Son Dakika


Kafkas Üniversitesinde Rektörlüğün En Güçlü Adaylarından Prof. Dr. Elnur Hasan Mikail Ankara’ya Davet Edildi
Fed Faiz Kararını Açıkladı
Avrupa’da Türk Fırtınası: Gurur Dolu Bir Haftanın Analizi
BU YÜZYIL AF DİLEME YÜZYILIDIR
Ümmetin Yiğit Evladı Aliya İzzetbegoviç’i Vefatının 23. Yılında Rahmetle Anıyoruz
Bizim de Suçumuz Var
I. Bölüm: Çürümenin Anatomisi ve Mekke’nin Cahiliyesi
Bir toplum ne zaman çürümeye başlar? Sorusu hayatımızın belki de en büyük sorularının başında gelmeye başladı. Son dönem kainat ve dünyamızda sistemsel bir bozulmanın açıkça görülmesi mümkün, peki bu sorunun cevabını nerede aramak gerek? Ekonomisi zayıfladığında mı, kurumları işlevini yitirdiğinde mi, yoksa insanlar birbirlerine güvenmekten vazgeçtiğinde mi?
Belki de asıl çürüme, bütün bunlardan çok daha önce, insanın kendi vicdanıyla kurduğu ilişkinin bozulmasıyla başlar desek yerinde olacaktır.
Çünkü toplumsal çürüme her zaman büyük felaketlerle kendisini göstermez. Bazen bir yetimin hakkının gözetilmemesinde, bazen bir yalanın sıradanlaşmasıyla, bazen de haksızlık karşısında susmanın akıllılık sayılmasıyla derinleşir. Öyle bir zaman gelir ki insanlar kötülüğün varlığından çok, kötülüğe alışmış olmaktan rahatsızlık duymaz hale gelirler. Yalan zekanın, hile ticaretin, çıkarcılık siyasetin, gösteriş dindarlığın, suskunluk ise erdemin yerine geçmeye başlar. İşte toplumsal kırılma burada yaşanır.
Bir toplumun çürümesi yalnızca kötülük yapanların çoğalmasında görülmemelidir. İyiliğin değerini kaybetmesi, erdemli insanın yalnızlaşması ve güvenilir olmanın istisnai bir vasfa dönüşmesiyle de görülen çok açık bir mesaj vardır.
Bugün bilgiye saniyeler içerisinde ulaşabilen, teknolojiyle dünyayı yeniden şekillendiren insanlığın, aynı ölçüde ahlaki olgunluğa eriştiğini söyleyebilir miyiz? Bilgi çoğalmıştır; fakat hikmet de çoğalmış mıdır İletişim hızlanmıştır; fakat insanlar birbirlerini daha iyi anlayabilmekte midir? Hukuk gelişmiştir; fakat adalet duygusu aynı ölçüde güçlenmiş midir?
Bu ve bunun gibi sorular arttıkça artar; ancak çağımızı eleştirmek için değil, medeniyet dediğimiz kavramı yeniden düşünmek için sorulmalıdır. Aksi takdirde eleştiri hastalığında boğuşurken toplumsal bir kriz dediğimiz bilinçli dışlanmayı da kendi eksenimizde görürüz. Zira bilinmelidir ki: “Medeniyetin gerçek ölçüsü, inşa edilen binalardan önce yetiştirilen insanın ahlakıdır.”
Kur’an-ı Kerim’de Allah çok güzel bir vurgu ile insanlığa önemli bir ilke hatırlatır:
“Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)
Öyleyse değişimlerin ve devrimlerin en büyük olduğu, toplumsal dirilişin tasvirinin en kapsamlı olan, yeni medeniyet tasavvurunun şifrelerinin saklı olduğu ilahi kaynağımıza dönersek orada yeni tasavvurun şifrelerini bulabiliriz. Bunun imkanını anlamak içinse tarihin en büyük ahlaki dönüşümlerinden biri olan İslam öncesi Mekke’ye bakmak yeterli olacaktır.
Mekke: Kutsalın Gölgesindeki Toplumsal Çelişki
İslam öncesi Mekke, ticari ve dini bakımdan önemli bir merkezdi. Kabe şehre büyük bir itibar kazandırıyor, kabileler arasındaki ilişkiler ve ticaret toplumsal hayatı şekillendiriyordu. Ancak bu düzenin içerisinde ciddi ahlaki sorunlar vardı.
Güçlü kabilelerin himayesinde bulunanlarla kimsesizler aynı imkanlara sahip değildi. Kölelik, kabile asabiyeti, ekonomik sömürü ve toplumun farklı kesimlerine yönelik adaletsizlikler hayatın gerçeklerindendi. Kur’an’ın kız çocuklarının hor görülmesini ve diri diri gömülen kız çocuğuna yapılan zulmü kınaması, dönemin bazı toplumsal uygulamalarının ağırlığını göstermektedir (Nahl, 16/58-59; Tekvîr, 81/8-9).
Bununla birlikte Mekke, bütün erdemlerin yok olduğu bir toplum değildi. Misafirperverlik, cömertlik, cesaret, sözünde durma ve haksızlığa karşı dayanışma gibi değerler de mevcuttu. Ancak temel mesele, bu erdemlerin toplumsal hayatı kuşatan ortak bir adalet anlayışına dönüşememesiydi. İnsanların hakkı, çoğu zaman haklı olmalarından ziyade hangi kabileye mensup olduklarıyla korunabiliyordu.
İşte cahiliyenin en önemli toplumsal sorunlarından biri buydu. Hakikatin yerini güç, adaletin yerini mensubiyet, erdemin yerini menfaat aldığında, kutsal bir mekanın çevresinde dahi ahlaki bir çürüme yaşanabilirdi. Kur’an’da yer alan Mâûn suresinde yetimi itip kakan ve yoksulun doyurulmasını teşvik etmeyen insanı eleştirmesi bu bakımdan son derece anlamlı ve anlam kazanmaktadır (Mâûn, 107/1-3). Demek ki mesele yalnızca inanç iddiası değil, bu inancın insanın hayatındaki karşılığıydı.
Bugün de aynı soruyla yüzleşmek zorundayız: Dindarlığımız, siyasetimiz, ticaretimiz ve toplumsal ilişkilerimiz ne kadar adalet üretmektedir? Kendimizi haklı görürken başkalarının hakkını ne kadar koruyabiliyoruz?
Mekke’nin tarihi tecrübesi, bize ahlaki çürümenin güçlü bir toplumsal düzenin içerisinde dahi var olabileceğini göstermektedir.
Fakat o düzenin içerisinde önemli bir insan yetişiyordu. Henüz peygamberlikle görevlendirilmemişti. Henüz vahiy gelmemiş, Hira’daki büyük kırılma yaşanmamıştı. Ama insanlar onu tanıyor, dürüstlüğüne ve güvenilirliğine şahitlik ediyordu. Onun adı Muhammed’di. Ve Mekkeliler kendisini el-Emin, yani güvenilir insan olarak biliyorlardı.
Belki de insanlık tarihinin en büyük toplumsal dirilişlerinden birini anlamak için önce bu sıfat üzerinde düşünmek gerekmektedir. Çünkü çürümenin ortasında bir toplumun yeniden inşası, her şeyden önce güvenilir insanın varlığıyla mümkün olacaktı.
Devamı ikinci yazımızda: El-Emin’den Medine’nin İhyasına, Bir İnsandan Bir Medeniyete.
Ertürk ERYILMAZ
Etiketler: ahlak ve adalet » ahlaki çürüme » ahlaki olgunluk » el emin » Ertürk ERYILMAZ » Ertürk Eryılmaz » güvenilir insan » insani değerler » Maun Suresi » medeniyet tasavvuru » Mekke cahiliyesi » rad suresi 11 » toplumsal çürüme » Toplumsal değişim » toplumsal diriliş » Toplumsal Dönüşüm » toplumsal krizYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
03 Kasım 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Kasım 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Sağlık, Tüm Manşetler
29 Ekim 2026 Bilim ve Teknoloji, Eğitim, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Nereye Gitsem, Siyaset, Tarih, Teknoloji, Tüm Manşetler
29 Ekim 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset, Tarih, Tüm Manşetler