattı. Litani Nehri’ne kadar uzanan bu işgal girişimi, bir milyondan fazla sivilin yerinden edilmesine ve devasa bir insani krize yol açarken; Birleşmiş Milletler uzmanları bu durumu “savaş suçu” olarak nitelendirdi.
İşgalin yarattığı öfke, Kudüs’te statükonun ihlaliyle zirveye ulaştı: Mescid-i Aksa, “güvenlik” gerekçesiyle 18 gündür Müslümanların ibadetine tamamen kapatılmış durumda. Ramazan ayının son günlerinde Müslümanların kutsal mabedine girişinin engellenmesi, bölgedeki gerilimi dini bir patlama noktasına taşıdı. İsrail, Lübnan’daki hukuksuz kara harekatı ve kutsal mekanlara yönelik bu baskılarıyla, en yakın müttefikleri tarafından dahi eleştirilen, ahlaki meşruiyetini yitirmiş bir konuma sürüklendi.
Türkiye, krizin başından bu yana hem Lübnan’daki işgale hem de Mescid-i Aksa’daki ablukaya karşı en kararlı ve sert tepkiyi gösteren ülke oldu. Ankara, İsrail’in adımlarını “modern barbarlık” olarak tanımlayarak uluslararası toplumu bu zorbalığa karşı somut adımlar atmaya çağırdı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen diplomasi trafiği, bölgede barışın ancak hukuka saygı ve kutsalların korunmasıyla mümkün olabileceğini vurgularken; Türkiye’nin bu duruşu, Batı’nın sessiz kaldığı insani ve dini ihlaller karşısında küresel vicdanın sesi haline gelmesini sağladı. Türkiye, bir yandan bölgedeki çatışma ateşini söndürmek için yoğun bir arka kapı diplomasisi yürütürken, diğer yandan İsrail’in Orta Doğu’yu yangın yerine çeviren hukuksuz hamlelerine set çekerek bölgesel istikrarın kilit taşı olduğunu bir kez daha kanıtladı.
2026 baharında Orta Doğu; İran’ın sarsılmaz direnci karşısında ABD’nin stratejik bir geri çekilme arayışına, İsrail’in ise hukuksuz işgalleriyle tam bir yalnızlığa mahkum oluşuna tanıklık ediyor. Batı merkezli müdahalecilik dönemi, müttefiklerin bile sırt çevirdiği bir başarısızlıkla kapanırken; bölge, Türkiye gibi güçlü aktörlerin ve yerel direnç odaklarının belirlediği yeni bir dengeye doğru evriliyor.
ABD Evine Dönmeli, Bölge “Çıban”dan Kurtulmalıdır
Gelinen bu noktada, Orta Doğu’nun selameti ve küresel barış için tek bir gerçeklik kalmıştır: ABD, on binlerce kilometre öteden gelip kan ve gözyaşı üzerine kurduğu bu kirli oyuna son vermeli ve derhal evine dönmelidir. Bölge halklarının kendi kaderini tayin etme hakkı, okyanus ötesi başkentlerin insafına bırakılamaz.
Bölgesel istikrarın önündeki en büyük engel ise kurulduğu günden bu yana Orta Doğu’nun kalbine saplanmış zehirli bir çıban olan Siyonist rejimdir. Komşularına saldıran, kutsalları çiğneyen ve nükleer silahların gölgesinde terör estiren bu yapının varlığı, bölge için daimi bir tehdit unsurudur. Gerçek ve kalıcı bir barışın tesisi ancak bu çıbanın etkisiz hale getirilmesiyle mümkündür.
Orta Doğu’da huzurun anahtarı; saldırganlığı bir devlet politikası haline getiren bu rejimin derhal silahsızlandırılması ve bölge halklarına yönelik tehdit kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılmasıdır. 2026 baharı, işgalcilerin gidişini ve bölgenin bu zehirli yapıdan arınarak kendi şanlı geleceğine yürüyüşünü temsil eden bir milattır.
Ayetullah COŞKUN
Etiketler: 3. Dünya Savaşı İstemiyoruz » ABD geri çekilme süreci » Ayetullah COŞKUN » Batı koalisyonunun çöküşü » bölgesel barışın tesisi » Direniş Ekseni başarısı » emperyalist iflas 2026 » Hürmüz Boğazı krizi » İran stratejik zaferi » işgalci güçlerin mağlubiyeti » İsrail’in bölgesel izolasyonu » Lübnan kara harekatı » Mescid-i Aksa ablukası » Orta Doğu güç dengesi » Siyonist rejimin silahsızlandırılması » Türkiye’nin sert tepkisi » Washington’ın bataklık stratejisiYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
25 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler
20 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Spor, Tüm Manşetler
19 Temmuz 2026 Bilim ve Teknoloji, Eğitim, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Teknoloji, Tüm Manşetler
16 Temmuz 2026 Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler