Son Dakika


Filenin Sultanları Adını Finale Yazdırdı: Çin’i Set Vermeden Geçen Türkiye, Brezilya’nın Rakibi Oldu!
Batı Şeria’da Meşru Direniş: İşgalci Baskınına Karşı Halk Onurunu Savundu
Siyah-Beyazlılar Avrupa’ya Avantajla Başladı: Beşiktaş 1-0 Midtjylland
Başakşehir Rövanş İçin Umutlu: Inter Turku Engeli İstanbul’da Aşılamadı
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Yolunda Avantajı Kaptı
Bill Gates’ten Yapay Zeka ve İklim Krizi Çıkışı: “Gelecekte İnsan Gücüne Gerek Kalmayacak”
Eğitim sistemimiz, yıllardır kendi etrafında dönen ama bir türlü menzile varamayan yorgun bir değirmen gibi. Profesörlerimizin üniversite duvarları ardındaki “mutlak otorite” sığınaklarından tutun da, ilkokul sıralarındaki çocukların “not kaygısı” ile bastırılmış meraklarına kadar her yer bir “statüko” kokuyor. Oysa bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla diploma değil; daha fazla tefekkür, daha fazla üretim ve hepsinden önemlisi cesaret.
Eğitimdeki ilk büyük yanlışımız fiziksel mekanla başlıyor. Bugün sınıflarımızdaki o dikdörtgen oturma düzeni, aslında bir öğrenme alanı değil, bir “izleme” alanıdır. Amerikan tarzı bu hiyerarşik düzen; öğretmeni ulaşılmaz bir kürsüye, öğrenciyi ise pasif bir alıcıya dönüştürür. Oysa Kuzey Avrupa ülkelerinde denenen “Hilal” veya “Halka” sistemi, öğretmeni de o halkanın bir parçası yapar. Kimsenin yerinin belli olmadığı bir düzende, hiyerarşi gider, iletişim başlar. Bizim eğitimimizdeki “öğretmen merkezli” haşat olmuş model, ancak bu duvarları yıkarak aşılabilir.
Biz “öğrenci merkezli eğitimi” yeni bir Batı icadı sanıyoruz. Oysa bu toprakların ruhunda Ebu Hanife ekolü vardır. İmam-ı Azam meseleyi ortaya atar, talebeleri tartışır, en son kanaat bildirilirdi. Bugün ise müfredatın kutsallığı altında ezilen öğretmenler “dersi yetiştirme” telaşıyla öğrencinin ruhuna dokunmayı unutuyor.
Üçüncü ve belki de en önemli model olan “kitap merkezli” eğitimde öğretmen sadece bir denetmendir. Bilgiyi hap gibi yutturmak yerine, öğrenciyi kaynağın (Hammer’in, Gazali’nin, Tanpınar’ın) karşısına oturtup “keşfet” demek gerekir. Biz ise uzaydan bakar gibi yüzeysel geçiyoruz edebiyatın, tarihin üstünden. Detay yok, teferruat yok, hakikat yok.
Mevlana’nın o meşhur hikayesinde olduğu gibi; biz çocuklarımıza yıllardır cevizin sadece sert ve acı kabuğunu kemirtiyoruz. Dişleri kırılıyor, dudakları kanıyor ama o kabuğun içindeki lezzetli öze bir türlü ulaşamıyorlar. Çünkü sistem sorgulayan beyin değil, “papağan gibi” tekrarlayan bir hafıza istiyor. 1 milyon öğretmenimiz var ama “düşünemeyen” bir kalabalık inşa ediyoruz. Eğer bir öğretmen, bir öğrencinin kalbine dokunursa, işte o zaman bir nesil kazanılır.
Eğitim, Derso’nun dediği gibi çift kanatlı bir kuş gibidir. Bir kanadında matematik, fizik, fen; diğer kanadında ise ahlak, terbiye ve karakter vardır. Tek kanatla uçmaya çalışıyoruz, kuş sürekli yere kapaklanıyor. Biz ise kuşun düşmesinden korktuğumuz için onu kafese mahkum ediyoruz.
Artık anlamalıyız, bizim çıkış yolumuz; öğretmeni sorgulanamaz bir tabu konumundan çıkarıp bir rehber, öğrenciyi “not mahkumu” olmaktan çıkarıp bir kaşif yapmaktan geçiyor.”
Cevizin kabuğunu kırmanın vakti gelmedi mi?
Ayetullah COŞKUN
Etiketler: Akademik Otorite » Bilgi ve Hikmet » Düşünen Nesiller » Eğitim Sistemi » Eğitimde Kalite » Eğitimde Paradigma » Ezberci Eğitim » Hilal Modeli » Kitap Merkezli Model » Mevlana ve Eğitim » Müfredat Eleştirisi » Öğrenci Merkezli Eğitim » Öğretmen Rolü » Okul Mimarisi » Pedagoji » Pratik Eğitim » Sorgulayan Gençlik » Türk Eğitim Sistemi » Üniversite Reformu » Yeni Eğitim ModelleriYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
25 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler
20 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Spor, Tüm Manşetler
19 Temmuz 2026 Bilim ve Teknoloji, Eğitim, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Teknoloji, Tüm Manşetler
16 Temmuz 2026 Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler