Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Babala TV’de Gürsel Tekin’in konuk olduğu yayını bir gazeteci titizliğiyle sonuna kadar izledim. Yayından geriye kalan; ne yazık ki demokratik bir tartışma kültürü değil, ağızda kekremsi bir tat bırakan siyasal bir hafıza kaybıydı. Siyasetin mutfağında ve sokaklarında dirsek çürütmüş bir gözlemci olarak, kendilerini “CHP Gençlik Örgütü” olarak tanımlayan bir grubun, yakın siyasi tarihten bu denli kopuk ve adeta bir merkezden yönetilen robotik tavırları, geleceğe dair ciddi soru işaretleri uyandırıyor.
Genç arkadaşların ruh haline bakılırsa, CHP sanki Ekrem İmamoğlu ile var olmuş gibi bir algı hakim. Oysa gerçekler hafızalarda tazeliğini koruyor. Karşılarında oturan Gürsel Tekin, 2009 yılında İstanbul İl Başkanı iken, rahmetli Baykal’ın desteğiyle İstanbul’da belediye sayısını 4’ten 14’e çıkaran stratejinin mimarıydı. Bugün bir başarı hikayesi olarak anlatılan Beylikdüzü’nün zemini de o dönemde, sadece 500 oyla kaybedilen o seçimle atılmıştı. 2014 zaferi için şartlar zaten hazırdı. Bu tarihsel sürekliliği bilmeden siyaset yapmaya kalkmak, köksüz kalmaktır.
“Kayyum” Ezberi ve Hukuki Gerçekler: “Ben Çağrı Heyetiyim!”
Programın en dramatik anları, Tekin’in hukuki süreci ilkokul düzeyinde bir netlikle anlatmasına rağmen gençlerin ısrarla duymamazlıktan, anlamamazlıktan gelip hakarete varan bir dille “kayyum” nakaratını tekrarlamasıydı. Gürsel Tekin, “Ben kayyum değilim, çağrı heyetiyim” diyerek süreci ve çözüm yolunu şöyle özetledi:
“Mahkeme, yapılan CHP İl Başkanlığının seçim listelerini öncesinde Genel Merkez’den kaç defa istedi ama gönderilmedi. Gidip onlara sorun bu olayların içinde ben yokum. Hesabı siz onlara soracaksınız. Süreç bu yüzden bu noktaya geldi. Ben hain değilim asıl birileri ile iş tutanlar haindir. Beni atamadılar, ben talep etmedim, delegeler önerdi. Mahkeme bize tebliğ yaptı; eğer ben bu görevi kabul etmeseydim süreç Baro’ya devrolacaktı ve işte o zaman partiye dışarıdan gerçek bir kayyum atanacaktı. Bir CHP’li olarak buna izin vermedim görevi kabul ettim” dedi.
Gürsel Tekin’in “Çağrı Heyeti” olarak atanmasına giden süreç, sadece bir usulsüzlük iddiası değil, bizzat CHP’li delegelerin dile getirdiği sarsıcı bir “irade ipoteği” şikayetiyle başlamıştır. Bazı delegeler; kongre sürecinde kendilerine rüşvet teklif edildiği, hediyeler verildiği ve hatta doğrudan para karşılığı oy istenerek iradelerine müdahale edilmeye çalışıldığı gerekçesiyle savcılığa ve mahkemeye başvurmuşlardır. Bu ağır “etik dışı yöntem” ve rüşvet iddiaları üzerine açılan soruşturma neticesinde mahkeme, mevcut yönetimi tedbiren görevden uzaklaştırmış ve seçimleri yenilemek üzere tarafsız bir isim olarak Gürsel Tekin’i görevlendirmiştir. Yani Tekin’in oradaki varlığı, bizzat partililerin şikayet ettiği bu kirli yöntemlerin ve “delege borsası” iddialarının üzerine hukuk eliyle gidilmesinin bir sonucudur; amacı ise rüşvet ve baskıyla kirletilen seçim sürecini temizleyerek partiyi yeniden meşru bir kongreye taşımaktır.
Tekin’in yayındaki en net duruşu ise hukuka olan bağlılığıydı: “Yapılacak şey belli; kanunlar ne diyorsa ona göre yapılmalı. CHP Genel Merkezi yöneticileri gelip çağrı heyetiyle birlikte seçim gününü belirlemeli, il kongresi bu meşru zeminde yapılmalı. İşte o zaman mahkeme tedbiri kalkar” dedi.
Bu rasyonel çözüm önerisine ve de CHP Genel Başkanının bu gerçekleri bilmesine rağmen, birilerinin gençleri örgütleyip Tekin’e karşı barikat olarak sürmesi, hakaret ettirmesi siyasi nezaketsizliğin zirvesiydi.
Yolsuzluk Karşısında Suskun Kaldılar
Beni asıl yaralayan nokta, gençliğin o “isyan” duygusunun yerini teslimiyete bırakmış olmasıdır. Aziz İhsan Aktaş, Ertan Yıldız ve Adem Soytekin gibi isimlerin iddia edilen kirli ilişki ağları sorulduğunda, o “isyancı” gençliğin adeta dilini yutmuş olması manidardı.
Tekin’in yayındaki şu tespiti ise sarsıcıydı:
“Bu isimlere karşı ne CHP yönetimi ne de belediye başkanları tek bir dava açtı. Bu iddia edilen kirli ağlara karşı suç duyurusunda bulunan, dava açan tek kişi benim. Neden kimse bu yolsuzlukların üzerine gitmiyor?”
Bir genç; tam da gençlik çağındayken yolsuzluğa kol kanat gerer mi? Germez. Ama o gece biz, kendi tarihlerine yabancılaşmış, “AK Parti’den kurtulma” bahanesiyle her türlü şaibeyi meşrulaştıran bir kitle izledik.
90’lı yılların CHP gençliğini hatırlayalım… O dönemdeki gençler, yeri geldiğinde İSKİ yolsuzluğuna en sert tepkiyi koymuş, Baykal’ın sağcı politikalarına karşı “Genç Sol” oluşumuyla parti yönetimini terletmişlerdi. Bugün ise paranın gücü partiyi dejenere etmiş, ideolojinin yerini pragmatizm almış görünüyor. İmamoğlu’nu solcu sanıyorlar çünkü solun ne olduğunu bilmiyorlar.
Yayının en ibretlik anlarından biri de Gürsel Tekin’in kişisel dürüstlüğünün “e-Devlet” üzerinden test edilmeye çalışıldığı dakikalardı. Hakkındaki asılsız “yüzlerce dairesi, onlarca şirketi var” spekülasyonlarını sitemle karşılayan Tekin; sadece bir evi ve bir arabası olduğunu beyan ettiğinde, karşısındaki gençler büyük bir özgüvenle “Eğer bu gerçekse sizden özür dileyeceğiz” dediler. Ancak Tekin, saniyeler içinde e-Devlet kapısını açıp mal varlığını tüm şeffaflığıyla ekranlara yansıttığında, o ana kadar aslan kesilenlerin üzerine derin bir sessizlik çöktü. Gerçeği gözleriyle görmelerine, iddiaların koca bir yalan olduğunu anlamalarına rağmen, o beklenen özür bir türlü gelmedi. Bu durum, o geceki kurgunun amacının “gerçeği bulmak” değil, ne pahasına olursa olsun bir itibar suikastı gerçekleştirmek olduğunu, hakikat karşısında bile eğilmeyen o katı ve nezaketsiz tutumla bir kez daha kanıtlamış oldu.
Bir Gün Anlayacaklar
O gece Gürsel Tekin’e hakaret eden o gençler, bir gün üzerlerine sıkılan gazların sorumlusunun kendisinin ve AK Parti iktidarının olmadığını, onlarla iş tutan genel merkezdeki “abileri” olduğunu anlayacaklar. Ancak o vakit geldiğinde, bu performansları peşlerini bırakmayacak birer pişmanlık vesikası olacak. Bir gün mutlaka, “Keşke o programa gitmeyip elime tutuşturulan o soruları sormasaydım” diyecekler ama tarih, o rezilliği çoktan kaydetti bile.
Çok yazık…
Ayetullah COŞKUN
Etiketler: 2009 yerel seçimleri CHP başarısı » Aziz İhsan Aktaş dava süreci » Babala TV’de "Çağrı Heyeti" Gerçeği ve Gençliğin Robotik Tavırları » bağımsız gazeteci gözüyle CHP » Ben kayyum değilim çağrı heyetiyim » Çağrı Heyeti ve kayyum tartışması » CHP Gençlik Kolları analizi » CHP Gençlik Örgütü » CHP tüzüğü ve mahkeme kararları » CHP'de yolsuzluk iddiaları » Ekrem İmamoğlu ve Beylikdüzü süreci » Genç Sol ruhu ve değişim » gürsel tekin » Gürsel Tekin Babala TV » gürsel tekin kimdir » Gürsel TEKİN Tek Tek Belgeledi » Gürsel Tekin yolsuzlukla mücadele » İstanbul siyasi hafızası » siyasal iletişimde hazır sorular » siyasi liyakat ve tecrübe » siyasi manipülasyon ve gençlikYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler