Son Dakika


Filenin Sultanları Tarih Yazdı: Milletler Ligi’nde ŞAMPİYON TÜRKİYE
Yeni Nesil Savaş Stratejisi
Filenin Sultanları Adını Finale Yazdırdı: Çin’i Set Vermeden Geçen Türkiye, Brezilya’nın Rakibi Oldu!
Batı Şeria’da Meşru Direniş: İşgalci Baskınına Karşı Halk Onurunu Savundu
Siyah-Beyazlılar Avrupa’ya Avantajla Başladı: Beşiktaş 1-0 Midtjylland
Başakşehir Rövanş İçin Umutlu: Inter Turku Engeli İstanbul’da Aşılamadı
Bir milletin dili, o milletin kalesidir. Kelimeler sadece seslerden ibaret değildir; onlar bir medeniyetin dünyaya bakış açısını, tarihsel duruşunu ve öz güvenini temsil eder. Milli Eğitim Bakanlığı’nın son dönemde müfredatta gerçekleştirdiği kavramsal güncellemeler, bu anlamda sadece bir isim değişikliği değil, zihinlerdeki prangaları kıran büyük bir “hafıza devrimi” niteliğindedir.
“Orta Asya” gibi coğrafi bir yön tarifinden kurtulup doğrudan “Türkistan” ismine dönmek veya “Coğrafi Keşifler” gibi romantize edilmiş bir kavramın ardındaki “Sömürgecilik Politikaları” gerçeğini çocuklara anlatmak, tarihimize ve dünyaya artık başkalarının gözlüğüyle bakmadığımızın en somut kanıtıdır. Bu sebeple devletimizin düzenlemelerinde bu milli kavramlar belirleyici unsur olarak değerlendirilmelidir. Devlet dilinin de her kademede bu şuurla tahkimi bir zorunluluktur.
Bu stratejik hamlenin tam anlamıyla başarıya ulaşması ve toplumsal bir bilince dönüşmesi için sadece ilk ve ortaöğretimle sınırlı kalmaması gerekir. Bu yeni terminoloji, üniversitelerimizin sosyal bilimler kürsülerinden spor akademilerine kadar her alanda temel rehber haline getirilmelidir. Özellikle yükseköğretime adım atan her öğrenci, mezuniyet aşamasına geldiğinde bu milli meseleler ve asılsız iddialarla mücadele konusunda kapsamlı bir tez hazırlamalıdır. Bu süreçte öğretim üyelerine de büyük sorumluluklar düşmektedir. Yapay zekanın sunduğu kolaycılığa meydan vermeden, bizzat hocaların belirleyeceği güvenilir kaynaklar üzerinden, titiz bir denetim mekanizmasıyla bu tezler inşa edilmeli ve savunulmalıdır. Bu, sadece bir diploma şartı değil, bir vatan görevi olarak görülmelidir.
Eğitimdeki bu köklü değişim, devletin tüm kademelerine ve sınav sistemine de sirayet etmelidir. Kamu personeli seçme sınavlarından en üst düzey bürokratik mülakatlara kadar her yerde bu milli kavramlar sorulmalı ve bu bilince sahip olmayanların devlet mekanizmasında yer almaması ilke edinilmelidir. Ayrıca, teorik bilginin çocukların kalbine dokunması için edebiyatın gücünden yararlanınmalıdır. MEB tarafından bu kavramları hikayeleştiren özel kitap setleri hazırlanmalı, bu eğitim döneminde tüm öğrencilere ve öğretmenlere ücretsiz bir şekilde ulaştırılmalıdır. Çocuklarımız, “Ege Denizi” yerine “Adalar Denizi” demenin coğrafi bir haktan öte bir egemenlik nişanesi olduğunu küçük yaşta bu kitaplar sayesinde kavramalıdır.
Bu şuurlu uyanış, geçmişten günümüze Türk dünyasının bağrından çıkan ilim abidelerinin mirasıyla da doğrudan ilişkilidir. Tarih boyunca sibernetiğin kurucusu El-Cezeri, gökbilimin öncüsü Ali Kuşçu, tıp dünyasını aydınlatan İbn-i Sina ve çağımızda Nobel ödülüyle göğsümüzü kabartan Prof. Dr. Aziz Sancar gibi nice değerimiz, dünyaya bilimin dilini Türkçe şuurla öğretmiştir. Bu zincirin en müstesna halkalarından biri de şüphesiz rahmetli Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’dur. Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim görmesine rağmen, İngilizce eğitime ve kültürel sömürgeciliğe asla teslim olmamış, Türkçe sevdasıyla yanıp tutuşurken henüz 26 yaşında dünyanın en genç profesörü unvanını alarak modern kimya tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Sinanoğlu’nun hayatı, bilim ile milli kimliğin nasıl harmanlanması gerektiğinin en somut, en asil örneğidir.
Milli eğitimde başlatılan bu kavramsal seferberlik, Türkiye’nin entelektüel geleceğinin teminatıdır. Bu hamlenin sosyal bilimlerle sınırlı kalmayıp, yüzlerce yıl tarihe ilmi ve teknolojik keşifleriyle yön veren ilim insanlarımızın bıraktığı mirasla fen ve teknolojiden sanata kadar eğitimin bütün hizmet birimlerine yayılmasını temenni ediyoruz. Bu doğrultuda, başta okullarımız olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarının en görünür yerlerine bu yeni ve doğru kavramlarla harmanlanmış milli haritalarımızın asılması, evlatlarımızın coğrafi ve tarihi gerçekleri her an soluması açısından büyük önem taşımaktadır. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” atasözümüzü toplumsal hayatımızın ve devlet aklımızın esası olarak görüyor; birliğimizin, beraberliğimizin ve kardeşliğimizin dünya durdukça mukaddes bir güçle devam etmesini diliyoruz. Kendi tarihini kendi kelimeleriyle yazan bu nesli yetiştiren iradeyi gönülden tebrik ediyoruz.
Hasan Nazmi YEKREK
Eğitim Uzmanı
E. İlçe Milli Eğitim Müdürü
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
26 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Sivil Toplum, Teknoloji, Tüm Manşetler
26 Temmuz 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Sivil Toplum, Tüm Manşetler
26 Temmuz 2026 Bilim ve Teknoloji, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Teknoloji, Tüm Manşetler
26 Temmuz 2026 Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tüm Manşetler