Son Dakika


Filenin Sultanları Tarih Yazdı: Milletler Ligi’nde ŞAMPİYON TÜRKİYE
Yeni Nesil Savaş Stratejisi
Filenin Sultanları Adını Finale Yazdırdı: Çin’i Set Vermeden Geçen Türkiye, Brezilya’nın Rakibi Oldu!
Batı Şeria’da Meşru Direniş: İşgalci Baskınına Karşı Halk Onurunu Savundu
Siyah-Beyazlılar Avrupa’ya Avantajla Başladı: Beşiktaş 1-0 Midtjylland
Başakşehir Rövanş İçin Umutlu: Inter Turku Engeli İstanbul’da Aşılamadı
“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” Hz. Muhammed (s.a.v.)
Bu çarpıcı uyarıyı kalbimize nakşetmiş bir medeniyetin çocuklarıyız. Aynı medeniyet, “Zulme karşı susan dilsiz şeytandır” diyerek suskunluğu meşruiyet zincirinden koparmış, vicdanı harekete geçirmiştir. Peki bugün neredeyiz? Hanelerin arasına ördüğümüz tahkimatlar, siyasi partilerin içini kemiren veraset kavgaları ve birbirine düşman kesilmiş “alt kat ile üst kat” hikayeleri, aslında bize şunu haykırıyor: Artık kıssaları anlatma devri bitmiştir; yaşamın acı hakikatiyle yüzleşme vaktidir.
İlk Cinayetin Anatomisi: Haset ve “Ben” Hırsı
Kur’an-ı Kerîm’de kıssaları ile yer alan, Hz. Âdem (a.s)’ın iki oğlunun yani Hâbil ve Kâbil’in bir kıssası vardır. İnsanlık tarihinin ilk trajedisidir ve ne yazık ki güncelliğini asla kaybetmeyen bir yazgının da başlangıcıdır . Hz. Âdem’in iki oğlu, Allah’a yakınlaşmak için kurban sunar. Hâbil’in (çoban) sunduğu semiz koyun kabul edilirken, çiftçi olan Kâbil’in sunduğu cılız başaklar kabul edilmez. Tefsirlerde belirtildiği üzere Kâbil, sadece “kurbanın kabul edilmemesini” hazmedemez; asıl derin yara, kardeşinin ona tercih edilmesidir.
Kâbil, Hâbil’e: “Seni öldüreceğim” dediğinde, Hâbil’in verdiği cevap ise medeniyet tasavvurumuzun temel taşıdır: “Allah ancak takva sahiplerinin ibadetini kabul buyurur. Sen beni öldürmek için elini uzatsan bile ben seni öldürmek için elimi uzatacak değilim.Çünkü be,n âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” [Maide, 27-28] . Burada Hâbil, karşılıklı şiddet sarmalını kırar. Peki, bugün hayatın sahnesinde bu nezaketi görebiliyor muyuz? Maalesef göremiyoruz. Çünkü modern dünyanın Kâbilleri, artık sadece fiziksel bir kurban değil; birbirlerinin itibarını, siyasal ve tüm toplumun geleceğini ve ekmeğini hedef alıyor.
Dilsiz Şeytan Olmak ve Komşu Hakkı
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” buyurarak imanın bireysel ibadetle sınırlı olmadığını, sosyal bir sorumluluk olduğunu vurgulamıştır. Bu hadis, bir toplumun ne kadar “medeni” olduğunun ölçüsünün, en zayıf ferdinin ne kadar doyduğu olduğunu söyler. Peygamberimiz bir diğer sözünde de, zulüm karşısında susanlar için “dilsiz şeytan” tabirini kullanmıştır ki bu, pasif bir vicdanın bile bir suç ortaklığı olduğunu gösterir.
Şimdi bu perspektifi güncel hayatımıza, hele ki siyaset ve toplum arenasına uyarladığımızda manzara içler acısıdır. “Komşu” kavramı artık yan dairedeki haneyi değil, aynı mahallede evinin önünü süpüren iki dostu, birbiri için can veren dava arkadaşını, hatta aynı evde büyüyen iki kardeşin rakipsel ve kutupsal bir ayrımını kapsamaktadır.
Veraset Davaları ve Kişisel Hırsların Çıkmazı
Bugün Türkiye toplumuna baktığımızda, temel çatışma noktasının artık ideolojileri ya da büyük vizyonlar olmadığını görüyoruz. Çatışmanın temel merkezinde olan siyasi aktörler “koltuk” ve “veraset” etrafında şekilleniyor. Hâbil-Kâbil kıssasında olduğu gibi, bugünün siyasilerinde yaşanan istifaların, kurultaylardaki kavgaların ve birbirini hedef alan beyanların temelinde yatan şey, “Benim kurbanım neden kabul edilmiyor?” sorusunun siyasal iflas versiyonudur.
Son dönemde medyaya yansıyan partiler arası geçişler “mutlak butlan” davaları, kayyum tartışmaları ve adaylık krizleri, aslında her biri birbirini boğazlayan iki kardeşin hikayesinin modern versiyonlarıdır. Herkes, “Ben hakkımı yedirmem” derken, Hâbil’in “Ben karşılık vermeyeceğim” diyerek gösterdiği yüksek ahlakı bir kenara itmektedir.
Bu kişisel hırslar, sadece siyasal kültürü zayıflatmakla kalmıyor; aynı zamanda sokaktaki vatandaşın “komşusuna” bakışını da zehirliyor. Üst kattaki vatandaş, alt kattaki komşusuna belediyenin hizmeti yüzünden düşman olabiliyor. Bir evde bile iki kardeş arasında A partilisi ile B partilisi arasında “onlar gelecek ise baba biz gelmeyelim” kavgası dönüyor. Bu, medeniyet tasavvurumuzun iflası değil de nedir?
Büyük Resim: Kanlı Dünyada Medeniyet Çıkmazı
Peki bu küçük hesaplar, dünya sahnesinde nerede duruyor? 2026 yılına girerken, küresel sistem dev bir kırılma yaşıyor. CFR (Dış İlişkiler Konseyi) raporlarına göre, Karadeniz’de NATO-Rusya gerilimi, Gazze’de soykırım boyutuna varan çatışmalar ve Suriye’deki parçalanmışlık, önümüzdeki dönemin en büyük riskleri arasında . MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da belirttiği gibi, mevcut uluslararası sistem “kurala dayalı çok taraflılığın aşındığı” bir dönüm noktasındadır.
Gazze’de yaşananlar, insan hakları söyleminin ve diplomasinin iflasının en acı göstergesidir. Batı’nın çifte standardı, Müslüman coğrafyalardaki kanı görmezden gelirken, aslında tüm insanlığın ortak vicdanını yaralamaktadır. Bu noktada, İslam dünyasının parçalanmışlığı ve kendi içindeki veraset kavgaları, adeta bir “iç kanama” halini almıştır.
Bir yanda dünyanın en büyük güçleri savaş stratejileri belirlerken, diğer yanda bizler hâlâ “şu partiden kim ayrıldı, bu isim hangi makama oturacak” gibi kadim kavgalarla meşgulüz. Bu hal, tam olarak Kâbil’in cılız başaklarla uğraşıp gökyüzünü unutması gibidir.
Artık Hakikat Vakti
Artık bu kıssaları tekrar tekrar anlatmanın ötesine geçmeliyiz. Evet, Hâbil ve Kâbil’i biliyoruz. Evet, “dilsiz şeytan” olmayı biliyoruz. Fakat bilmek ile yapmak arasındaki makas her geçen gün açılıyor.
Önümüzdeki dönem, olası bir savaş veya büyük bir zulüm dalgasıyla karşı karşıya kalındığında, o güzelim “medeniyet tasavvurumuz” eğer bugünkü gibi kişisel hırslar ve veraset davalarıyla zehirlenmişse, o tasavvur çökecektir. Komşusu açken tok yatan bir zihniyet, dünyaya adalet dağıtamaz. Kendi partisinde kardeşini yiyen bir siyaset anlayışı, dışarıdaki zalime karşı duramaz.
Bu yazıyı, sadece bir siyasi parti yönetimine ya da bir siyasi ders vermek için yazmıyorum. Hepimize yazıyorum. Çünkü her birimiz, kendi mahallemizde, iş yerimizde, sosyal medya hesabımızda birer Kâbil ya da Hâbil olmayı seçmek durumundayız.
Dünya kan gölüne dönerken, iç hesaplaşmalarımızın anlamı yoktur. Ya şimdi bu kıssaları hayatın hakikatine oturtup “komşumu” gerçekten kendim gibi göreceğim, ya da tarihin çöplüğünde kaybolup gideceğiz.
Seçim bizim. Unutmayalım ki, susan dilsiz şeytandır; ama kavgayı bırakıp adaleti tesis eden, Hâbil’in yolundadır. Ne dersiniz, bu devirde Hâbil olmak Kâbil olmaktan daha mı zor? Yoksa biz sadece bahaneler mi arıyoruz?
Ertürk ERYILMAZ
Etiketler: 2026 küresel riskler » Adalet ve toplumsal barış » Dilsiz şeytan olmak » Ertürk ERYILMAZ » Ertürk ERYILMAZ Kimdir » Gazze ve insanlık vicdanı » Hâbil ve Kâbil kıssası » Hâbil’in Sükûtu » Hakikat vakti ve yüzleşme » İslam dünyasının iç kanaması » Kâbil’in Hırsı: Bir Medeniyet İflası mı? » Kişisel ihtirasların çıkmazı » Komşu hakkı ve sorumluluk » Medeniyet tasavvuru ve vicdan » Modern dünyanın Kâbilleri » Siyasal veraset kavgaları » Siyasi etik ve ahlak » Toplumsal kutuplaşma ve hırs » Yerel siyaset ve koltuk hırsıYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
26 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Sivil Toplum, Teknoloji, Tüm Manşetler
26 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Sivil Toplum, Tüm Manşetler
26 Temmuz 2026 Bilim ve Teknoloji, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Teknoloji, Tüm Manşetler
26 Temmuz 2026 Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tüm Manşetler