Son Dakika


Birbirimizin mallarını haksız yollarla yemeye ne kadar da alıştık, değil mi? Bu durum ne kadar basitleşti ve bundan ne kadar da hoşnutuz! Bile bile günaha giriyoruz da kalbimizde en ufak bir kıpırdama olmuyor. Oysa bu hâl, kendi nefsimize kıymaktan öteye geçmiyor. Ah bir anlayabilsek…
Kur’an-ı Kerîm’in ifadesiyle, ölü kardeşimizin etini yemekten farksız olan bu hâlimizden bile tiksinmiyoruz. Buna rağmen ibadetlerimizi aksatmıyoruz, bundan hiç şüphemiz yok. Fakat bir yandan ibadet ederken diğer yandan gönül kırıyor, iftira atıyoruz, başkasının malına el uzatıyoruz. Yıkıp döküyor, etrafa günah saçıyoruz. Sonucunda üzerimizdeki kul hakları bitmek bilmiyor; iyiliklerimiz ise daha başlamadan tükeniyor!
Dinin direği adalettir. Adalet bittiğinde toplumsal ve manevi çöküş kaçınılmaz olur; zira adaletin bittiği yerde kul hakkı başlar. Bir kez kul hakkıyla gönül yıktık mı, elimizi yüzümüzü günah balçığına bulaştırırız; kalbin kirliliği ahlar vahlar eşliğinde üzerimize yapışır kalır. Kul hakkı; ateşin odunu yakıp tükettiği gibi insanın insanlığını da en güzel rütbesi olan kulluğunu da mahveder.
İşte bu yüzden, henüz vakit varken ve hak sahipleri ahirette bizi beklemeden helalleşmemiz gerekir. Üzerimizde kimin hakkı kalmışsa; hiçbir malın, mülkün ya da dünyalık eşyanın fayda vermeyeceği o çetin gün gelmeden, hem de alın teri kurumadan helalleşelim.
Oysa Allah Teâlâ’ya olan borcumuzu ödemek kolaydır. Nitekim O Kerîm’dir; kendi lütfundan verir her şeyi, bağışlar ve affeder. Yeter ki ellerimizi semaya kaldırıp yürekten nida edelim: “Yâ Rabbî! Affet bizi, çok pişmanız…” Fakat kul hakkını ödemek çetindir; çünkü insan o gün kendi canının derdine düşer. Öyle bir gün ki anne bile evladını görmez hâle gelir, kimse kimseye hakkını kolay kolay bağışlamaz.
Öyleyse adaleti yaşatalım ki insan yaşasın; insan yaşasın ki geleceğe huzurla ve hürmetle yürüyebilsin. Taşıdığımız bu ağır ve ezici yükü ahiret kapısı çalmadan önce sırtımızdan indirmemiz gerekir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin buyurduğu gibi: “Kalp kırarak kul hakkıyla huzura çıkmak, Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük bir günahtır.” Ecdadın da dediği gibi: “Kula bela gelmez Hak yazmadıkça, Hak bela yazmaz kul azmadıkça. Hak kuldan intikamını kul ile alır, dini irfan bilmeyen bunu kul etti sanır.”
Esasen insanın hakikate varması için evvela helalleşmesi gerekir. Önce eliyle, beliyle, diliyle ve en nihayet kalbiyle helalleşmeli; dilini damağına hapsedip gönül rahatlığıyla huzura gitmelidir insan.
Harun TAŞKIRAN
Etiketler: adalet bilinci » ahiret inancı » ahlak ve adalet » hak ve adalet kavramı » haksızlık ve zulüm » harun taşkıran » helalleşme önemi » ilahi adalet » islamda adalet » kul hakkı affı » kul hakkı hesap günü » kul hakkı nedir » kul hakkı ve vebal » manevi çöküş » Toplumsal Huzur » vicdan ve sorumlulukYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER