Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Sabah yürüyüşü ve düşünce fırtınası içinde ülkemdeki mevcut siyasiler içinde bir kimlik arayışındayım. Bunlar Türk mü, değil mi?
Çünkü böylesi bir aşağılamayı hazmedemiyorum.
Bir Ermeni olan Apo, koca ülkemi nasıl dize getirdi?
Tabii ki bunu yaptıran gücün ne olduğunun farkındayım. Adam iki gün önce bir röportajda diyor ki: “Turkey” yani İngilizce “Hindi”.
Üstü kapalı diyor ki: “Sizi hindi gibi kızartırım.”
“Pardon,” diyor, “Bu, bildiğimiz Türkiye değil!”
Mesajı alanlar, ertesi gün alelacele İmralı’ya gitme kararı aldılar. Yani mesajın gereğini yaptılar. Dil bilimi böyle diyor, anlayana!
Atatürk’ün ölümünden sonra iktidara gelenlerin Türk olmadığı yönünde bir kanaate sahibim. Bazılarının gerçek kimliğini okuyup öğrendim.
Bazılarının ise aile soy ağacı üzerinden, tahmin ötesi görülebilir olması, yaşadığım travmayı artırmakta. Sonra ortaya bir anda yeni Osmanlı ideolojisi ile BOP projesinin sosyolojik ve stratejik eşleşmesini bir araya getirdiğimizde çok vahim bir tablo çıkmakta. Lütfen bunu yapmayın. Osmanlı enstrümanının bu toplumda bir karşılığı yok.
Kendi asrında da yoktu.
Anadolu Türk’tü.
Payitaht ise başka bir şeydi. Buraya bazı gerçekleri yazmak terbiyeme uygun değil.
Mesela ABD politikalarının Osmanlı Devleti üzerindeki tarihçesini kaç kişi biliyor?
Misyoner okulları hakkında nasıl bir bilgiye sahipler? Varsa yoksa Yahudi (bu bir taktik propagandadır). Oysa gerçek bambaşkadır.
Neyse.
Eve döndüm ve okumakta olduğum, tarihi bir hazine olan Prof. Dr. Laszlo Rasonyi’nin 1971 baskısı olan “Tarihteki Türklük” kitabımı okumaya devam ettim. Bu Macar Türkolog, Radloff ile birlikte Türkolojinin baş hocalarındandır. Atatürk kendisini Türkiye’ye davet ederek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde bir Hungaroloji kürsüsü kurmasını istemiş ve bunu sağlamıştır. Dolayısıyla bu kitaptaki bilgiler, Türk tarihi için en önemli belgeleri ihtiva eder.
Bu makaleyi yazdıran, bu kitaptaki bölümlerden birisidir: Türk kim imiş? Biz biliyorduk, lakin binlerce yıl öncesine bir bakış açısıyla bakmak da bugüne nasip oldu.
M.Ö. 36 yılında yazılı Çin kaynaklarında bir yerinde, Hiung-Nu’lar yani Hunlar’ın hükümdarı Çi-Çi muazzam ve kendisini imha edecek Çin hücumunu beklerken ordusuna şöyle hitap ediyor:
“Boyun eğmeyeceğiz. Zira Hunlar öteden beri kuvveti takdir eder, tabi olmayı hakir görürler. Savaşçı süvari hayatımız sayesinde, adı yabancıları titreten bir ulus olduk. Biz biliriz ki savaşta muhariplerin kaderi ölümdür.
Biz ölsek de kahramanlığımızın şöhreti kalacak, çocuklarımız ve torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaklardır.”
Bizanslı Prikopios, 5. yüzyılda Sabır’lar hakkında şunları söyler:
“Yerin sırtında insanlar yaşamaya başlayılıdan beri ne Yunanlıların ne de İranlıların kafasından Sabırlar’ın kullandığı silahlar çıkmadı.”
Basralı Cahiz (vefatı 864), 9. yüzyılın ortalarında kaleme aldığı risalesinde Türkler için şunları yazar:
“Enerjik, canlı, faal ve zekidirler. Kanaati Miskinlik, savaştan feragati Tereddi sayarlar.
Yeryüzünde, harpte sorumlulukla neticelenmeyen tek kavimdir. Yurtseverlikleri ise her kavmin takdir ettiği, bütün insanlığa şamil bir meziyettir. Bilhassa bu duygu Türk’lerde çok kuvvetlidir.”
11. yüzyılda diğer bir Arap müellif İbn Hasul, Türkler hakkında bir risale yazmıştır. Der ki:
“Diğer kavimler arasında şecaat, cesaret bakımından Türklerden üstün, büyük hedeflere ulaşmak için onlardan daha dirayetli hiçbiri yoktur. Cenab-ı Hak onları Arslan sıfatında yarattı.”
O kadar çok misal var ki…
Türkler, denizin derinliğinde midye kabuğu içinde saklı inciye benzerler. Değerinin takdir edilmesi için denizi bırakarak kralların tacını, gelinlerin kulağını süslemesi gerekir.
1206 tarihinde Fars yazar Tarih-i Mübarekşah yazmış.
Şimdi hemen İslâm adına bir takım kimseler “Bu da nedir? Bu ırkçı!” diyebilir.
Ben de ona derim ki:
Bir diğer çalışmam, Kur’an Semantiği çalışmamda, bu sabah Allah’ın (c.c.) izniyle Kasas Sûresi’ndeyim. Peki, nedir Kasas? Kıssalar demektir.
Yüce Allah (c.c.), peygamberine ve bize geçmiş olayları ve kişileri anlatarak, bir o gün için bir de bugün bizler için mesajlar veriyor.
Yani geçmiş çok önemli.
Velhasıl, bir son sözüm de dünyanın yönetici elitlerine: “Türksüz bir dünya, çöle dönmüş bir vaha gibidir.” Tek Tanrı’ya olan inanç ne kadar önce biliyor musunuz? Türklerde bundan 6 bin yıl öncesine kadar tespit edilmiş.
Siz, siz olun, Türk’ün olmadığı bir düzen için savaşmayın.
Ben okuduklarımdan dolayı bunları söylüyorum.
Türkiye’dekiler içinse hiçbir şey söylemeyeceğim. Elinizden ne geliyorsa yapın. Yapıyorsunuz.
Mevlam Görelim Neyler. Neylerse Güzel Eyler.
Ben buna iman ettim.
Necati YÜZÜAK
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler