Son Dakika


AVRUPA’DA ARDA TURAN FIRTINASI: ŞAMPİYONLUK VE KUPA YAKIN!
DÜNYA NEREYE DOĞRU GİDİYOR?
DİKKAT: BU BİR TESADÜF OLAMAZ! 1726 Deschauffour Skandalı ve Kapıdaki 3. Dünya Savaşı!
Rıza Kayaalp Tarih Yazdı: 13. Kez Avrupa Şampiyonu!
Japonya’da 7.4 Büyüklüğünde Şiddetli Deprem: Tsunami Alarmı Verildi
Pergelin Sabit Ayağı Antalya’da Kaydedilenler ve Çağın Eşiğinde Türkiye
Bir kaç gündür süre gelen Antalya’nın o yumuşak Nisan güneşinin ve rüzgarının altında, dünya bir kez daha nefesini tuttu. Ama bu sefer tutulan nefes bir kriz anının paniği değil, belki de yıllardır ilk kez duyulan o kadim sese kulak verme telaşıydı. Diplomasinin o derin sesi…
Beş yıl önce “Acaba tutar mı?”, ‘’Başarılı olacak mı?’’ diye sorulan soruların ve kaygıların ardından tam 5. Antalya Diplomasi Forumunu gördük. 2026 baharında artık küresel takvimin demirbaşı olmanın ötesinde, bir zorunluluk haline geldi. Çünkü sahnedeki oyun değişti. Artık tek bir süper gücün orkestra şefliğini yaptığı, herkesin notalarına sadık kaldığı bir dünya yok. Sahnede kakofoni var. Silah sesleri, algoritmaların gürültüsü ve yıkılan masaların tangırtısı arasında, Antalya’da birileri hâlâ kemanı akort etmeye çalışıyor. İşte Türkiye’nin yaptığı şey tam olarak bu: Kaosun ortasında akort sesi olmak…
Sadece Ev Sahibi Değil, Oyunun Kurucu İradesi
Bu yıl ki forumun teması “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek”ti. İtiraf edelim, kulağa biraz diplomatik jargonda, biraz fazla “kurumsal” geliyor. Ama koridorlarda konuşulanlar, kapalı kapılar ardında alınan notlar bambaşkaydı. Orada konuşulan dil, varlık-yokluk diliydi. Gazze’de ateşkesin gölgesinde, Şam’da yeni bir sayfanın kıyısında, Karadeniz’de donan gemilerin açıklarında konuşulanlar…
Türkiye bu sahnede artık sadece kahve ikram eden kibar bir ev sahibi değil. Oyun kurucu. Hakan Fidan’ın üç günlük ajandasına şöyle bir göz atmak bile bunu anlamaya yeter. Bir yanda Gazze için Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı aynı masada buluşturmak, diğer yanda Rusya ile Ukrayna arasında Karadeniz’de güvenlik koridorları için nabız yoklamak, öğleden sonra Suriye’nin yeni lideriyle normalleşmenin ince işçiliğini konuşurken, akşam Türk Devletleri Teşkilatı’nın bakanlarını Asya’nın kalbine dair stratejiler için toplamak…
Bu bir diplomasi trafiği değil, adeta bir devlet aklının sinir uçlarındaki refleksler bütünü.
Fidan’ın Gölgesinde Bir İttifaklar Mozaiği
Bu satırların yazarı olarak şunu diyebilirim ki, Fidan’ın bu forumdaki performansının altını özellikle çizmek isterim. Sessiz, derin ve tartılı. O konuşurken dünya dinliyor çünkü biliyorlar ki bu adam sadece Ankara’nın pozisyonunu değil, sahanın tozunu yutmuş bir aklın süzgecini konuşturuyor.
Özellikle Gazze konulu dörtlü toplantıda söylediği şu söz zihnime kazındı: “İsrail, güvenlik kaygılarını daha fazla toprak ele geçirmek için bir bahane olarak kullanıyor.” Bu cümle, yıllardır uluslararası toplumun ağzında sakız olan “orantılı güç” safsatasının ölüm fermanıydı. Türkiye burada, İslam dünyasının ortak aklını tahkim etmekle kalmadı. Aynı zamanda Batı’ya da şu mesajı verdi: Güvenliğiniz bizim sırtımıza yüklenen mülteci dalgalarıyla sağlanamaz. Bu işin köküne inilmezse, yarın Akdeniz’in suları sadece tekneleri değil, medeniyetleri de yutar.
Ayağı Kaymayan Pergel Metaforu
Bana sorarsanız, Türkiye’nin şu anki dış politika duruşunu en iyi anlatan metafor bir pergeldir.
Pergelin sabit ayağı Anadolu’dur; millî güvenlik, bekâ ve stratejik özerklik. Bu ayak ne Şam’da ne Gazze’de ne de Kiev’de. O ayak sadece ve sadece Türkiye’nin bekasının toprağına saplıdır.
Pergelin hareketli ayağı ise coğrafyayı tarar. İşte o ayak Antalya’da Balkanlar’a, Kafkaslar’a, Orta Asya’ya ve Doğu Akdeniz’e değdi. Bu değme anında dünyanın gördüğü şey şu: Çap ne kadar genişlerse genişlesin, merkez asla kaymıyor.
İşte bu yüzden ADF2026’yı diğer tüm uluslararası zirvelerden ayıran özgün ruh budur. Burası Davos değil; burada zenginler kulübüne yaranma çabası yok. Burası Münih Güvenlik Konferansı değil; burada sadece silahlanma yarışı konuşulmuyor. Burası Antalya. Burada çözüm konuşuluyor. Ve bu çözümün anahtarı, İngilizce bilen danışmanların yazdığı metinlerde değil, bölgeyi avucunun içi gibi bilen bir kadronun öngörülerinde saklı.
Savaşın Yeni Grameri
Forumun belki de en az konuşulan ama en hayati paneli enerjiydi. Bu panelde şunu net gördüm ki Türkiye artık enerjiyi sadece “kışın evleri ısıtmak” olarak görmüyor. Enerji, 21. yüzyılın dış politika grameridir. Doğu Akdeniz’de bizsiz bir denklem kurulamayacağını anladılar. Irak’tan Basra’ya, Hazar’dan Karadeniz’e uzanan boruların düğüm noktasında oturan bir ülke olarak, musluğu açıp kapatmak değil, suyun yolunu değiştirmek gibi bir kudretimiz var. Bu kudreti tehdit olarak değil, istikrar vaadi olarak kullanmak ise bu forumun bence en büyük diplomatik başarısıydı.
Yeni Harita Çiziliyor
Antalya’dan ayrılırken aklımda tek bir cümle vardı: “Belirsizliklerle baş etmenin en iyi yolu, belirleyen olmaktır.”
Türkiye, 2026 model dış politikasıyla artık kendisine biçilen rolleri oynamıyor; rol dağıtıyor. “Köprü olmak” gibi naif ve edilgen bir tanımdan sıyrılıp, “kavşak ve merkez olmak” gibi aktif bir stratejiye geçiş yapıyor.
Bölgesel güvenlik denince akan sular duruyor. Ama Antalya’da gördük ki, o suları durduracak ya da yönünü değiştirecek olan şey ne uçak gemileri ne de balistik füzeler. O şey, sahici diplomasi.
Ve şu an o diplomasinin kalbi, kısa bir süreliğine de olsa, Akdeniz’in en güzel ucunda, Türkiye’nin avuçlarında atıyor. Yeter ki o kalp, sadece bu üç günlük bahar havasında değil, yılın her günü aynı kararlılıkla atsın. İşte o zaman yarını tasarlamak, belirsizliklerle baş etmekten çok daha keyifli bir iş olacak.
Ertürk ERYILMAZ
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
29 Nisan 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tüm Manşetler
28 Nisan 2026 Din ve Yaşam, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Sivil Toplum, Tüm Manşetler
28 Nisan 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler
28 Nisan 2026 Bilim ve Teknoloji, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler