Son Dakika


Filenin Sultanları Adını Finale Yazdırdı: Çin’i Set Vermeden Geçen Türkiye, Brezilya’nın Rakibi Oldu!
Batı Şeria’da Meşru Direniş: İşgalci Baskınına Karşı Halk Onurunu Savundu
Siyah-Beyazlılar Avrupa’ya Avantajla Başladı: Beşiktaş 1-0 Midtjylland
Başakşehir Rövanş İçin Umutlu: Inter Turku Engeli İstanbul’da Aşılamadı
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Yolunda Avantajı Kaptı
Bill Gates’ten Yapay Zeka ve İklim Krizi Çıkışı: “Gelecekte İnsan Gücüne Gerek Kalmayacak”
Kurban, İslam medeniyetimizde yalnızca bir hayvanın kesilmesiyle sınırlandırılamayacak kadar derin bir mana taşır. O, insanın Allah’a yaklaşma iradesidir. Kelime kökü itibarıyla “yakınlaşmak” anlamını taşıyan kurban, zahirde bir ibadet; batında ise insanın nefsini, malını, korkularını, bağlılıklarını ve dünyevi zaaflarını Allah’ın rızası karşısında yeniden hizaya çekmesidir.
Bu ibadetin merkezinde Hz. İbrahim ve Hz. İsmail kıssası vardır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim’in rüyasında oğlunu kurban ettiğini görmesi ve bunu Hz. İsmail’e açması, insanlık tarihinin en büyük teslimiyet sahnelerinden biridir. Hz. İsmail’in “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap; inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” anlamındaki cevabı, yalnızca bir evladın babasına itaati değil; kulun Allah karşısındaki mutlak teslimiyet şuurudur. Ardından Cenab-ı Hak bu imtihanı büyük bir kurbanla neticelendirmiştir. Böylece kurban, insanın cana kıyması değil; Allah’a teslimiyetin, sadakatin ve imanın sembolü haline gelmiştir.
Hz. İbrahim’in imtihanı, aslında insanın en sevdiği şeyle sınanmasıdır. Çünkü insan çoğu zaman malıyla, makamıyla, evladıyla, konforuyla, korkularıyla ve dünyevi hesaplarıyla imtihan edilir. Kurban ibadeti bu yönüyle insana şu soruyu sorar: “Allah için neyinden vazgeçebilirsin?” Bu soru, her çağda farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Kimi zaman bir maldan, kimi zaman bir makam hırsından, kimi zaman nefsin kibir ve bencilliğinden, kimi zaman da mazlumun acısına karşı duyarsızlıktan vazgeçmek gerekir.
İlk İslam döneminde kurban, yalnızca bireysel bir ibadet olarak değil; aynı zamanda toplumsal dayanışmanın, paylaşmanın ve ümmet bilincinin canlı bir tezahürü olarak yaşanmıştır. Kurban eti fakire, yetime, yoksula, komşuya ve ihtiyaç sahibine ulaştırılırken, ibadet bireysel bir kulluk eylemi olmaktan çıkıp sosyal adaletin, merhametin ve kardeşlik hukukunun parçası haline gelmiştir. Bu nedenle kurbanın zahiri yönü kesim ve paylaşım ise, batıni yönü merhamet, teslimiyet ve sorumluluktur.
Bugün ise kurban ibadetinin anlamını sadece sofralarımıza gelen et üzerinden okumak büyük bir eksiklik olur. Çünkü çağımızda ümmetin karşısında duran en ağır imtihanlardan biri, mazlum coğrafyalar karşısındaki vicdan sınavıdır. Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da ve dünyanın farklı bölgelerinde Müslüman toplulukların yaşadığı acılar, modern zamanın en ağır insanlık meseleleri arasında yer almaktadır.
Gazze, bugün yalnızca bir şehir ya da coğrafya değildir; ümmetin vicdanında kanayan açık bir yaradır. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin güncel raporları, Gazze’de savaş sonrası süreçte dahi can kayıplarının, yerinden edilmelerin, altyapı yıkımının ve insani yardım erişimindeki kısıtların sürdüğünü göstermektedir. OCHA’nın Mayıs 2026 raporuna göre ateşkes sonrasında dahi yüzlerce ölüm ve binlerce yaralanma kaydedilmiş; temel yaşam hizmetleri ciddi biçimde zarar görmüştür.
Doğu Türkistan meselesi de ümmet psikolojisinin sessiz fakat derin yaralarından biridir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi’nin 2022 tarihli değerlendirmesi, Uygurlar ve diğer çoğunluğu Müslüman topluluklara yönelik keyfi ve ayrımcı gözaltı iddialarının, temel haklardan mahrumiyetin ve baskı uygulamalarının uluslararası suçlar, özellikle de insanlığa karşı suçlar teşkil edebileceğini belirtmiştir. 2026’da BM uzmanları, Uygurlar, Tibetliler ve diğer azınlıklara yönelik zorla çalıştırma iddialarına ilişkin endişelerini de gündeme taşımıştır.
Arakanlı Müslümanlar yani Rohingyalar ise uzun yıllardır vatansızlaştırma, zorunlu göç, kamplarda yaşam ve kimliksiz bırakılma süreçlerinin yükünü taşımaktadır. 2026 tarihli insani değerlendirmeler, Bangladeş’teki Rohingya hanelerinin çok büyük kısmının insani yardıma bağımlı olduğunu, çocukların eğitim ve gelecek imkanlarının sınırlı kaldığını ve Myanmar içindeki çatışmaların yeni göç dalgalarını tetiklediğini göstermektedir.
İşte burada kurban ibadetimizin bu dönemki sosyolojik ve psikolojik boyutu ortaya çıkar. Kurban, yalnızca bireyin Allah’a yaklaşması değil; toplumun da merhamete, adalete ve ortak vicdana yaklaşmasıdır. Bir toplum, mazlumun acısını kendi acısı gibi hissedebildiği ölçüde diri kalır. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) ümmet üzere oluşturduğu toplumsal gerçeklik tam da burada dediğimiz şeydedir. Ümmet olmak yalnızca aynı kıbleye dönmek değil; aynı acıya karşı aynı vicdan refleksini gösterebilmektir.
Bu dönemdeki modern çağın en büyük tehlikelerinden biri, acının sıradanlaşmasıdır. İnsan, ekranlarda sürekli ölüm, yıkım, sürgün ve açlık görüntülerine maruz kaldıkça zamanla duygusal bir uyuşma yaşayabilir. Sosyal psikolojide bu durum, kitlesel duyarsızlaşma ve seyirci etkisiyle açıklanabilir. Bir zulüm sürekli tekrarlandığında, insan zihni onu olağanlaştırmaya başlar. Oysa İslam medeniyetimizin iman çizgisi, acıyı olağanlaştırmaz; acı karşısında sorumluluk üretir. Müminin kalbi, mazlumun feryadına karşı taşlaşamaz.
Kurban Bayramı bizler için bu yönüyle yalnızca sevinç zamanı değil; aynı zamanda muhasebe zamanıdır. Bizim soframızda bolluk varken, Gazze’de açlıkla sınanan çocuklar varsa; bizim evlerimizde bayram hazırlığı yapılırken, Doğu Türkistan’da kimliği ve inancı baskı altında yaşayan insanlar varsa; bizim çocuklarımız bayramlık giyerken, Arakanlı çocuklar kamplarda geleceksizliğe mahkûm ediliyorsa, kurbanın manasını yeniden düşünmek zorundayız.
Çünkü kurban, sadece bıçakla yapılan bir ibadet değildir. Bazen kurban, nefsin konforunu kesmektir. Bazen suskunluğu kesmektir. Bazen duyarsızlığı kesmektir. Bazen de “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışını kalpten söküp atmaktır.
Hz. İbrahim’in imtihanı bize şunu öğretmelidir: Allah’a yakınlaşmak, en sevilen şeylerden vazgeçebilme cesareti ister. Hz. İsmail’in teslimiyeti ise bize şunu gösterir: İman, yalnızca dilde değil; zorluk karşısında sabır, tevekkül ve dirayetle anlam kazanır. Bugünün Müslümanı için bu kıssa, yalnızca geçmişte yaşanmış bir hadise değil; her yıl kurbanla birlikte yeniden hatırlanan bir ahlak çağrısıdır.
Bugünün kurbanları, yalnızca kesim alanlarında değil; yıkılmış şehirlerde, kapatılmış kamplarda, susturulmuş kimliklerde, bombalanmış evlerde, göç yollarında ve yetim kalmış çocukların gözlerinde görünmektedir. Gazze’nin, Doğu Türkistan’ın, Arakan’ın ve diğer mazlum coğrafyaların acısı, ümmetin kalbine bırakılmış ağır bir emanettir.
Bu emanet karşısında yapılacak şey yalnızca hüzünlenmek değildir. Dua etmek, yardım etmek, bilinç üretmek, hakikati diri tutmak, mazlumun sesini unutturmamak ve vicdanı diri kılmak gerekir. Çünkü ümmet olmak, yalnızca aynı inanç dairesinde bulunmak değil; aynı sorumluluk halkasında birleşmektir.
Kurban bize her yıl aynı hakikati hatırlatır: Allah’a yakınlaşmak isteyen insan, önce nefsinden uzaklaşmalıdır. Malın zekâtı, bedenin ibadeti, kalbin merhameti ve toplumun adalet duygusu birlikte dirilmedikçe kurbanın manası eksik kalır.
Bugün bize düşen, Hz. İbrahim’in teslimiyetini, Hz. İsmail’in sabrını ve Hz. Muhammed’in (S.A.V.) ümmetine verdiği öğütleri paylaşma ahlakını ve mazlum coğrafyaların feryadını aynı vicdan terazisinde okumaktır. Çünkü kurbanın asıl mesajı şudur: Et Allah’a ulaşmaz; Allah’a ulaşan takvadır, teslimiyettir, sadakattir, merhamettir ve mazlumun yanında durma iradesidir.
Ve belki de bu çağın en büyük kurbanı, insanlığın kaybolan vicdanıdır. Onu yeniden diriltmek ise her müminin boynunda bir sorumluluktur. Kurban Bayramı, yalnızca kesilen kurbanların değil; kesilmesi gereken nefsin, suskunluğun, duyarsızlığın ve ümmetin kalbine çöken rehavetin de bayramıdır.
Bugün Gazze, Doğu Türkistan ve Arakan bize şunu hatırlatmalıdır. Kurban, yalnızca Allah’a yaklaşmak sözdesi ile değil, özünde mazlumun acısından uzaklaşmamak ahlakı ile olur.
Ertürk ERYILMAZ
Etiketler: Arakanlı Müslümanlar » Doğu Türkistan Uygurlar » Ertürk ERYILMAZ » Ertürk Eryılmaz » Gazze insani kriz » Hz. İbrahim ve Hz. İsmail » İslam medeniyeti » İslami teslimiyet » kurban bayramı » kurban ibadeti » kurbanın manevi boyutu » Mazlum Coğrafyalar » modern çağ ve merhamet » toplumsal sorumluluk » ümmet bilinci » vicdan muhasebesi » yardımlaşma ve dayanışmaYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
25 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler
20 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Spor, Tüm Manşetler
19 Temmuz 2026 Bilim ve Teknoloji, Eğitim, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Teknoloji, Tüm Manşetler
16 Temmuz 2026 Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler