Son Dakika


Yazının Gizli Tarihi: ANU’dan Kenger’e, Aran’dan Göktürk’e Dünyayı Saran Medeniyet
Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa’daki Rakipleri Belli Oldu
Macaristan’da Kâbus Akşamı: Trabzonspor Ferencvaros’a Farklı Boyun Eğdi
Kartal Kaybetse de Turladı: Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Lig Aşamasına Yükseldi
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri belli oldu!
Fenerbahçe 18 Yıl Sonra Şampiyonlar Ligi’nde!
Geçtiğimiz günlerde Türkiye, peş peşe iki okul saldırısıyla sarsıldı. Önce Şanlıurfa Siverek’te bir lisede eski bir öğrenci silahlı saldırı düzenleyerek 16 kişiyi yaraladı ve ardından intihar etti. Hemen ertesi sabah Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’nda bir 8. sınıf öğrencisi, sırt çantasında taşıdığı silahlarla sınıflara girerek 9 çocuğun ve öğretmenin ölümüne, 13 çocuğun yaralanmasına neden oldu. Saldırgan çocuk da öldü. İki gün, iki okul, 25 can ve bunun gibi daha nice gelişen saldırı ihbarları ve sosyal medyadaki bilgi kirliliği… Akla bu süreçte bir soru da gelmiyor değil: Bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha derin ve planlı bir sürecin yüzeydeki kabarcıkları mı?
Verilerle Mevcut Tablo
Adalet Bakanlığı’nın verileri çarpıcı şekilde göz önüne seriliyor. 2023 yılında 0-17 yaş arası suça sürüklenen çocuklar için 299 bin 362 soruşturma açıldı. 304 bin 56 çocuk şüpheli sıfatıyla dosyalara girdi. Bunların 77 bin 947’si yargılandı. TÜİK ise aynı yıl suça sürüklenen çocuk olay sayısını 178 bin 834 olarak veriyor. Bu olayların %39,8’i yaralama, %20,8’i hırsızlık.
Okullarda fiziksel kavga, kesici alet taşıma, ateşli silaha saldırganlık ve ciddi derecede çeteleşme eğilimleri artıyor. Lise öğrencileri arasında yapılan araştırmalar, şiddet eğilimi ile benlik saygısı arasında doğrudan negatif bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Yani kendini değersiz hisseden, yalnızlaşan, aidiyet duygusunu kaybeden her genç, potansiyel bir şiddet aktörü haline gelebiliyor.
Görünmez Tehdit: Toplum Mühendisliği
Peki bu gençlerimizi bu hale getiren nedir? Aile içi şiddet, ekonomik zorluklar, eğitim sistemindeki aksaklıklar elbette var. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken bir başka odağımız var. Bu odak çok daha görünmez, çok daha sinsi ve çok daha tehlikeli bir olgu: Etki ajanlığı ve sosyal medya üzerinden yürütülen toplum mühendisliği operasyonları.
Kırılgan Beyinler, Kanlı Algoritmalar
Ergenlik dönemi, beynin en hassas evrelerinden biridir. Prefrontal korteks yani rasyonel karar verme merkezi henüz tam gelişmemişken, limbik sistem ve dopamin ağı aşırı aktiftir. Bu dönemde gençler; riskli, heyecan verici ve anlık ödül vaat eden içeriklere karşı biyolojik olarak savunmasızdır. Sosyal medya algoritmaları ise bu kırılganlığı tıpkı bir avcı gibi sömürür. Bir genç, bir kavga videosu izlediğinde algoritma “Beğendin, daha fazlasını ister misin?” der ve şiddet içerikli videolar, silah gösterileri, mafya romantizmi, birçok yeni tip sosyal medya çeteleri övgüleriyle ekranını doldurur.
Bu süreçte duyarsızlaşma kaçınılmazdır. Şiddet, önce “normal” sonra “prestijli” en sonunda da “uygulanabilir” hale gelir. Pandemi sonrası dijital bağımlılığın patlamasıyla birleşen bu tablo, gençlerimizi yasadışı platformlara, dark web benzeri gizli gruplara sürüklemektedir.
Süreçte Tam Aktif Silah: Etki Ajanlığı
İşte tam bu noktada, dış devlet istihbaratları ve onların güdümündeki küresel aktörler devreye girer. Etki ajanlığı, geleneksel casusluktan farklı olarak; sosyal medya influencerları, sivil toplum kuruluşları ve düşünce kuruluşları üzerinden yürütülen sistematik bir psikolojik harekattır. Hedef; bir ülkenin gençliğini manipüle ederek toplumsal güveni sarsmak, kültürel bölünmeyi derinleştirmek ve bölgesel kaos yaratmaktır.
Türkiye gibi stratejik bir ülkede, gençleri “kullanılabilir atak” haline getirmek dış aktörler için biçilmiş kaftandır. Sosyal medya algoritmaları “yankı odaları” yaratır. Bir genç şiddet içerikli bir paylaşımı izlediğinde, algoritma onu aynı türden içeriklerle bombalar. Kısa sürede genç; kendini şiddetin normalleştiği, mafyatik grupların kahramanlaştırıldığı, devlete ve kurumlara güvenin sistematik olarak aşındırıldığı bir dijital ekosistemin içinde bulur.
Bal Tuzakları ve Psiko-Teknikler
Klasik istihbarat yöntemi olan “bal tuzağı” artık sosyal medyada da karşımıza çıkıyor. Cinsellik, yakınlık vaadi veya “özel” paylaşımlar üzerinden gençler tuzağa düşürülüyor; şantajla radikalleştiriliyor veya doğrudan saldırganlığa yönlendiriliyor. İran başta olmak üzere birçok dış aktörün bu yöntemi kullandığına dair istihbarat çalışmaları mevcut.
Daha da derini var: Video ve görsel içerikler üzerinden bilinçaltı manipülasyon. Hızlı kurgu kesmeleri, hipnoz benzeri ses efektleri, subliminal mesajlar, renk kodları… Bunların hepsi gençlerin limbik sistemini (duygusal beyin) domine etmek, prefrontal korteksi (mantık) devre dışı bırakmak için tasarlanmış psiko-tekniklerdir. Şiddet videolarının tekrar tekrar izletilmesi, korku uyandıran görsellerin sürekli ön plana çıkarılması, “suspended attention” (askıda dikkat) tekniğiyle zihnin yeniden programlanması… Bunlar artık bilim kurgu değil, sosyal medya platformlarının günlük işleyişinin bir parçasıdır.
Algoritmalar; konum, ilgi alanı ve ruh hali verilerini kullanarak kişiselleştirilmiş propaganda yayar. Bu, bireysel şiddeti kolektif kaosa dönüştüren bir toplum mühendisliği projesidir. Okul saldırıları bir “taklit zinciri” yaratarak yeni saldırganlar doğurur. Amerika ve Hindistan’da oluşan bu saldırıların bugün Avrupa içlerinde ve ülkemizde yansımaları görünmekte; hatta saldırgan gençler bu temelde örnek aldığı kişileri profillemektedir.
Çözüm Arayışı
Bu tablo karşısında çaresiz değiliz ancak çözüm de basit değil.
Dijital Okuryazarlık: Artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çocuklarımıza sosyal medyanın bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir manipülasyon alanı olduğunu öğretmek zorundayız.
Koordinasyon: Aileler, okullar, sivil toplum ve güvenlik birimleri arasında koordineli bir işbirliği şarttır.
Regülasyon: Sosyal medya platformlarının denetlenmesi, etki ajanlığına karşı yasal önlemler ve şiddet içeriklerinin hızla kaldırılması için mekanizmalar kurulmalıdır.
En önemlisi, gençlerimizin bilinçaltını yabancı algoritmaların değil; milli değerlerimizin, kültürümüzün ve sağlıklı aidiyet duygusunun şekillendirmesidir. Aksi takdirde, her yeni okul saldırısını sadece bireysel bir trajedi olarak okumaya devam ederiz. Oysa bu saldırılar, tasarlanmış bir toplum mühendisliğinin, küresel güçlerin gençliğimiz üzerinden ülkemize vurduğu birer darbedir.
Siverek’te, Kahramanmaraş’ta ve nice diyarda ölen çocuklarımızın kanı yerde kurumadan bu gerçeği görmek ve harekete geçmek zorundayız. Güvenli bir gelecek farkındalıkla başlar ve farkındalık, işte bu satırları okuduğunuz andır.
Bu analiz; psikolojik, sosyolojik ve istihbarat disiplinlerinin kesişiminde hazırlanmıştır. Konunun derinliği, daha kapsamlı multidisipliner araştırmaları hak etmektedir.
Ölen çocuklarımıza ve öğretmenimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Rabbim bir daha bu denli saldırılar yaşatmasın. Amin.
Ertürk ERYILMAZ
Etiketler: bilinçaltı manipülasyon yöntemleri » çocuklarda suç eğilimi istatistikleri » dijital bağımlılık ve şiddet » dijital okuryazarlığın önemi » dijital şiddet mekaniği » ergenlerde beyin gelişimi ve sosyal medya » etki ajanlığı nedir » gençlerin radikalleşmesi nasıl engellenir » okul saldırıları nedenleri » okullarda çeteleşme ve güvenlik » siber psikolojik harekat » sosyal medya algoritmaları ve gençler » sosyal medya manipülasyon teknikleri » toplum mühendisliği operasyonları » türkiye suça sürüklenen çocuklar verileriYorum yapabilmek için Giriş yapın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
04 Eylül 2026 Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Din ve Yaşam, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Siyaset, Tüm Manşetler
02 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Tarih, Tüm Manşetler
01 Eylül 2026 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Spor, Tüm Manşetler