Son Dakika


Filenin Sultanları Adını Finale Yazdırdı: Çin’i Set Vermeden Geçen Türkiye, Brezilya’nın Rakibi Oldu!
Batı Şeria’da Meşru Direniş: İşgalci Baskınına Karşı Halk Onurunu Savundu
Siyah-Beyazlılar Avrupa’ya Avantajla Başladı: Beşiktaş 1-0 Midtjylland
Başakşehir Rövanş İçin Umutlu: Inter Turku Engeli İstanbul’da Aşılamadı
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Yolunda Avantajı Kaptı
Bill Gates’ten Yapay Zeka ve İklim Krizi Çıkışı: “Gelecekte İnsan Gücüne Gerek Kalmayacak”
Tam bir yıl önce bugünlerde oradaydım. Suriye sahasında bir kırılma yaşanıyordu. Mevcut düzen çözülüyordu. Zulmün, şiddetin ve ölümün üzerine kurulu bir iktidar yapısı sahadan siliniyordu. Ancak o gün dahi açıktı ki yaşanan değişim, yalnızca bir askeri başarı olarak kalamazdı. Çünkü Suriye’deki mesele, bir zulüm iktidarının yıkılmasından çok daha derindi; asıl sorun, çöken devlet–toplum ilişkisinin nasıl yeniden kurulacağıydı. Gelinen noktada bugün görülen tablo, bu tespitin ne kadar yerinde olduğunu açıkça göstermektedir.
Devrim Anı Değil, Devrim Süreci
Suriye’de yaşananlar, tek bir tarih ya da askeri eşik üzerinden okunabilecek bir dönüşüm değildir. Sahada ortaya çıkan değişim; toplumsal yapıların, ekonomik ilişkilerin ve yerel yönetim reflekslerinin uzun soluklu bir yeniden yapılanma sürecine girdiğini göstermiştir.
Bu süreçte, özellikle Bayır-Bucak Türkmenlerinin yoğun olduğu Türkmen Dağı hattından Lazkiye çevresine uzanan bölgelerde gözlemlediğim sosyolojik ve ekonomik dinamikler, Suriye’nin geleceğine dair önemli ipuçları sunmuştu. Toplumun önceliği; ideolojik söylemlerden ziyade istikrar, güvenlik ve gündelik hayatın sürdürülebilirliğinde gizliydi. Bir yıl boyunca sahada biriken verileri ele aldığımızda, o günkü tespitimin gerçekliği gün yüzüne çıkmaktaydı. Devrimin, ancak toplumla bütünleştiği ölçüde anlam kazandığı ortaya koyulmuştur.
Askeri Başarıdan Yönetişim Gerçeğine
Suriye deneyimi, modern çatışma alanlarındaki en temel gerçeği bir kez daha göstermiştir: Silahlı başarı, siyasi ve idari bir projeye dönüşmediği sürece kalıcı değildir. İşte burada, devletin çekildiği alanlarda yerel yapılar kısa sürede temel ihtiyaçları karşılamaya yönelmişti. Su, gıda, sağlık ve eğitim gibi alanlarda ortaya çıkan yerel inisiyatifler, bir süre sonra güvenlik sorunu ile karşı karşıya kalmıştı. Bu durum da yönetişimin nihai olarak otorite ve düzen olmadan ayakta kalamayacağını göstermişti. Bu aşamada sahadaki tercih, “kimlik” üzerinden değil, yönetebilirlik üzerinden şekillenmiştir.
Meşruiyetin Yeni Kaynağı
Son bir yılın en net çıktısı şudur: Suriye’de meşruiyet artık korkudan değil, güvenlik, hizmet ve düzen kapasitesinden doğmaktadır.
Belli bölgelerde ortaya çıkan fiili yönetim modelleri; mahkeme sistemleri, ticaretin düzenlenmesi, iç güvenliğin sağlanması gibi unsurlarla toplumsal karşılık üretmiştir. Bu durum, sahadaki söylemsel tartışmaların ötesinde, toplumun pragmatik tercihlerini ortaya koymuştur.
Kurumsal Devlet Yaklaşımının Etkisi
Türkiye’nin Suriye sahasındaki varlığı, bu noktada farklı bir karakter sergilemiştir. Uygulanan yaklaşım; sadece askeri tehditleri bertaraf etmeyi değil, aynı zamanda alanın yaşanabilir hale getirilmesini esas almıştır. Bu yaklaşım; güvenliğin tesis edilmesi, yerel idari yapıların desteklenmesi ve ekonomik ve sosyal hayatın normalleşmesi ekseninde ilerlemiştir. Sahada elde edilen sonuçlar, bu metodun kısa vadeli değil; kurumsal ve sürdürülebilir bir model ürettiğini göstermektedir.
Bir Yıllık Denge: Sessiz Ama Yapısal Bir İlerleme
Geride kalan bir yıl boyunca Suriye’nin belirli bölgelerinde geri döndürülemez sosyo-ekonomik gerçeklikler üretilmiştir. Ekonomik ilişkilerin Türkiye ile entegre olması, yerel yönetimlerin güçlenmesi ve toplumsal yapının merkezi baskıdan uzaklaşması, bu sürecin temel göstergeleridir. Bu tablo, Suriye’de yeni dönemin askeri değil, yönetsel bir eksende şekillendiğini işaret etmektedir.
Suriye’de Asıl Mücadele Şimdi Başlıyor
Bugün Suriye için asıl soru şudur: “Sahada kim güçlü?” değil, “Bu coğrafyada kim düzen kurabilir?” Devrimin ilk anı geride kalmıştır. Önümüzdeki dönem; devlet aklının, yönetişim kapasitesinin ve toplumsal uyumun sınandığı bir dönem olacaktır.
Suriye’de başarı artık; yüksek sesle konuşanlarda değil, sessizce düzen kurabilenlerdedir. Ve son bir yılın gösterdiği gerçek açıktır: Bu süreç, sloganlarla değil; istikrar üreten akılla ilerleyecektir.
YPG–SDG Sorunu: Suriye’de Çözülmemiş Güvenlik Düğümü
Suriye sahasında istikrarı en fazla zorlayan başlıklardan biri, YPG–SDG yapılanmasıdır. Bu yapı, uluslararası alanda “DEAŞ’la mücadele ortağı” olarak meşrulaştırılmaya çalışılsa da, sahadaki gerçeklik farklıdır. YPG–SDG, Suriye’nin sosyolojik bütünlüğüyle uyumsuz, dış destekle ayakta duran ve yerel meşruiyeti sınırlı bir silahlı yapılanma görünümündedir.
Bu yapı, Suriye’nin toprak bütünlüğüyle çelişen, etnik–ideolojik bir alan hâkimiyeti kurmayı hedefleyen ve merkezi otoriteye alternatif bir güvenlik ve idare modeli dayatan bir mahiyet taşımaktadır. Bu nedenle mesele yalnızca Türkiye’nin sınır güvenliği açısından değil, Suriye’nin devletleşme süreci açısından da temel bir risk alanıdır.
Türkiye’nin Yaklaşımı: Terörle Mücadele Değil, Devlet Güvenliği
Türkiye’nin YPG–SDG’ye yaklaşımı, dar anlamda bir “sınır ötesi terör operasyonu” olmaktan ziyade, devlet güvenliği ve bölgesel istikrar ekseninde şekillenmiştir. Ankara’nın temel önceliği; Suriye’nin kuzeyinde, silahlı ve ideolojik bir yapının kalıcı bir yarı-devlet mekanizmasına dönüşmesini engellemektir.
Bu yaklaşım üç temel ilkeye dayanmaktadır:
Silahlı Alan Hâkimiyetinin Kabul Edilmemesi: Devlet dışı aktörlerin kalıcı güvenlik ve idare alanları oluşturmasına izin verilmemesi.
Yerel Toplumun Baskıdan Korunması: YPG–SDG kontrolündeki alanlarda demografik mühendislik ve zorlayıcı uygulamaların reddedilmesi.
Suriye’nin Üniter Yapısının Korunması: Federal veya fiili parçalanmaya giden yolların kapatılması.
Türkiye’nin askeri ve diplomatik hamleleri, bu çerçevede önleyici ve dengeleyici bir rol üstlenmektedir.

YPG–SDG’nin Geleceği: Sürdürülebilir Değil, Geçici
Sahadaki gidişat göstermektedir ki; YPG–SDG modeli, uzun vadede sürdürülebilir değildir. Bölgesel desteğe bağımlı, toplumsal karşılığı zayıf ve Suriye’nin genel denklemiyle uyumsuz bu yapı, orta vadede ya dönüşmek ya da tasfiye olmak zorunda kalacaktır. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin pozisyonu statükoyu bozan değil; daha büyük bir parçalanmanın önüne geçen bir denge unsuru niteliği taşımaktadır.
Önümüzdeki Beş Yıl: Suriye İçin Olası Senaryolar
Suriye’de önümüzdeki beş yıl, çatışmaların değil; yönetim modellerinin yarıştığı bir dönem olacaktır. Sahadaki veriler, üç ana senaryoyu öne çıkarmaktadır.
1. Kontrollü Üniterleşme Senaryosu (En Olası): Bu senaryoda Suriye üniter devlet çatısı korunur, yerel yönetimlerin yetkileri artırılır, güvenlik merkezi bir koordinasyon altında toplanır ve Türkiye’nin destek verdiği istikrar alanları kurumsallaşır. Bu model, toplumsal aidiyeti yeniden üretir, bölgesel parçalanmayı önler ve ekonomik entegrasyonu mümkün kılar. Mevcut saha gerçekliği, bu senaryoyu en rasyonel ve yönetilebilir seçenek haline getirmektedir.
2. Donmuş Alanlar ve Düşük Yoğunluklu Gerginlik Senaryosu: Bu ihtimalde ise YPG–SDG benzeri yapılar varlığını sürdürür, çatışma düşük yoğunluklu şekilde devam eder ve merkezi devlet tam kontrol sağlayamaz. Bu durum kısa vadede “istikrarsız istikrar” üretir; ancak uzun vadede yeniden çatışma riskini içinde taşır. Türkiye açısından bu senaryo, sürekli teyakkuz ve müdahale zorunluluğu anlamına gelmektedir.
3. Parçalanma ve Vekâlet Yapıları Senaryosu (En Riskli): Bu senaryoda ise Suriye fiilen etki alanlarına bölünür, devlet otoritesi zayıflar ve silahlı gruplar kalıcı hale gelir. Bu tablo, yalnızca Suriye için değil, tüm bölge için yüksek güvenlik riski doğurur. Mevcut dengeler ve bölgesel aktörlerin tutumu nedeniyle bu senaryo düşük ihtimal, ancak yüksek maliyetlidir.
Son bir yılın ortaya koyduğu gerçek şudur; Suriye’de süreç artık duygusal ya da ideolojik okumalarla değil, yönetişim kapasitesi ve devlet aklı üzerinden şekillenmektedir.
Türkiye’nin sahadaki pozisyonu, reaktif değil daha aktif şekilde olan, geçici değil daha kalıcı dış politika anlaşmaları sağlayan ve sloganlara dayalı değil tam aksine hamleleri iyi okuyan, aktif sahada olan şekilde ilerlemelidir. Bu pozisyon, istikrar üreten bir devlet refleksi olarak okunmalıdır.
Önümüzdeki beş yıl boyunca Suriye için kimin haklı olduğunun değil, kimin düzen kurabildiğinin görüleceği bir dönem olacaktır. Ve en önemlisi sahadaki denge, bugün itibarıyla şunu göstermektedir: Bu coğrafyada kalıcı olanlar, bağıranlar değil; yönetebilenler olacaktır.

NOT: Bölge incelemesini konu aldığım inceleme raporum olan “SURİYE GÜNCESİ – Yeniden Yapılanma Sürecine Stratejik Denklem” Linkedin projelerimde ulaşabilirsiniz:
www.linkedin.com/in/ertürkeryılmaz
Ertürk ERYILMAZ
Etiketler: Bölgesel İstikrar » Çatışma Analizi » Devlet Aklı » Ertürk ERYILMAZ » Gelecek Senaryoları » Kurumsal Yapılanma » Meşruiyet » Savaş Sonrası » suriye » Toplumsal İnşa » türkiye » Türkmen Dağı » yerel yönetimler » Yönetişim » YPG-SDGYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
25 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler
20 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Spor, Tüm Manşetler
19 Temmuz 2026 Bilim ve Teknoloji, Eğitim, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Teknoloji, Tüm Manşetler
16 Temmuz 2026 Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler