Son Dakika


Filenin Sultanları Tarih Yazdı: Milletler Ligi’nde ŞAMPİYON TÜRKİYE
Yeni Nesil Savaş Stratejisi
Filenin Sultanları Adını Finale Yazdırdı: Çin’i Set Vermeden Geçen Türkiye, Brezilya’nın Rakibi Oldu!
Batı Şeria’da Meşru Direniş: İşgalci Baskınına Karşı Halk Onurunu Savundu
Siyah-Beyazlılar Avrupa’ya Avantajla Başladı: Beşiktaş 1-0 Midtjylland
Başakşehir Rövanş İçin Umutlu: Inter Turku Engeli İstanbul’da Aşılamadı
Dil davasında dikkat edilecek bir nokta da şudur: Bu dava; halk için fakat halka rağmen halledilecek bir mesele değil, halk ile birlikte ve halka dayanarak neticelendirilmesi gereken bir problemdir. Neden bu uyarıyı buraya aldım? Çünkü aynı uyarıyı çağında Ziya Gökalp da yapıyor.
Diyor ki: “Milli şuur ve kültürden aldığı mana, kavmi şuur ve kültüre racidir.” Şimdilerde her konuşma ve söz “ümmet” diye başlıyor ya; o öyle değil. Çünkü ümmet devri, cemiyetlerin tekamülünde kavim ve kavmiyet devrinden sonra gelmiştir.
O halde milli şuur ve kültürü, kavim şuur ve kültürüyle bir tutmaya varan tasfiyecilik -ki bunu sadece ümmetçiler değil, sözde aydın ve modernleşme adına kişiler de yapmaktadır- yanlış bir yoldur. Bu tasfiye metodu; sözde aydınlar için İngilizce ve Fransızca terimler üzerinden, ümmetçiler için ise Arapça ve Farsça üzerinden yapılmaktadır.
Oysa Milli Dil, içtimai tabiatın çok önemli bir unsurudur. Halkın tabii olarak konuştuğu, zaman ve mekan şartlarına göre sağduyusuyla işleyip geliştirdiği bir manalandırma ve ifade sistemidir. Bu bakımdan: “Türk halkının bildiği ve tanıdığı her kelime millidir. Bir kelimenin milli olması için illa da Türk kökünden gelmiş olması yetmez.”
Gökalp der ki: “Diller de yaşayan bir canlı gibidir. Nasıl hayvanlar ölüp fosilleşiyor ise zamanla lehçe farklılıkları veya eskimiş kelimeler de fosilleşiyor. Bazı kişilerin aradığı Eski Türkçe kelimeler de aynı fosiller gibidir.”
Onun için her daim dil konusunda halka dönmenin önemini vurguluyor Ziya Gökalp.
Bunu bugün çok ama çok önemli bir dönümecin arifesinde yazmak istememin bir sebebi var. PKK ve türevleri uzun bir zamandır “Kürtçe ana dilimiz olsun ve eğitim dilimiz olsun” diye kamuoyuna mesaj vermekteler.
Peki, halka hiç sordunuz mu? Yok!
Peki, ilk Kürtçe sözlüğü kim yazdı? 1780’de Papaz Maurizio Garzoni, Vatikan’ın emri ile yazdı. Demek ki Türk milletinin ilk dikkat etmesi gereken konusu, dilde yaşanabilecek ayrımdır.
Hani ilk bölümde yazdım ya: Hiss-i Selim yani halk, Akl-ı Selim yani aydın kesim… Bu iki zümre her daim uyanık ve akıllı olmak zorundadır. Birilerinin payandası olmak kimseye hiçbir şey kazandırmaz.
Vicdana hiss-i selimin, izana akl-ı selimin timsali veya mümessili nazarıyla bakılmıştır. Peki, siz son yıllarda hiç duydunuz mu akl-ı selimin, PKK ile iltisaklı olan parti veya parti içindeki grupları eleştirdiğini? “Terörsüz Türkiye” konusunda hiç Türk milletine sordunuz mu?
Ziya Gökalp bu hakikati şöyle dile getiriyor:
“Okumuşlar! Bırakınız gururu
Millî harsı öğreniniz milletten
O vicdandır, sizse onun şuuru
Köksüz şuur uzak değil cinnetten”
Sayın yetkililer, bu konuda daha ne diyeyim?
Necati YÜZÜAK
Etiketler: akl-ı selim » Dil Davası » dil ve kimlik » Dilin Önemi » Hiss-i Selim » İçtimai Tabiat » Milli Dil » Milli Hars » Milli Kültür » Milli Şuur » Ortak Lisan » Sosyal Tekamül » Türk Dili » Türk halkı » Ziya GökalpYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
26 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Sivil Toplum, Teknoloji, Tüm Manşetler
26 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Sivil Toplum, Tüm Manşetler
26 Temmuz 2026 Bilim ve Teknoloji, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Teknoloji, Tüm Manşetler
26 Temmuz 2026 Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tüm Manşetler